HDK referandumda herkesin HAYIR'ını meydanlarda buluşturma anlayışıyla çalışacağını belirtti
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eşsözcüleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Onur Hamzaoğlu, Taksim Hill Otel’de düzenlenen basın toplantısında Anayasa değişikliği ve referandum sürecine ilişkin yaklaşımlarını anlatıp, nasıl bir politika izleyeceklerini özetlediler. Anayasa değişikliğiyle gerçekleşen rejim değişikliğinin hangi tarihsel koşullarda gerçekleştiğine dair kısa bir analiz yapılarak başlanan toplantıda, HDK’nın bu değişikliğin götürüleceği referandumda HAYIR diyeceği ve bu Hayır’ı hangi esaslar üzerinden pratik politikaya dönüştüreceği anlatıldı.
“BAŞKAsıNA ihtiyacımız yok. Son söz bizim: HAYIR” başlığıyla yapılan toplantıda yürütülecek HAYIR kampanyasının güçlü bir toplumsal karşılığı olduğu vurgulanarak, meselenin bu toplumsal potansiyelin yeni bir umut ve cesaretin açığa çıkarılmasının vesilesi yapılması ve sokağa yansıtılması olduğu vurgulandı. Sürecin sadece referandumda HAYIR çıkarma sınırlarında ele alınmaması, uzun vadeli bir mücadele perspektifiyle planlanması, ittifaklardan siyaset yapış tarzına kadar kapsamlı bir yenilenmenin şart olduğu belirtildi. Kampanyada biz bize konuşmak yerine asıl olarak kararsızları oluşturan yüzde 20’lik mütedeyyin kitlenin hedefleneceğinin altı çizildi.
Toplantı Hamzaoğlu’nun yapılan değişikliklerin tarihsel arka planına ilişkin yaptığı analizlerle başladı. 24 Ocak kararları ile 12 Eylül askeri darbesi arasındaki ilişkiyi çok sonradan kurduklarını söyleyen Hamzaoğlu, bugünü değerlendirirken de genel olarak emperyalist kapitalist sistemin yaşadığı kapsamlı kriz ve bu krizin Türkiye gibi bağımlı ülkelere nasıl yansıdığı diskurundan yola çıkmak gerektiğini vurguladı. ABD’de Trump’un kendi başına bir şahıs olmadığı, sermayenin bu dönemdeki eğilim ve ihtiyaçlarının bir ürünü olduğunu vurgulayan Hamzaoğlu, onda cisimleşen özelliklerin 2008’de yaşanan krizle iflas eden neoliberal politikaların şimdi bir çeşit neo-Keynesyen politikayla değiştirildiğine işaret ettiğini kaydetti.
Patronlara yapacağı vergi kıyakları, altyapı yatırımları vaatleri ve diğer popülist söylemlerinin kamusal harcamaların arttırılacağı anlamına geleceği ve bunun aynı zamanda dünyaya dağılmış doların ABD iç piyasasına dönüş anlamına geleceğine işaret eden Hamzaoğlu, ABD’de başlayan bu yönelimin Türkiye gibi bağımlı ülkelere yansımalarına dikkat çekti. TL’nin bugün yüzde 30 oranında devalüe edildiği ve bunun devam edeceğini söyleyen Hamzaoğlu, yaşanan derin ekonomik krizin dışardan gelecek “kayıt dışı” paralarla ya da büyük yağmalarla bile aşılamayacak derinlikte olduğunun altını çizdi.
Bölgesel kriz dinamikleri, dünyadaki bu gidişat ve Türkiye’nin kendi iç yapısal sorunlarına vurgu yapan Hamzaoğlu aynı zamanda bir sistem ve rejim değişikliği olan Anayasa değişikliğinin bu parametreler içerisinden okunması gerektiğine vurgu yapmış oldu.
Anayasayı değiştirip bu kriz dinamiklerini yönetmeyi hedefleyenlerin gündeminde ekmeğin daha da küçülmesi ya da büyüyen işsizliğin yeri olmadığına, onların tek derdinin süreci yönetmek için toplumsal iradenin kırılması olduğuna değindi. AKP’de somutlaşan gücün toplumu ikilikler yaratarak yönettiğini, bunun siyaset bilimcilerin tanımıyla yeni otoriterleşmenin esasını oluşturduğunu vurgulayan Hamzaoğlu, bu yönetim biçiminin aynı zamanda tarihsizleştirmeyi hedeflediğinin altını çizdi. Toplumsal kazanımların nasıl bir mücadele tarihi üzerinden gerçekleştiğinin zorbaca yöntemlerle unutturulması ve o kazanımların kendisinin bunun için mücadele edenlerin tasfiyesiyle birlikte tasfiye edilmesini…
Anayasa değişliği taslağı ile ilgili, “Bu tek başına yönetim değişikliği değil, sistem değişikliği. Devletin yeniden inşa süreci var. Üniversite öğretim üyelerinin imza atmış olmaları gerekçelendirilerek kamudan çıkarılmaları, sağlıkçıların çıkarılmasını sadece tasfiye olarak değerlendirilirsek eksik kalırız. Bunlar devletin yeniden inşa edilme sürecinin önemli bir parçasıdır” diyen Hamzaoğlu, Anayasa değişikliğinin aynı zamanda fiili olana yasal kılıf geçirmek anlamına geldiğini vurguladı.
Konuşmasına, 24 Ocak 1993’te öldürülen gazeteci Uğur Mumcu’yu anarak başlayan Kılıç Koçyiğit de 12 Eylül Anayasası-referandum süreci ile bugünü kıyaslayıp her ikisinin de benzer koşullarda gerçekleştiğine dikkat çekek devam etti. Şimdi de bir darbe girişimi sonrasında ilan edilen OHAL koşullarında, binlerce muhalifin cezaevlerine doldurulduğu, TV ve gazetelerin kapatıldığı, susturulduğu bir iklimde gidildiğine değindi.
Anayasa ve referandum sürecini “Yapım itibariyle meşru değil. Toplumsal katılıma açık değil. Hiçbirimizin sorunlarına çözüm üreten bir taslak değil” diye belirten Kılıç Koçyiğit bu koşulların “15 Temmuz’un oluş koşullarıyla ilişkili ciddi soru işaretleri oluşturuyor” diye vurguladı.
“Referandumdan çıkacak ‘evet’ meşru bir ‘evet’ değil. Bu anayasayı tanımayacağımızı ilan ediyoruz” diye alt çizmede bulunan Kılıç Koçyiğit, “Buna karşı da açık net şekilde mücadele edeceğiz. Bu ülkenin demokratikleşmesi için tünelden önce son çıkış olabilir” belirlemesi yaptı.
Rejim değişikliğine gidilmesinin “barış” ve genel olarak Kürt sorununun yaratacağı demokratikleşme ikliminin toplumun genelinde bu yönde bir kabul ve dönüşüm yarattığının görülmesi ve bu gerçeğe tahammülsüzlükle doğrudan ilişkili olduğunu söyleyen Kılıç Koçyiğit, bir HAYIR cephesi için kapsamlı bir çaba içinde olduklarını ve görüşmelerin devam ettiğini söyledi.
Yaşanan değişimin rejim sistem değişikliği olduğu kadar kapsamlı bir toplumsal dönüşümü ve kurucu aygıtların dönüşümünü kapsadığına vurgu yapan Kılıç Koçyiğit, bunun MHP ile ittifakla gerçekleştirildiğine değinerek, kendilerinin de bu noktada ittifak politikalarını değiştireceklerine ve çalışma tarzlarını yenileyeceklerine vurgu yaptı.
Toplantı nasıl bir kampanya planlandığına dair gelen soruların yanıtlanmasıyla devam etti. Gerek Kılıç Koçyiğit gerekse Hamzaoğlu sokağın ve yüzde 20’lerle ifade edilen kararsız kitleye ulaşmanın önemine vurgu yaparak, referandumdan sonrasının örgütlenmesini de merkeze koyduklarını vurguladılar. Herkesin HAYIR’ının sessizce içerde tutulmasının değiştirilmesi ve sokaklarda buluşturulmasının önemine değindiler. Mitingler, özellikle yüzde 20’nin yaşadığı bölgelerin merkezlerinde, pazarlarında yapılacak çağrılar şeklinde bir kitle çalışması yürütüleceğine vurgu yaptılar. Kürdistan’da da halkın sandığa gidebilme koşulları sözkonusu olursa tüm dezavantajlara rağmen ezici bir HAYIR çıkmasının beklendiğini belirttiler.