Kürt halkının derin travmalarla iç içe geçen hayal kırıklıklarının sandığa gitmekte isteksizlik yaratacağını öngörmek zor değil
Hejar Baran
Referandum sürecinin en kritik alanlarından birinin Kürdistan olacağı açık… Rejim, bu değişiklik için tüm muhalefet dinamiklerini ezerek yolunu açmaya çalışıyor.
Bu muhalefet dinamikleri içinde, kitleselleşmiş militan bir demokratik gücü ifade eden Kürt özgürlük hareketiyle Kürt halkının onlarca yıllık mücadele içinde geliştirip damıttığı siyasal-toplumsal bilinci çözmek, başat bir önem taşıyor.
Burjuvazi için tehdit oluşturan sınıf temelli asgari bir devrimci örgütlülüğün geliştirilemediği Türkiye cephesinde bile bilinçaltına derin bir çentik gibi kazınan Gezi korkusuyla yapıp ettikleri ortada. Bu, Kürdistan’da bodrumlarda insanları diri diri yakmalar, kitlesel tutuklamalar, zorla göçertmeler, kentlerin haritadan silinmesi, tarihsel bir korkuyu ifade eden sınırların daha kalın duvarlarla pekiştirilmesi biçimine büründü önce.
Sonraki hamle ise, Kürt halkının onlarca yıllık zorlu mücadeleler içinden devşirdiği toplumsal örgütlülükler ve kurumsallaşmaların azgınca tasfiye edilmesi oldu. Belediyelere el konuldu, yaratılmış tüm örgütlenme ağları dağıtıldı, milletvekilleri dahil binlerce insan zindanlara dolduruldu, haritadan silinmek istenen kentlerin çevresine tutunmuş yoksul Kürt halkı yerinden zorla göçertilmeye çalışıldı…
Kürt halkını örgütsüzleştirmek-belleksizleştirmek-tarihsizleştirmek üzerinden yürüyen bu saldırının şimdi referandumda sinsi politikalarla iç içe geçirilecek yürütüleceği anlaşılıyor. Barzani, cemaat-tarikat-aşiret liderleri, Hizbullah ve cihatçı çeteler, Kürt burjuvalarının Ensarioğlu gibi belirli kesimleri üzerinden yürütülecek bu politikayla son özel savaşın kapsamlı yıkımını yaşayan Kürt halkı, değerlerinden soyundurularak rejimin çizdiği sınırlara gelmeye “razı” edilmeye çalışılacak.
Rejim bu ”rızanın” sağlanmasında, son 1 yılda yaşanan özyönetim direnişlerine mesafeli duran, yaşadıkları ekonomik zararın hesabını yapan, yaşam tarzlarının-statü ve statükolarının daha da sarsılacağı kaygısı duyan orta sınıfların “rahatsızlığını” da ittifak gücü olarak görüyor.
Kürdistan’da yoksul Kürt emekçilerinin yaşadıkları savaş yorgunluklarının, devasa travma ve yıkımların yarattığı nesnel zemini, bu gerici blok-ittifak güçleri üzerinden tepe tepe kullanmak istiyor. Kürt siyasi hareketinin binlerce kadrosunun zindanlara tıkıldığı bu koşullarda bunun daha da kolay olacağı hesapları yapıyor. Referandum sürecini de asıl olarak böyle bir seferberlik yaklaşımıyla yürütmeyi planlıyor.
Rejim açısından referandum sürecinin bu enstrümanlar, ittifaklar ve nesnellikler üzerinden şekillenen bir plan dahilinde ve seferberlik anlayışıyla yürütüleceği açık. Bu ne kadar açıksa, Kürt siyasi hareketinin bu süreci son yıllarda sergilediği pratikten farklı bir pratik ve seferberlik ruhuyla yürütmek zorunda olduğu da bir o kadar açıktır. Daha çok Kürdistan’ın Rojava ve Irak parçalarına odaklanmış ve bu noktalarda da giderek belli handikaplarla karşı karşıya kalmaya doğru giden Kürt siyasetinin, bu yaklaşımdan farklı daha bütünlüklü bir yaklaşıma geçmesi zorunludur. Çünkü esasında diğer parçaların güvenliği ve kazanımlarının korunması da bu en büyük ve en örgütlü parçadaki gücün korunmasına bağlıdır.
Bu parçayla ilişkilenmeyi yeniden kurmak zorunda olan Kürt siyasi hareketi, rejimin planını bozacak bir kitle seferberliğini merkeze koymalıdır. Referandum sürecini, dağıtılan toplumsal örgütlenme ve ele geçirilen kurumlara alternatif yeni örgütlenme biçimleri yaratmanın manivelasına dönüştürmelidir.
Kürt halkının yaşadığı derin travmalarla iç içe geçen hayal kırıklıklarının en başta sandığa gitmekte ciddi bir isteksizlik yaratacağını öngörmek zor değil. O açıdan da Kürdistan’da referandum çalışmasının başat sorunu, Kürt halkının sandığa gitme iradesini harekete geçirmektir. Vereceği oyun rengine ilişkin propaganda yapmanın bile önüne bu gerçek geçiyor.
Kürt halkının sandıktan “EVET” çıktığında başına neler geleceğine ilişkin özel bir propaganda çalışmasıyla kazanılmak gibi bir sorunu yoktur. Elbette bu konuda da belirli kesimler, rejimin propagandası karşısında daha savunmasız hale gelmiştir. Fakat toplamda böyle bir sorundan ziyade asıl olarak sandığa gidip gitmeme sorunu mevcuttur. Çünkü Kürt halkının sistemin sandık gibi legal mekanizmalarına karşı herhangi bir beklentisi kalmamıştır.
Bu öz olarak devrimci bir kopuştur. Fakat bu beklentisizlik hali, Kürt siyasi hareketinin yaratacağı umut ve tamir edip güçlendirmesi gereken güvenle birleşmediği taktirde, pratikte ‘siyasete kayıtsızlık’, süreçlerin seyrine ilgisizlik, pratik isteği ve enerjisinin zayıflaması yönünde derinleşme, bozulup yozlaşma riski de vardır. Önümüzdeki referandumda sandığa gitmeme eğilimi, bugünün koşullarında daha çok bu yönlü bir tepkinin dışa vurumu olacaktır. Bu nedenle, üzerine gitmeyi gerektiren ‘reaksiyoner bir tutum’ özelliğini taşımaktadır.
Bu noktada, Kürt siyasi hareketinin, toplamda kolektif bir seferberlik yaratması, eşgüdüm içinde hareket etmesi ve halkın yaşadığı ruhsal kırılmalara dokunarak onu yeniden serhildan ruhuna kavuşturması incelikli bir planlama ve emeği gerekli kılıyor. Dışarda kalan milletvekillerinin bölgeye gidişini bile gözaltılar ve “denetimli serbestlikle” barikatlamaya çalışan rejimin tüm bu hamleleri, halkın derinliklerinde hareket eden öz örgütlenme araçlarının yaratılması ve mobilize edilmesiyle aşılabilir.
Rejimin estireceği teröre karşı toplumsal bir duruş ve serhildan ruhunu açığa çıkaracak bir iç örgütlülükle birleştiği oranda Kürt halkının yaşadığı umut-güven kırımı yeniden onarılıp, ayağa dikilebilir. Türkiye cephesinin bu süreçte Kürt halkıyla daha güçlü bir iletişim kurması, daha sağlam dayanışma ağları oluşturması, güven vermesi, diri diri yakılırlarken sergilenen ataletten farklı bir kardeşlik köprüsü kurması ise dün olduğu gibi bugün de tarihsel bir görev ve zorunluluktur.
(Alınteri'nin baskıdaki Şubat 2017 tarihli 8. sayısından alınmıştır)