"Terör" yumruğuyla "evet" oyu istemek

“HAYIR” kampanyalarının sesleri yükseldikçe rejim sözcülerinin paniği de tehditlerinin dozu da artıyor

GÜNCEL
Cuma, 3 Şubat 2017 (9 yıl 2 ay önce)

"Terör" yumruğuyla sersemletip "evet" oyu istiyorlarsa!



 



Helin Adar



 



Faşist Türk devleti ‘Başkanlık sistemi’yle azami merkezileşme ve devletin reorganizasyonunu sağlayacak süreci referandumla taçlandırmak istiyor.Buna “Evet” denmesi için çıplak zorun binbir çeşidi başta olmak üzere, her yolu mübah gördüğünü gizlediği de söylenemez. Çeşitli toplumsal ve siyasal kesimlerdeki kaos, karamsarlık ve bezginlik sislerini de dağıtmaya başlayan canlanma belirtileri “Hayır” kampanyalarının sesleri yükseldikçe rejim sözcülerinin paniği de tehditlerinin dozu da artıyor.



 



Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş’un “Ülkedeki saldırıların devam edebileceğini, ancak ‘partili cumhurbaşkanlığını’ içeren anayasa değişikliği teklifine referandumda ‘Evet’ çıkması halinde kesileceğini” söylemesi bunun en aleni, aynı zamanda en kaba biçimde dile getirilişidir. Haziran seçimleri sonrası hegemonyası sarsılan faşist rejimin ‘Millet kaosu seçti’ söyleminin ardından nasıl bir kaos yaratmaya çalıştığı ve bunun karşısındaki hazırlıksızlığımız hafızalarımızda tazedir. Bu anlamda referandum sürecine olduğu kadar sonrasına da en başta kafaca ruhça hazırlanmak gibi tarihsel bir görevle karşı karşıyayız.



 



Kurtulmuş’un her demeci ve demeci izleyen saldırılar düşünüldüğünde referandumda ‘Hayır’ oyu verecekler ‘Terör örgütleri canlı bombalar, suikastler’ yumruğuyla sersemletilip korku atmosferinde en azından tarafsızlaştırılmaya, pasifize edilmeye çalışılıyor. Başka bir deyişle “Türkiye’nin bekası tehdit altında, bundan tek çıkış yolu güçlü bir tek adam sistemi” diyen faşist rejim, fiziki saldrılar eşliğinde tam bir psikolojik moral üstünlük sağlama savaşı yürütüyor.



 



Devlet biraz da geçmişte yarattığı “sarsılmaz hegemonya” karamsarlığının ürünlerini devşirmenin deneyimiyle hareket ediyor. Hafızalarımızda canlı olan bir başka deneyim yine Haziran seçimlerindendir. Özellikle Kürt illerinde “Erdoğan’ın bütün saldırganlığı başkanlık hırsından kaynaklanıyor, başkanlık onun olsun, yeter ki Kürtleri bir nebze rahat bıraksın” yanılgısının, ‘ondan nefret eden bazı Kürt’ kesimlerinin dahi AKP’ye oy vermesine yaradığı bilinir.



 



Hegemonyayı sarsmak, sallamak



 



Bu siyasal atmosferi yarmak, başkanlık sistemi için anayasa teklifine “HAYIR” diyen bütün toplumsal ve siyasal kesimlerin birlikteliğini sağlayarak HAYIR cephesinde kitleselliği yakalamak elzem olmuştur. HAYIR cephesi açısından alabildiğine eşitsiz koşullarda girilen süreçte oylarının düzeyinden önce karşıt bir cephenin varlığı, alternatifsiz olmadığımız umudunu büyüyecektir/büyütülmelidir. Şimdilerde sis bulutları arasından başını gösteren, yaratıcılık örnekleri de sergilenen “Hayır” sesleri bütün tehdit ve saldırganlığa rağmen yükselmektedir. Bunları tek mecrada birleştirmek, büyütmek, karşıt bir çekim gücü yaratmak zorundayız. Çünlü referandumdan sonra özgürlüklerini en fazla kaybedecek olan bütün kesimler etkin bir biçimde harekete geçirilmeden, gücünü ortaya koyabilen bir hareket yaratmadan bu hegemonya sarsılmaz. Yine dinci gericiliğin etki alanındaki işçi ve emekçileri, sallantılı unsurları -yaratıcı ve etkili de olsa- sadece sözlü yazılı kampanyalarla etkilemek, moral güç olmak mümkün olamayacaktır.



 



Faşist saldırganlık ve aleni zorbalık karşısında aktif özsavunmanın -önce kafalarda- meşruluğu ve özsavunmayı da kitleselleştirerek toplumsal atmosferi karşıt yönde değişime zorlamak mümkündür. Sarsılmaz denilerek boyun eğmenin binbir çeşidi sunulan bu hegemonyayı sarsmak, karşısında bir başka gücün olduğunu pratikte göstermenin en etkili yollarından birisinin bu olduğunu yakın tarihsel deneyimlerimiz yeterince ortaya koymuştur. Bunun için uzağa gitmeye de gerek yoktur. Kendi mecrasında akan Kürt illerinin özsavunma deneyimleri bir yana, toplumsal hafızamızda “Gezi Direnişi” deneyimleri tazedir. Gelişmeler karşısında hızlı hareket etme, örgütlenme, sokakta ve propagandada yaratıcı söylemler, sloganlar, militan eylem biçimleri üretebilme kapasitesi… Bunun sonucunda ömründe devletle hiç yüz yüze gelmemiş kesimlerin dahi sokakları terk etmemesi, sokak insiyatifini ele geçirmesi, gerektiğinde özsavunma biçimlerini de etkili olarak kullanması… İşyerlerinde, okullarda, semtlerde özsavunmayı tabandan örgütlemenin koşulları düne göre bu gün daha fazla artmış durumdadır.



 



Kuşkusuz görev ve yükümlülüklerimizin ağırlığını, paçamızdan geriye doğru çekici etkenleri sadece devletin saldırganlığı oluşturmuyor. ‘At izinin it izine’ karıştığı “devrimci şiddet eylemleri” adına yapılanlar da kaos ortamına hizmet etmektedir. Faşist kudurganlık karşısında kitlelerin ikna edilip hareketlendirilmesini esas almanın şart olduğu şöyle bir momentte bu tür eylemler burjuva devleti sarsmak, faşist kudurganlığı frenlemek bir yana “oligarşiye kolay başarı”, “güç ve gövde gösterisi yapma” olanakları sunmaktadır. Bu yüzden devletin işlediği insanlık suçlarının üzerini örtüp meşruiyet kazandırmasını kolaylaştıran, önü arkası düşünülmemiş “kör terör” eylemlerine asla kalkışılmamalıdır. Üstelik iktidarın “Üst akıl tarafından kullanılan kokteyl terör örgütleri demagojisiyle tabanını konsolide etmekle kalmayıp toplumu da “kaos ve güvensizlik” tehditleriyle yıldırmaya çalıştığı bir kesitte bu tarz eylemler, sadece rejimin ekmeğine yağ sürer.



 



Ortadoğu’daki savaş ve bir iç savaş atmosferinde yürütülecek referandum sürecinde HAYIR diyen toplumsal güçlerin canlı bir içerik ve çeşitlilikte süren kampanyaları bir harekete dönüştüğü oranda saldırganlık çıtasının yükseltileceği, kaos ve provokatif denemelerin artma tehlikesinin büyüyeceği sır değildir. Bu açıdan da HAYIR cephesi olarak aynı zamanda bu tür fiili saldırılara karşı aktif özsavunmayı her alanda örmek, hazırlık yapmak zorundayız.



 



Özsavunmanın güçlendirilmesinin yanı sıra; bu süreci referandum sonrasına hazırlık bağlantısı içersinde ilerici kamuoyunu da teslim alan karamsar, kendi gücüne güvensiz ruh halinin dağıtılmasına hizmet edecek bir kitle seferberliğine dönüştürdüğümüz oranda kazanmamamız için bir neden yoktur. Bir silkinme yaratmanın, bu silkinmeyi kalıcılaştıracak örgütsel biçimler ve ilişki ağları ortaya çıkarmanın kaldıracı yapabiliriz. AKP’ye destek veren kesimler dahil yeni alanlara ve güçlere açılma, işçi ve emekçi kitlelerle zayıflamış olan bağlarımızı güçlendirme vesilesi haline getirebiliriz.