Sistemin ekranlara yansıyan yüzleri kusurlarını şiddetle gizlemeye çalışan zorba bir baba gibi...
Zor zamanlardan geçiyoruz. Ülkede ve dünyada tırmanan faşist eğilimler tıkanıp kalan neoliberal politikalarına bir alternatif ararken, gelecekten geri dönüp baktığında insanlığı kendinden utandıracak bir tarih yazıyor.
Sokağın nabzı durma noktasına yakın. Genel anlamda insanlar umutsuz ve tedirgin. Sokağa çıktığınızda distopik bir filmin içinde geziniyormuşsunuz gibi... İnsanlar yaşadıkları yaşamın dışında başka bir yaşamın olabileceğini hayal dahi edemiyorlar. Kurdukları hülyalar bile onlara çizilen sınırların ötesine geçmiyor. Umudumuz çalınmış, hapsedilmiş.
Tanrı Zeus’un insanoğlunu cezalandırmak için bir planı vardır. Bir kadın yaratır, bu yeryüzüne inecek olan ilk kadındır. Tanrıçaların kendilerinden kattıkları birer parçayla yaratılan bu kadına bir de açmaması gereken bir kutu hediye edilir. Pandora ve kutusu yeryüzüne gönderilir. Bir zaman sonra Pandora merakına yenilir ve kutuyu aralayıverir ve tüm kötülükler aralanan kutudan dünyaya yayılır. Pandora kutuyu hızla kapatır. Kutunun içinde tek bir şey kalmıştır; umut. Zeus’un planı da tam olarak budur zaten. İnsanlığı umuttan yoksun bırakmak, direncini kırmak. Tıpkı bugün olduğu gibi.
Tanrı rolüne soyunan egemen sistem ve temsilcileri kan, korku ve zulümle yoğurdukları şu zaman diliminde insanlığı kulluğa zorluyor. Çizilen bu tablo çok mu karanlık?
Bir film ya da bir mit yaşamı bütünüyle tasvir edebilir mi? Elbette hayır. Yaşam onların yansıtabileceklerinden çok daha derin ve inceliklidir.
Yazının bu kısmına kadar çizilen resim oldukça karanlık görünüyor ama dediğimiz gibi bu yalnızca yaşadığımız dönemin bir yanı. Ülkede ve dünyada gelişen başta kadın hareketleri olmak üzere faşist iktidarların yükselişine karşı büyüyen tepkiler ve sınıf içindeki kıpırdanmalar aydınlık günler için umudu besleyen etkenler. Şimdi ülkece verilecek bir kararın öncesindeyiz. Sandıktan çıkacak bu karar ne bir sonun ne de bir başlangıcın ifadesi olmayacak. Şöyle baştan aşağı bir zafer ya da bir yenilgi de sayılamaz ama bunu mücadeleyi büyütmek yönünde küçük bir basamak olarak düşünebiliriz.
Bugün o umutsuzluk çemberini kırmak zorundayız, dünden daha umutlu olmanın vakti. Sistem bir krize saplanıp kalmış. Üstelik bu bataklıktan çıkacak bir enstrüman geliştirmek konusunda da kısır. Sistemin ekranlara yansıyan yüzleri kusurlarını şiddetle gizlemeye çalışan zorba bir baba gibi... Kendini tanrısallaştıran, bizeyse kulluk rolünü biçen bir anlayış... Şimdi biz bu kulluk rolünü kabul mü edeceğiz?
Alınteri okuru