Duruşma heyetin katilleri duruşmadan vareste tutması ve avukatların bu karara itirazıyla sona erdi
Duruşma mahkeme başkanının katillerin duruşmadan vareste tutulması kararı ve karara itirazlarla sona erdi. Yarın saat 12:00'de Adliye önünde olunack. Müşteki avukatları mahkemenin bu kararının geri çekilmemesi durumunda kendileri ve müştekilerin de davaya katılmayacaklarını belirterek, itirazlarını sürdürdüler. Duruşmanın bu anlarına kadar müştekiler şu açıklamalarda bulundular:
Katliam sırasında yaralanan müştekilerden Ali Tuncel, yaralandığı sırada polisin ilk yardım yerine gaz bombalarıyla saldırdığına yaptığı tanıklığı şu sözlerle anlattı:
Mersin'den miting için geldik. Lavaboya gittik arada. Tekrar dışarı çıktık, arkadaşlarımızı ararken patlama yaşandı. O arada 2. patlama yaşandı, düştüm. Beni kaldırdılar, ayağımdan yaralandığımı fark ettim. Bizimle gelen sağlık ekibinden arkadaşlar ayağımı bağladı beni. Yere yatırdılar. O sırada karşımdan polis ekibi gaz sıkarak geçiyordu. Sanki kutlama yapar gibiydiler. Yaralılar yerde yatıyordu o arada. Anons yapıldı ambulans için ama gelmedi. Bizi otobüslerle hastaneye götürürlerken ileride de gaz sıkıldı. Otobüsün içi de gaz doldu. Sonra hastaneye gittik.
Katliamda eşini kaybeden müştekilerden Songül Otur, katliam öncesinde sayısız ihbar olmasına rağmen gereğinin yapılmamış olduğuna vurgu yaptığı konuşmasında şunları söyledi:
Siz bize susun diyorsunuz ama, buradaki katiller bizden çok konuşuyor. 9 Ekim'de katiller katliam planlarken; benim hayatını kaybeden eşim, bize kahvaltı hazırladı, hasta babasının karnını doyurdu, banyosunu yaptırdı. Benim eşim karıncayı incitmedi ömrü boyunca. Benim eşim 30 yıl devlete hizmet etti. Bu devlet bize ne yaptı?
Madem ihbar aldınız gereğini yapsaydınız. Bu ihbar bilinseydi belki kimse gelmeyecekti buraya. 16 aydır içimde ateş yanıyor. 25 yıllık arkadaşımı kaybettim. Geçmişim, dünüm ve geleceğimdi.
Müştekilerden Ümit Kanlıoğlu, katliamda devletin bir şekilde payı olduğunu vurgulayarak yaptığı konuşmasında şunları belitti:
Yaşanan katliam bizim barış talebimizin ne kadar doğru olduğunu gösteriyor. İddianamedeki IŞİD tarifi yanlıştır. IŞİD devleti yıkmayı amaçlamıyor. Çünkü IŞİD her ne hikmetse Suruç'ta, Diyarbakır'da, Ankara'da devletin muhalifi olanları hedef alarak bombalar patlatmıştır. O yüzden hükümeti devirme amacı yoktur.
Arkadaşlarımızın çoğu kamu görevlilerinin yargılanmasını istedi. Öfke ve kinle hareket etmiyoruz. Sadece adaletin sağlanmasını talep ediyoruz. Sanıklardan Suriye'ye ne kadar rahat geçtiklerini, Antep'ten Ankara'ya nasıl rahat geldiğini, Antep'te nasıl kollandıklarını dinledik. Üzerinde uyuşturucu bulunan sanığı serbest bırakan polisin yargılanmasını istiyoruz.
Ben ihmal değil kasıt olduğunu düşünüyorum. İhmal ya da kasıt varsa bunların ortaya çıkarılmasını istiyorum. Devlet politikasıysa bu o zaman bunu sorgulamamız lazım. Arkadaşlarımız adil yargılama istiyor. Benim beklentim ve talebim, burada kanunlar üzerinde bir yargılama... 3 ay önce sınırdan rahatça geçiliyordu, sonra hükümet politikasını değiştirdi geçemediler, o zaman burada kasıt var.
Devlet memurları ve yöneticilerin yargılanmasının zor olduğunu biliyoruz. Ama burada ihmal olduğu çok açık… Ama devlet kendisine karşı suç işlendiğinde biz yargılansın diyoruz. Devlet, binlerce polisi suçlu ilan edip içeri aldı. Biz de yargılama istiyoruz sorumlular için.
Buradaki ailelerin tamamı yaşamını sürdürebilmek için yardım alıyor. O yüzden bunları talep etmek bizim hakkımız.
Devlete dokunmayalım, diye olmaz. Devletin suçu yoksa memurlarının suçu var. İstediği zaman geçirdi, istemediği zaman geçirmedi sınırdan.
İhmali ve kastı olan herkesten davacıyız. Özellikle sınırdakilerden... Orada herkes biliyor bu örgütlenmeyi. Nerede yaşıyorlar, ne yapıyorlar biliniyor...
İstihbarata rağmen patlama kontrol edilememiştir. Ve hedef muhaliflerdir. O yüzden iddianamedeki IŞİD tarifi de düzeltilmelidir.
MİT'ten, Emniyet'ten, Ankara Valiliği'nden şikayetçiyiz.
Katliamda oğlu Güney’i kaybeden Mustafa Doğan, Türkiye’de siyasi konjonktüre göre işleyen bir “adalet” sistemi olduğunu ve adil bir yargılamanın olabileceğine inanmadığını belirtiği konuşmasında şunları belirtti:
İTÜ öğrencisi Güney Doğan'ın babasıyım. Öncelikle bugün bu yargılamada bütün duygularımı içime gömeceğim. Barış, demokrasi mücadelesinde hayatını kaybedenleri anıyorum. Benim oğlum, genç bir sendika üyesiydi. O da diğer arkadaşları gibi akan kanın durması, anaların ağlamaması için Ankara'ya gelmişlerdi. Gelirken, halaylar çekmiş, türküler söylemişlerdi.
Bu barış özlemi ne yazık ki, Ankara'da yani başkentte katledildi. Barış özlemleri yüreklerine gömüldü. Yaşadığımız ülke çok sıkıntılı süreçlerden geçti. 7 Haziran'ı içine sindiremeyen siyasi iktidar barış isteyenleri tehdit etti. Peki bu iktidar Ankara'ya gelenleri katletmemiş midir?
ABD Hiroşima'ya saldırdı, Vietnam'a saldırdı, nesilleri yok edemedi. Savaşların hiç bir zaman kimseye getirisi olmadı. Aynı şekilde silah tüccarları ve sermaye gücü de bölgede taş üstüne taş bırakmadı. O yüzden bizim çocuklarımız Ankara'ya kimse ölmesin diye gitti.
Malesef barış isteyen güzel insanlar orada katledildi. Ben bir vatandaş olarak, oğlunu kaybeden bir baba olarak adalete güvenmek isterdim. Ama görünen o ki, Türkiye'deki siyasi konjontüre bakacak olursak bu inandırıcı gelmiyor.
Umarım ben yanılırım ve adalet tecelli eder. Bu davada suç işleyen ihmali olan, o günün bürokratları, siyasi sorumluların hepsinden şikayetçiyim.
Katliamda yaralanan müştekilerden Elif Zavar, o gün hiçbir güvenlik önleminin alınmadığına tanıklık ettiğini belirterek, silahla da ateş açıldığını, bunun da araştırılması gerektiğini ifade ettiği konuşmasında şunları belirti:
Gençliğimden beri eşitlik için demokrasi güçlerinin yanında yer aldı. Bu alanda 1 Mayıs'lara katıldım. Bunu da gururla söylüyorum. 10 Ekim'e yürüyerek gittik. Bu alanlarda sürekli eylemlere katılırdık. Bazen güvenlik nedeniyle evimize iş yerimize gidemezdik. Bu tuhaflık dikkatimi çekti o gün, hiç bir şey yoktu. Sanki bahar gelmişti o gün. Herkes kucaklaşıyordu.
Polis hiç bir tedbir almamıştı. Arkadaşımla buluştuk, çay içmek için otururken ilk bomba patladı. Bunu hatırlayınca ömrümün en büyük ıstırabını yaşıyorum.
Herkes donup kaldı, ben de şoka girmiştim. Refleksif olarak kızıma uzandım, o anda 2. bomba patladı. Ben kızımı gara doğru sürüklerken, sağlık ekipleri geldi. TTB ve SES'ten çalışanlar geldi. Yaralılara yardımcı olmaya çalıştılar. O esnada gaz bulutu kapladı her tarafı.
Bu acının ne olduğunu siyasi erk bilemez. Gaz atılırken kızımın üstüne kapanmama neden olan bir şey vardı. Orada silahlarla ateş açıldı. Alana bakanlar kovan da bulmuşlardır. Umarım bunu mahkeme çözer. Umarım, bu mahkemede adalet tecelli eder.
O gün polisler nasıl bir 3. bomba ihtimalini düşünmeden alana girerek gaz bombası kullandı. Emniyet kaç bomba olduğunu biliyordu. Polisler spor salonunun arkasından çıkıp geldi. Yaralanmamak için muhtemelen spor salonunun alt katından geldiler. Onlara muhtemelen bombalar patlayınca çıkın yukarı ölmeyenlerin ölmesine yardımcı olun dediler muhtemelen.
Ben boğazımdan yaralandım. Boğazımı şarapnel parçası kesti. Boğaz kesmek IŞİD'in en çok yaptığı şeydir.
Katliamda parmağı olanları size kendimce sayacağım. Neden tedbir almadılar, neden sağlıkçıları engellediler.
Arkadaşım, Suruç'ta yaşananların ardından beni arayarak, bu eyleme gelmem şart oldu dedi. Arkadaşım barış için düştü. Bence ölenlerin yüzde 30'u gazla öldü. Burada emniyet ve devlet katil. Bu ülkede yaşam hakkına kastedildi ve ben kimin kastettiğini söylemek zorundayım.
Benim çok canım yandı ve yanmaya devam ediyor. Bir kere devlet benim umudunu öldürdü. Umudu ölmüşse insan da ölmüştür.
Burada bu kadar rahat konuşan katiller, dünyanın başına beladır. Ve dünya ülkeleri de istihbaratlarında 'Türkiye hükümeti tarafından desteklenen örgüt' diye ifade ediyor IŞİD için.
IŞİD'e zemin hazırlayan da FETÖ'den yakınan siyasi iktidardır. Her erde yuvalanmış durumda IŞİD, bunudevlet de biliyor ama müdahale etmiyor.
Biz burada IŞİD'liler tarafından tehdit ediliyoruz. Polisler bize terörist diyor ve siz bizim can güvenliğimizisağlamıyorsunuz. Burada bize tehdit edenler için soruşturma açılmasını istiyorum.
Elif Zavar katliamda hayatını kaybeden kimsesiz arkadaşı Berna Koç'un müştekisi olma talebini iletti.
Katliamda yaralanan müştekilerden Serkan Yıldırım, polisin katliamdaki saldırganlığına vurgu yaptığı konuşmasında yaşadıklarını şu sözlerle anlattı.
Biz arabayla kırmızı ışıkta geçsek ceza yazılıyor. Ama IŞİD'lilerin arabasına ilişkin kamera görüntüsü bulunamıyor. Berna Koç'la kahvaltı yapacağımız sırada patlama oldu. 2. bomba sırasında herkes ortadaydı. Belki Berna Koç olmasa ben ölmüştüm. Polisler tren garının arka tarafından öne doğru geldi. Bu sırada yerdekilerin üzerine basarak, çevredekileri darp ederek geldiler. Polisler ölmeyen arkadaşımı bile darp ederek öldürdü.
Ben yaralı halde hastaneye gittim, hastane başhekimi üzerinden bana polisler ulaştı ve ifadeye çağırdı. Yaralıyım nasıl geleyim, dedim.
Bu davanın sonuna kadar gidilmesini istiyorum. Neden bir tane memur yok bu davada?
Yaralandığım için işten çıkarıldı. Bacağımdaki zedelenmeden dolayı kimse almıyor işe de... Ne yapacağımı şaşırdı. Ben adalet istiyorum.
Aynı zamanda KESK/BTS Genel Başkanı olan ve katliamda yaralanan müştekilerden Uğur Yaman oldukça çarpıcı sözlerle yaşadıklarını anlattı, katliamın siyasi kodlarını teşhir etti:
Başta bombalı saldırılarda hayatını kaybeden arkadaşlarımızı anmak istiyorum. Bu normal bir patlama davası değil. Bu siyasi bir dava. Ben BTS Genel Başkanı'yım aynı zamanda. Salonda homojen bir yapı yok. Her etnik ve inanç grubundan arkadaşım var. Aslında burada oturan sanıkları yargılarken, cesareti nereden aldıklarını sormak lazım.
Başbakan bu IŞİD'liler için 'Bir grup öfkeli sünni genç' demişti. Bunlar barbar katliamcı ordusu. Buradan ne sonuç çıkar bilmiyorum ama tarihe bir not düşeceğiz burada.
Biz birbirimize 'Heval' dediğimiz zaman gözaltına alınıyoruz. Puşi taktığı için tutuklananlar var.
IŞİD'liler Davutoğlu'ndan destek aldı. Kobani'de insanlar savaşırken Erdoğan 'Kobani düştü düşecek' dedi. Sana ne faydası olacaktı bunun?
O dönemin İçişleri Bakanı Selami Altınok'tan şikayetçiyim.
Yaralandıktan sonra arkadaşıma son sözlerimi söyleyerek gitmesini istedim. Ölümü bekledim. Git yaralıları kurtar, dedim. Sonra kendime geldim, tam yaşayacağız dediğim an gaz bombaları attılar üzerimize. Ali Kitapçı yanımdaydı. Gaz atıldıktan sonra nefes alamayarak öldü. Bizi bu ülkenin ötekileri olarak görüyorlar. Biz derdimizi anlatabilseydik, 30-40 yıl sonra kandırıldık dediklerini, biz 20 yıl önce söylüyorduk.
Dönemin Başbakanı, Cumhurbaşkanı, İçişler Bakanı, Emniyet Müdürü, Sağlık İl Müdürü'nden şikayetçiyim.
Katliam anında yaralanan müştekilerden Seyfullah Gücükatalak, mahkemeye “siyasileri yargılayamıyorsanız en azından kamu görevlilerini yargılayın” çağrısı yaptığı konuşmasında şunları söyledi:
1. bombayı anlayamadım. 2. bombadan etkilendim. 2. Patlamada çok sayıda insanla havaya fırladık. Sonra kendimi kaybettim. Gözümü açtığımda SES'ten arkadaşlar vardı yanımda. Daha sonra polisler sağlıkçılara müdahale etti. Sağlıkçılar direndiler ve bize yardım ettiler. İddianamede gaz atanlar gizlenmiş. Oysa bunların tespit edilmesi gerekiyor.
Sıradan bir dava değil. Ortadoğu'daki kaosu buraya taşıyanlar var. İhmali ve kastı olanlar burada yargılanmıyor. O yüzden bu davanın eksik olduğunu düşünüyorum.
Bu devlet beni korumakla yükümlü... Beni korumamışsa bunun da hesabını vermek zorunda.
Siyasi sorumlularına gücümüz yetmez diyorsanız, en azından kamu görevlilerini yargılayın. Ben size kahramanlık teklif etmiyorum. Adaleti sağlayın yeter.
Müştekilerin konuşmalarından sonra mahkeme başkanı sanık sıfatlı katillerin duruşmadan vareste tutulmasına ilişkin kararını açıkladı. Avukatlar bu karara itiraz ettiler. Kararın sanıkları ödüllendirmek anlamına geldiğini söylediler. Hakim kararında ısrar etti, vekiller şayet sanıklar gelmezse müştekiler ve avukatlarının da gelmeyeceğini belirttiler. Mahkeme “güvenlikle ilgili görüşeceğini söyledi. Duruşmanın ne zaman devam edeceği yarın belli olacak. Yarın buluşma saat 12:00'de…
***
16:30
İnşaat İşçileri Sendikası kurucu üyesi İsmail Kızılçay yoldaşımızın eşi Serpil Kızılçay ablamız müşteki olarak acılarını şu sözlerle dile getirdi:
“Eşimi kaybettim katliamda. Barışı çok istiyordu, bu yüzden çocuğuna da Barış ismini vermişti. Katliam alanında bulunan bir çocukla konuştuğumda, 'Patlamadan sonra yere yıkıldığımızda polislerin gaz bombası attıklarını söyledi. Ölmeyenleri de öldürmeye geliyorlar diye düşündüm.'"
Serpil Kızılçay, sanıkları kollandığı gerekçesiyle mahkeme heyetine de tepki gösterdi. Heyet başkanı da "bizim müğdahale etmemize fırsat vermiyorsunuz" gibi soyut bir yanıt verdi.
16:20
Av. Kazım Bayraktar: Bizim burada can güvenliği kaygısı duyduğumuz bir kolluk gücü var, Çevik Kuvvet. Çevik Kuvvetten kaygılanıyoruz. Nedeni şu? Cumhurbaşkanlığının korumasını yapan bir polis memuru Rus Büyükelçisini öldürdü, IŞİD’liydi. Buraya gelen çevik kuvvet polislerini izledim. Çok az sayıda profesyonel bakışla izleyen memur gördüm. Birçoğu sanıklarla benzer bakışlara sahipti. Bundan sonraki duruşmalarda çevik kuvvet polislerine görev verilmemesini talep ediyoruz.
16:10
10 Ekim Katliamı’nda hayatını kaybedenlerin isimleri sayılırken 'Yasin Börü' diyerek duruşmayı provoke edenin Resul Demir değil, katil sanıık Mehmedin Baraç olduğu belirlendi.
Birinci duruşmadaki savunmada da 'Yasin Börü'den söz eden Mehmedin Baraç’ın aynı zamanda Hüda-Par'la ilişkisi olan Mustazaf Der'le ilişkisi olduğu belirlenmiş, yine bir önceki duruşmada AKP üyesi olduğunu da açıklamıştı.
Duruşma salonunda gerilime neden olan çevik kuvvet polisleri aranın ardından salona alınmadı. Çevik kuvvet yerine salonda adliye polisi görevlendirilecek.
15:20
Öğlen arasından sonra saat 14:00’te müştekilerin konuşmalarıyla devam eden duruşmada polis müştekilere saldırdı. Müştekilerden Avukat Mehtap Sakinci Coşgun yaptığı konuşma sırasında katliamda hayatını kaybedenlerin isimlerini okurken IŞİD’li katillerden Resul Demir, "Yasin Börü" diye bağırdı. Katilin bu tutumu üzerine aileler tepki gösterdi. Ailelerin tepkisi üzerine polislerden biri ailelere küfretti. Bunun üzerine gerilim büyüdü. Bunun üzerine müşteki avukatlarıyla heyet arasında sert tartışmalar yaşandı. Avukatlar heyetten müştekilere küfreden polislerin tespit edilmesi ve haklarında soruşturma açılmasını istediler.
Salonda gerilim büyüdü ve polis saldırmaya başladı.
Saldırı anında polisin müştekilerin bulunduğu bölüme coplarını ve su şişeleri attığı görüldü. Yaşanan saldırıda pekçok aile baygınlık geçirdi. Bunun üzerine duruşmaya yarım saat ara verildi. Ara sırasında da gerilim sürdü. Mahkeme bugünkü oturumu sonlandırdığını açıkladı.. Müşteki avukatlarının itirazı ve ısrarları üzerine bu kararından vazgeçti. Duruşmaya yarım saat sonra devam edilecek.
***
10 Ekim Ankara Katliamı’nın Ankara 4 Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davasının 2. duruşmasının bugün görülen 2. celsesinde müştekiler konuşuyor. Katliamda yaralanan ya da evladını, eşini, yakınını kaybedenlerin mahkeme heyetine ve sanık sıfatlı katillere dönük yaptıkları konuşmaların her biri oldukça sarsıcı ve bir o kadar da direngen.
Davanın dün görülen ilk celsesinde ifadeleri alınmamış katiller ve Halil İbrahim Durgun’un tutuksuz yargılanan eşi Esin Altıntuğ’un ifadeleri alınmıştı. Altıntuğ, çizdiği “sıradan bir eş” profiline rağmen avukatların soruları karşısında paniklemiş ve aslında IŞİD’in parçası olduğunu, onun örgütlenme ve eylem organizasyonlarında önemli roller oynadığını ele vermişti. Altıntuğ’un sorgulanması aynı zamanda daha önce alınan ifadesinin ne kadar üstünkörü olduğunu da ortaya sermişti. Mahkemede yapılan sorgulamada hazırladığı senaryoyu küstahça bir soğukkanlılık ve bir o kadar da yapaylıkla icra eden Altıntuğ, daha önce sorulması “akıl edilmemiş” sorular ve anlatımlarındaki çelişkilerin açığa çıkarılması sonucu aslında kim olduğunu ortaya koymuştu. Senaryosunun yıkılması sonrasında tutuklanan Altuğ’un kararı beklerken telefonuyla görüşmeler yaptığı görüldüğü için avukatların talebiyle telefonuna da el konulmuştu.
Altuğ’dan sonra tutuklu katillerden Talha Güneş ve Abdülmüttalip Demir’İn ifadeleri alınmıştı. Her iki katil de salonda oldukça küstah ve saldırgan bir tutum sergilemiş, yazılı olarak hazırladıkları senaryolarını soğukkanlıca okurlarken Kürt halkına hakaretler yağdırmış, avukatları ve müştekileri tehdit etmiş, daha önce ifadelerini alan savcıyı hedefe çakmışlardı.
Her ikisi de hükümetin “FETÖ” ile ilişkileri konusunda öne sürdüğü “kandırıldık” klişesini kullanarak, “onlar kandırıldıklarını söylüyorlar biz de kandırıldık. Yunus Durmaz ya da Halil İbrahim Durgun’un kimliklerini bilmiyorduk, bize bunu yansıtmadılar. O zaman biz de ‘kandırıldık’ ve hükümet nasıl ki yargılanmıyorsa biz de yargılanmamalıyız” diye belirtmişlerdi. Bu katillerin soğukkanlılıkları ve küstahlıkları salonda bulunan yakınlarını kaybetmiş müştekiler tarafından büyük bir tepkiyle karşılanmıştı.
Dün ayrıca tutuksuz yargılanan Hatice Akaltın’ın da ifadesi alınacaktı. Tutuklu katillerden Metin Akaltın’ın eşi olan Hatice Akaltın duruşmaya katılmamıştı.

Yoklamalarla başlayan bugünkü duruşmada kendileri yaralanan ya da yakınlarını kaybetmiş olan müştekiler söz aldı. Her biri acılarını olduğu kadar öfke ve hesap sorma bilinçlerini, dirayetli duruşlarını ortaya koyan müşteki konuşmalarında ortak vurgu, katliamın gerçekleşmesini seyreden polis ve istihbarat teşkilatlarının, savaş kışkırtıcılığı yapan, cihatçı çetelerle bu politikalar temelinde farklı düzeylerde ortaklık eden hükümetin, katliam günü yaşanan polis saldırganlığının da yargılanması gerektiği oldu.
KESK’e bağlı BTS’nin eski Genel Başkanı Nazım Karakurt müşteki sıfatıyla savaş politikalarına karşı bedeli ne olursa olsun barış demekte ısrar edeceklerini vurgulayarak, sanıkların Antep Emniyeti’yle kurdukları “rahat” ilişkiye işaret etti. Buna göz yumanların yargılanması gerektiğini belirtti. Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün de yargılanması gerektiğini belirtti.
Yine BTS’den Nevruz Kızıler, “BTS'nin çağrısı üzerine geldik. İlk bomba sonrası gri bir bulut gördüm. Arkadaşımla koşmaya başladık. 2. bombayla bayılmışız. Daha sonra toparlanıp alandan çıktık. Bulunduğum yerin camından gaz bombalarını gördüm. Arkadaşıma 'Bizi burada öldürecekler, çıkamayacağız' dedim. Sorumlu herkesten şikayetçiyim.” sözleriyle yaşadıklarını çarpıcı şekilde ifade etti.
Katliamda oğlunu kaybeden baba Abdullah Bakış, oğlunun Aydın’da 15 günlük üniversite öğrencisi olduğunu, mitinge Türkiye’nin Irak ve Suriye gibi olmaması için geldiğini vurgulayarak, “Buradaki resme bakınca ne olmuş, nasıl olmuş her şey anlaşılıyor. Başta bu sanıklara katliamı yaptıranları, canlı bombayı taşıyan aracı yolda görmezden gelenleri, Ankara'da sanıklara yol gösteren, yardım eden kamu görevlilerinden şikayetçiyim” dedi.
Katliamda kızını kaybeden babalardan Salih Aydeniz kızının bedeninde ağır yaralar olmadığını, astımı olması ve katliam anında polisin alana attığı gaz bombaları nedeniyle hayatını kaybettiğini vurgulayarak, “şikayetçiyim” dedi.
Katliamda oğlunu kaybeden babalardan Feramuz Tan, “Benim oğlumun inançları vardı, dürüstlükten yanaydı.Ben dönemin cumhurbaşkanı, başbakanı, valisi, emniyet müdürü ve MİT sorumlularından şikayetçiyim” diye söyledi.
Katliamda 23 yaşındaki kızını kaybeden babalardan Şafak Yurtman,
Barış dedi benim kızım. Özgürlük istedi. Biz köyde yaşıyoruz, ve bütün kızlarımızı okutmaya çalıştık. Adana'dan geldi kızım, barış ve özgürlük istesin diye yetiştirdik. 23 yaşındaydı Şebnem Yurtman. Ailelerimiz sıralı ölüm isterdi. Savaş sıralı ölüme izin vermiyor. Ben kızımın mezarını ziyaret ediyorum. '400 vekil' isteyenlerden şikayetçiyim. Gaz atanlardan şikayetçiyim. Bütün sorumlu kamu görevlilerinden ve sorumsuzca açıklama yapanlardan şikayetçiyim
Dedi. Katliamda kaybettiğimiz Dilan Sarıkaya’nın annesi Nesligül Zerendi, “Dilan Sarıkaya'nın annesiyim. Bu ve bunun gibi işlerde parmağı olanlar evlat acısı yaşamadan ölmesinler” diyerek acısını, öfkesini haykırdı.
Müştekilerden öğretmen Solmaz Kılıç, sanıklar kadar soğukkanlı olamayacağını söyleyerek dünya görüşünün evrensel penceresinden seslendi.
Benim 10 yaşında bir kızım var. Ailem beni ayrımcılığa karşı yetiştirmişti. 'İncinsen de incitme' felsefesiyle yetiştirildik. Gelirken bir kitapta okudum, 'Savaş düşmanına benzediğinde kaybedilir' diyordu. Buradaki sanıklardan farklıyız biz. Ve ben öğrencilerimi benim yetiştiğim ilkelerle yetiştiriyorum.
Katiller sadece 101 canı almadılar onların ve yakınlarının umutlarını ve hayallerini ve aldılar.
Katliamda arkadaşlarımı da kaybettim, siz onları bana geri getirebilecek misiniz?
Biz bunlar gibi öle öle, öldüre öldüre değil; yaşaya yaşaya barışı getireceğiz. Sahte cennetleri için bizim gerçek cennetimizi cehenneme çevirdiler.
diyerek hangi erdemlerin temsilcisi olanların katledildiğini özetledi.
Müşteki Oğuz Tengiz ‘in sözleriyse katliam anında polisin takındığı tutumun esasında IŞİD zihniyetinin nasıl kolektifleştiğini özetliyordu:
Emniyet görevlileri içerisinde suçlular var. Gaz bombası atanlar... Bir arkadaşımız sırt üstü yere yatmış, bir gözü kırmızı pembe... Arkadaş yaşıyor dedim, yardım edeceğim sırada gaz bombası patladı.
Tengiz’in konuşması sırasında müştekilerden Solmaz Kılıç fenalaştı. Duruşma kısa süreli bir aradan sonra devam etti.
Aradan sonra Tengiz, “Bomba nedeniyle yanan kişiye yardım ederken kendi saçlarımın da yandığını fark ettim. O sırada polisler rap rap, ölen insanların üzerine yürüyordu. 20 günde Reina katliamcısını yakalayanlar, kendi içerindeki suçluları hemen yakalayabilirler. Sonraki duruşmaya onlar da getirilsin” sözleriyle katiam anında saldırı gerçekleştiren polislerin yakalanmasını istedi.
Müşteki Abdülgafur Onat, “Ben Ankara'da 7 arkadaşımı kaybettim. Arkadaşlarım benden önce alana girdi. 2 patlama arka arkaya geldi. Biz kaçmaya çalışırken etrafta bedenleri parçalanmış insanlar gördük. Benim eşim kendi çocuğu ölmesin diye gelmişti oraya” diyerek acısını, öfkesini haykırdı.
Katledilen Dilan Sarıkaya’nın babası Ali İzzet Sarıkaya, “Aslında sanıkların yüzüne karşı konuşmak isterdim. Dün tehdit ettiler ya bizi... Bu katliamı yaptılar da sustuk mu? Biz susmuyoruz, bunu bilsinler. İhmali olan tüm kamu görevlilerinden şikayetçiyiz” diyerek dirayetili tutumunu, hesap sorulması ısrarını yineledi.
“MİT'ten, Ankara Emniyetinden, Ankara Valiliğinden; en alt kademesinden Cumhurbaşkanı'na kadar şikayetçiyim” diyen baba Sarıkaya şu sözlerle devam etti:
Bir şeyden daha şikayetçiyim. Bu iddianamede kamu görevlilerinin konulmamasından dolayı savcıdan da şikayetçiyim. Çünkü, biz olay olduktan sonra biz savcıyla konuşmaya gitmiştik. O zaman savcı bize, 'Katliamı yapanlarla benim polisimi aynı davada yargılayamam' demişti.
Kızım yerde yatarken bir doktor ona masaj yapıyordu. Gözlerinden yaşlar akıyordu. O gazı atmasalardı, belki kızım yaşıyordu.
Bunu savcıya anlatınca ne farkı var diye sordum, gaz atanlarla bombayı patlatanları. Cevap veremedi. Ama sanırım emir yukarıdan gelmiş.
Bu dava siyasi bir davadır. Bütün dönemin siyasi sorumlularından da şikayetçiyim.
Başka ülkelerde 3 Müslüman genç ölünce siyasetçiler istifa ediyor. Bizde hiç öyle bir şey yok. Öyle bir devlet olmuşuz ki 101 kişi katlediliyor, bunun sorumluluğunu kimse almıyor. Çünkü kendileri yaptırmış bunu. Onun için bu davada kamu görevlileri olmadığı için iddianameyi hazırlayan savcıdan da şikayetçiyim. Kamu görevlilerinden, MİT'ten, Ankara Emniyetinden, Ankara Valiliğinden; en alt kademesinden Cumhurbaşkanı'na kadar şikayetçiyim.
Savcı görüşmemizde, 'Suruç'u düzgün yargılayabilseydik, Ankara Katliamı olmazdı' diyor. Koysaydınız o zaman bu dosyaya da kamu görevlilerini.
Katledilen Mehmet Ali Kılıç’ın babası Kemal Kılıç, O dönem milli iradeden bahsedip on tanımayanlardan şikayetçi olduğunu vurgulayarak şunları belirtti:
Biz çocuklarımızı barış istesin diye buraya gönderirken, onları terörist ilan edip canlı bombaları ülkemize sokup Ankara'ya kadar getiren, önlem almayan görevlilerden şikayetçiyim.
İstihbarata rağmen güvenlik önlemi alınmıyor. Ben savcıya soruyorum; ‘Ne kadarlık bir süreç var iddianamede?’ 15 gün. Ama ondan çok önce başladı süreç. Almanya'da katledilenler için anıt dikiliyor.Ben çocuğumu anmak istediğim için Gar önünde bize saldırıyorlar. Tüm sorumlu kamı görevlilerinden şikayetçiyim”.
2. bomba patladığında yaralanan ve hastanede insanlık dışı bir muameleyle karşılaşan müştekilerden kamil Mor, Afganistan'a 2 kez gittiğini ve orada gördüğü dehşetin burada da gerçekleşmemesi için mitinge katıldığını belirterek şunları ifade etti:
Afganistan'da mermi ya da roket izi olmayan bir yapı görmedim. İnsanlar korku ve umutsuzlukla bakıyor gözlerimize. Gece yarısı insanlar sokaklarda yalınayak geziyorlardı. Savaşın getirdiği koşullar bunlar Afganistan'da... Türkiye'nin de Afganistan olmasını istemiyorum. Barış istiyorum. Ben de Emek Partisi üyesi olarak Mersin'den barış talebiyle eyleme geldim.
Otobüsten indikten bir süre sonra, herkes özlem gideriyordu. Güzel bir hava vardı. Herkes mutluydu, bu mutluluğu bize çok gördüler.
Mersin'den arkadaşımız da gelmişti, Elif Kanlıoğlu... 'Güzel günler bize gelmez, biz güzel günlere yürümedikçe' diyordu. Kendisi de güzel günleri göremeden hayatını kaybetti.
Ben bu davada sadece ihmal değil, kasıt da görüyorum. 62 tane ihbar var ve bu ihbarlar göz önünde tutulmuyor. Ve daha önemlisi 'verin 400 vekil, sorun çözülsün' diyen yöneticiler var. Bunlar kasıt değil mi?
Katliamda oğlunu kaybeden müştekilerden Vahap Tan, tüm kamu görevlilerinden şikayetçi olduğunu söyleyerek şunları belirtti:
Önce sanıklara Antep'te nasıl örgütlendiklerini, kimlerden yardım aldıklarını soruyorum. Antep emniyetindeki görevlilerden şikayetçiyim. Oğlum gelmişti, barış istiyordu. Barışı göremeden gitti. Ankara'daki tüm kamu görevlilerinden şikayetçiyim.
Katliamda oğlunu kaybeden müştekilerden Mehmet Zeki Karabulut, gaz atanla kendisini patlatanın birbirinden farkı olmadığını vurguladığı konuşmasında şunları belirtti:
Ben Bitlis'ten adalet görebilmek için geldim, ama göremedim. O benim tek oğlumdu. Oğlum 3 saat yaralı kaldı. Adlı Tıp iç ve dış kanama nedeniyle öldüğünü söylüyor. Erken müdahale edilseydi, oğlum yaşayacaktı. Gaz bombası atılmasaydı oğlum yaşayacaktı. Benim gözümde gaz atanla, kendini patlatan arasında fark yok.
Barış için yapılan eylemde önlem almayanlar nerede? Bu katliamın siyasi sorumluları yargılanmayacak mı? Onların da yargılanmasını talep ediyorum
diye belirtti. Karabulut ayrıca” Oğlum yaralandığında onun telefonundan arayıp haber verdiler bize. Daha sonra o telefon kayboldu. Annesi o telefonu istiyor. O telefonda oğlumun arkadaşıyla fotoğrafı vardı. Onu görmek istiyoruz” talebinde bulundu.
Duruşmanın öğleden önceki bölümünde 23 müştekinin ifadesi alındıktan sonra saat 14:00’e kadar ara verildi.