Yarın saat 10:00'da oturuma devam edilecek
17:30
Aradan sonra ilk konuşan müştekilerden katliam anında yaralanan Gökhan Yaralı katliamın asıl faillerinin açığa çıkarılması gerektiğini vurgulayarak, katliam sonrasında neler yaşadığını, duruşma anında neler gözlemlediğini anlattı:
10 Ekim'den önce sağlıklı şekilde hayatımı sürdürürken; artık engelli bir insan olarak konuşuyorum. Suçlarını inkar edeceklerini biliyordum ama suçsuz olmalarını temenni etmiştim. Ögütlü biçimde ifade vermeyen, tehdit eden, tahrik eden insanlarla karşılaştık. Yanlış olsa da tahrik olduk.
Olay gününe gelirsek; barış ve demokrasi sevdalıları olarak barış umuduyla her dilden ve cinsten olarak buluştuk. Kortejlerimize geçtik. Büyük patlamayla arkamı döndüm. 2. patlama olmuş, gözlerimi açtım. Bana bir şey olmadı sandım. Kalkmaya çalışırken elimi bacağıma götürdüm, bacağımdan kan fışkırıyordu. O arada çeşitli patlama sesleri geldi. Gaz bombasıydı. Bize yardım edenler kaçıştı.
Bir kaç insan bağırıyordu, kaçmayın diye. Bazı arkadaşlar geri dönerek bize yardım ettiler. Beni kaldırdılar, ambulans aradılar. O arada sivil bir araba gelmiş. Müşteki avukatlarından Alişan Bey, beni hastaneye götürüyor. Solunumum durmuştu. 90 gün hastanede yattım. Vücudumda neredeyse kan kalmamıştı. O sağlıkçılar panikle dönmeseydi, ölümümden IŞİD mi, gaz bombası atan polisler mi sorumlu olacaktı?
Ben hastane raporumda yer aldığı gibi son bir kaç dakikayla kurtuldum. Kurtulmasaydım sorumlu kim olacaktı?
Peki Ali Kitapçı'nın ölümünden kim sorumlu? Gaz atanlar, ambulansı alana almayanlar... Bana göre aramızda bir dahaki saldırının canlı bombaları var.
Ortalama zekaya sahip birinden canlı bomba yapabilirsiniz, ya onu yetiştirenler, onu buraya getirenler?
Provoke edilen ailelere sinkaflı küfür eden polisler? Merak ediyorum, bunların aydınlatılması gerektiğini düşündüğüm için soruyorum.
Sorumluluğunu yerine getirmeyen tüm amirlerden sorumlu olanlardan şikayetçiyim. Çünkü onlar çocuğumun, çocukluğunu çaldılar. Ben arkadaşlarımın çocuklarıyla yüz yüze gelmekten korkuyorum ve utanıyorum.
17:00
Müşteki Aydın Mollaoğlu katliamın siyasi-ahlaki-dini v-boyutlarına vurgu yaparak şunları belirtti:
Bu büyük terör saldırısında muazzam acılar yaşadık. İslami jargon kullanmamın nedeni, İslam adına yaptıklarıyla, cihat diyerek İslam’ın diğer ülkelerde terör olarak algılanmasına neden olanların teşhir edilesidir.
Cihadın terör olmadığını düşünenlerdenim. İslam bir insanın öldürülmesini küfre denk tutuyor. “Savaş halinde bile kadınlara, sivillere ilişmeyin” denmiştir.
Biz terör eylemlerinin devleti ve toplumu hedef alan amacı kurbanları arasında bir bağlantı kurulmaması gerekildiğini düşünüyoruz. Terörün çözümü eşit vatandaşlıkla taçlanmış, eşit haklardır.
Ankara'da patlamanın devletten habersiz olamayacağını bu dosyada gördük. Bu katliamın bize gösterdiği gerçek, ölenlerin devlete muhalif olmasıdır. Saklayacak suçları olan iktidarlar istikrar ovalarında yaşayamazlar. Bu topraklarda hiç kimse bir diğerinden fazla vatan sahibi ya da inanç sahibi değildir.
Patlama sırasında İstanbul'daydık. Eşimin kardeşi buradaydı. Çok sonra ulaşabildik kendisine. Adalet üretmeyen siyaset ahlaksızlık ve zulümdür. Allah'ın laneti IŞİD müşriklerinin üstünde olsun. IŞİD'in sivilleri hedef alan saldırıları korkak ve alçakçadır.
'Zalimler için yaşasın cehennem' denir.
Yunus Durmaz ile Antep Emniyeti’nde görevli Hüseyin Özgür Gün'ün zihniyetinin aynı olduğunu görüyoruz. Bu saldırılara 'En iyi Kürt, öl Kürt'tür' denilerek göz yumulduğunu düşünüyorum. Hüseyin Özgür Gün'ün tanık olarak dinlenmesini talep ediyorum.
Müşteki Cevat Aktaş:
Ülkenin gelmiş geçmiş en kitlesel katliamının davasındayız. Bu bir kan davası gibi sonuçları sınırlı olan bir şey değil. Bu bir sürecin köşe taşlarının örüldüğü günlerden biri… Bu nedenle 10 Ekim’i anlamak ve ilişkilerini ortaya çıkarmak için geriye dönüp geçmiş katliamlara bakmak zorundayız. Ancak böyle 10 Ekim'in anlayıp yargılayabiliriz. Ben 12 Eylül anayasasından bir şey beklemiyorum. Sizin vicdanınızdan bir adalet bekliyorum ben... Yeni 10 Ekim'ler olmasın diye hepimiz bütün detayları açığa çıkarmalıyız.
Yeni katliamların yaşanmaması için adım atılmasını istiyorum, sizden bunu bekliyorum. ‘77 1 Mayıs Katliamı'nın yaşandığı dönemde işçi ve emekçiler hak mücadelesiyle ülkenin dört bir yanında direnişteydi. Bu uluslararası burjuvazi için bir sorundu. Sonrasında birliği bozmak için emekçilerin birbirine düşürülmesi gerekiyordu; Çorum, Maraş katliamları yaşandı.
Bu katillere ne ceza verirseniz verin, yeni katliamlar engellenmeyecek. Yaptıranların ortaya çıkarılması gerek. 12 Eylül darbesinin önünü açabilmek için yaşandı bu katliamlar da. Hükümetin halkı yönlendirebilmesi için bu katliamlar tertiplendi. Bu katliamı ya AKP hükümeti yaptırdı ya da NATO içerisinde olduğumuzdan hükümeti zorlamak isteyenlerin yaptırdığı bir şey. Bunu sanıkların ilişkileri üzerinden çıkarabiliriz. Ancak bu şekilde doğru bir yargılama yapabiliriz.
15 Temmuz sonrası kent meydanlarında düzenlenen eylemlerde hiç bir sıkıntı olmadı. Demek ki, devlet istediğinde koruyabiliyor. Hükümetin desteklediği eylemlerde 1 kişinin burnu kanamıyorsa, ama bizim eylemlerimizde bir hasar alıyorsak o zaman bu devleti suçu olduğu anlamına gelir.
Dün konuşması IŞİD’li katiller tarafından provoke edilen müşteki Mehtap Sakinci Coşgun, delillerin bile doğru düzgün incelenmemesinin manidar olduğunu belirtti etkileyici konuşmasında şunları belirtti:
Aylardır mücadele veriyoruz. Bu mücadeleyi bu noktaya getiren, bizi hayata bağlayan da barışa olan inancımızdır. Müşteki sayısı kadar kamu sorumluluğu ve siyasi sorumluluğa dikkat çekildi, şikayetçi olundu.
Biz şikayetçiyiz, bir tane değil; binlerce şikayetimiz var.
Kusursuz cinayet yoktur, katil ardında delil bırakır. Yüzyılda işlediği cinayetin arkasında deliller bırakır. Teknoloji de bunları tespit eder.
5 Haziran Diyarbakır, insanlar erken fark ettiği için müdahale ediyor ve onlarca ölümü engelliyor. Sonrasında Suruç... Suruç'ta da hiç kimse katilin katillerin ardındaki delillerle ilgilenmedi.
Sonra 10 Ekim Ankara Katliamı. Kimse şüphelenmedi, tedirgin olduk, diyor. Çünkü biz biliyoruz ki Ankara'nın göbeğinde bunlar yaşanmaz. Ama bu oldu, nasıl oldu, beyaz ayakkabı giyen bir canlı bomba kendini patlatıyor. Eşim katliamdan 10 saat önce efsane olacak diye yazmıştı... Efsane olacak mitingde katliam oldu. Bu katliam kimin işine yaradı, niye öldü bu insanlar?
Ben de o güne gelmek istiyorum; sabah 08.00 sıralarında işe gitmemiz gerekiyordu. Ben ona şunu sordum, ‘gitmen mi gerekiyordu’ dedim, ‘gitmem gerekmese gitmezdim’ dedi. Ankara'ya gelen insanlar ölümü hak etmiyordu. Eşim beni ofisin önüne bıraktı. ‘Biz zaten, 1 saate Adliye önüne geliriz’ dedi. Bir daha hiç gelmedi. Sanki 101 kişi trenlere binip seyahate çıktılar. Biz her seferinde gar önüne giderken onlar dönecek diye bekliyoruz.
Patlamayı duyunca alana gittim ve kimse bir şey yapmıyor. Polisler hiç bir önlem almıyordu. Gördüğümüz sahne dehşetti, 'patlama olayı' değil; katliam! Eşim orada hayatını kaybetmese de ben bu mücadelenin bir parçası olurdum, çünkü biz insanız.
Polisler belediyenin arkasında konuşlanmıştı. Hiç bir polis olması gereken yerde değildi. Biz günlerce cenazemizi aradık. 1 cenaze için bütün cenazelerin yarısına baktım neredeyse. Bütün bunlara karşı bir planı yoksa hükümetin, sorumlu bakanların istifa etmesi gerekirdi. Ama kimse istifa etmedi.
Sağlık Bakanlığı'nın kriz masası bize yardım etmedi o gün. Kriz masası bana 8 poşet insan var, gelip DNA verin dediler. Evet biz malesef kötü bir kaderin birleştirdiği insanlardık. Ama biz adaletin mücadele ederek geleceğini düşündük ve dernek kurduk. Öfkeliydik ama öç almak değil, adalet istedik. Katliamdan 20 gün sonra insanlar oy kullandı. Böylesi bir ülkede devlet başta, bizim hiç bir şeye ihtiyacımız yok.
Eşimin eşyasını alamadım. Gaz incelemesi yapılıyor dediler. Bize sanık gibi davrandılar. Sonra iddianamede gördük ki, pek çok şey gözden kaçırılmış. Kör noktası olan kamerayla ilgili kimse bir şey yapmamış.
Eşimin eşyalarını aldığımda üstünde kemik buldum. Savcılığa şunu soruyorum, ben bu kemikle karşılaşmak zorunda mıydık? Norveç Başbakanı gelmese, acımıza kimse saygı duymayacaktı.
Ölümlere bile eşit yaklaşılmıyorsa, adalet talebimiz de boşa düşüyor.
Ölümler engellenebilecekken, engellenmediği, detaylı araştırma yapılmadığı, arka arkaya gelen katliamlara göz yuman siyasi iktidarın da sorumlu olduğunu söylüyorum. Katiller için yaşasın cehennem.
Katliamda eşini kaybeden Harb-İş üyesi işçilerden Müşteki Zeki Yılmaz Öztekin, eşinin katliamdan sonra alana atılan gazla öldüğünün düşündüğünü belirttiği konuşmasında şunları belirtti.
Katliam yaşandığında Harb-İş üyesi bir işçiydim. Eşimle birlikte 10 Ekim'deki eylem gibi pek çok eyleme katıldım. Eşimle koşa koşa barış için o eyleme gittim. Buluşacağımız arkadaşlarımız vardı. Tam onunla konuşurken patlama yaşandı. Eşimle karşıdan geçerkendi bu ilk patlama. Yere düştük, ben yaralandım. Eşimin de yaralandığını düşündüm. Yere savrulduğumuzda, yakın zamanda 2. patlama oldu. 2. patlama bize çok yakındı. Eşimi kontrol ettim, ama konduramadım. Kalk uzaklaşalım dedim. Yanıt alamadım. Adını daha sonra öğrendiğim sağlık uzmanı Ümit Biçer, müdahale etti. Gaz atılınca müdahale edenler uzaklaşmak zorunda kaldı. Havasız kaldım. Eşimin de bu sebeple öldüğünü düşünüyorum.
Devletin askeri kurumlarının nasıl çalıştığını bilirim. Devlet dediğimiz kurumun içinde meşru olmayan kirli uçlar da var. Açıkça planlanmış ve yol verilmiş bir katliamdı bu. Devlet istemese olmazdı bu.
O gün için devletin bir kolu güvenlik güçlerini geri çekti. Antep'ten buraya getirilenlerle danışıklı dövüşü hayata geçirdiler. O zaman siyasi muktedirler, terör örgütü diyemiyordu, o günlerden buyana palazlandı. Burada sanık olanları izliyoruz, özgüven içindeler. Ama şartlar değişti, o zaman araları iyiydi, bugün şartlar değişince iyi niyeti göremeyecekler.
Siyasi iktidarlar, bundan siyasi çıkar sağlıyorlar. Mahkemeniz iyi niyetli ama, bu piyonların ceza alması yetmez. 'Süpürün'diyen polisten ve diğer kamu görevlilerinden şikayetçiyiz.
Kendi sektörümden biliyorum, kanunsuz emir yerine getirilmek zorunda değildir. Kolluk güçlerine sürekli bizim aç çocuklarımız alınıyor ve vicdanları alınıyor. Ve bu gençler, siyasal bilinçleri olmadığı için o ölenlerin üzerine yürütüldüler.
Öztekin’in konuşmalarından sonra duruşmaya yarım saat ara verildi. Aradan sonra yeniden başlayan duruşmada ilk konuşmayı müştekilerden Gökhan Yaralı yaptı.
15:35
Müşteki Serpil Güray: Bugün gidip yarın saat 5 gibi tekrar yola çıkacağız diyen eşim, 9 Ekim akşamı eşim evden ayrıldı. Sabah TV'yi açtım, 23 kişi öldü deniliyordu. Telefona sarıldım cevap alamadım. Daha sonra akrabalarım yola çıktı. Ben hasta olduğum için gidemedim. 10 Ekim gecesine kadar onu aradılar. Adli tıpta cansız bedenini buldular. 3 çocuğum var benim. Bunları yetim bırakmaya kimsenin hakkı yok. Uzun süre tedavi gördüm. 16 aydır yarım gibi yaşıyorum. Ölmeyi düşündüm, çocuklarımı annesiz de bırakmamak için kendimi toparladım. Daha sonra ailemin desteğiyle, çocuklarımın sevgisiyle ayağa kalktım. Ön sırada oturanlara, katil hafif kalıyor, soruyorum; gece rahat uyuyabildiler mi? Onlar da bizim yaşadığımız acıyı yaşasınlar. İhmali olan herkesten şikâyetçiyim.
15:15
Müşteki Selçuk Akbıyık: Polisker o kadar ölen, can çekişen insanlara göz göre göre nasıl saldırdılar. Özellikle bunlardan şikâyetçiyim. Hakan Fidan’ın dediği gibi giderim Suriye’ye 8 füze attırırım demişti. Bu patlamanın siyasetle ilişkili olduğunu biliyoruz. Bu patlamadan ve Türkiye’deki bütün patlamalardan hükûmet sorumludur, bunlardan şikâyetçiyim, Gaziantep’ten bir arkadaş beni kurtardı ve soruyorum bazen ona Antep nasıl diye? IŞİD’lilerin şehri doldurduğunu ve hiçbir şekilde müdahale edilmediklerini söyledi. Maalesef biz Suruç’tan, Roboski’den, Sivas’tan, Maraş’tan beri mağdur edilmemize rağmen biz sosyalistler, aleviler ve Kürtler olarak her zaman ötekileştiriliyoruz.
15:00
Eylem Sarıoğlu Aslandoğan: . Evet denilmez ise ya kaos ya 400 milletvekili söylemlerini şimdide görebiliyoruz. AKP’nin iktidarı elinde tutması için IŞİD’e destek vermesi gerekiyor. Hem tırlarla hem de başka şekilde nasıl lojistik hizmetten gıda yardımına kadar cihatçılara yardımda bulunduğunu biliyoruz. Türkiye, cihatçıların Suriye’ye acılan kapısı olduğunu gösteriyor.
Bombacı Metin Akaltın’ın bile bombalarının nasıl hazırladıklarını gördük biz bu dosyada. 2012’den 2016 ya kadar bunların tamamını nasıl güçlendiklerini, nasıl desteklendiklerini gördük. Türkiye 10 Ekimden önceki Türkiye değil. Ben bu mitinge 7 yaşındaki kızımla demokrasi, barış ve özgürlük için geldik. Vücudumuzda değil ruhumuzda yaralar açıldı. Biz artık eski biz değiliz. Sevdiklerimize sarıldık ve bunun son sarılışlarımız olduğunu bilmiyorduk. Gözünü kırpmadan bu katilleri buraya getiren kişilerden ve hükûmetten şikâyetçiyiz
14:45
Müşteki Aziz Mustafa Şimşek: O gün tren garına gittiğimde hiçbir emniyete rastlamadım ve hiçbir emniyet güvenliği yoktu. Şehir dışından gelenlerde yolda herhangi bir çeviri yapılmadıklarını söylediler. Sendikalı arkadaşlarımızla bir araya geldiğimizde patlama oldu. Kıyafetlerim parçalandı. Ayağa kalkmaya çalıştım ama kalkamadım, üzerimde kan ve et parçaları vardı. Bacağımdan yaralanmıştım, sağ bacağımdan kan akıyordu.
Hiçbir şekilde ambulanslar gelmedi. Ambulanstan önce Akreplerin, TOMA’ların, itfaiyenin gelmesiyle bunun bir terör saldırısı olduğunu düşündüm. Sonra gelen araçlardan yaralı insanlara saldırdılar ve bunun devlet saldırısı olduğunu düşündüm.
Konya’da futbol maçında bizleri yuhalatmaları ve Davutoğlu’nun konuşmaları bu saldırıya hükûmetin destek verdiği açıklar. Sanıkların dine dayanarak konuşmaları, bu kadar rahat olmaları destek çıkıldıklarının kanıtıdır. Bu patlamada ölenler ve onlara sahip çıkan bizler, bu katilleri Maraş’tan Sivas’tan çok iyi tanıyoruz. Son dönemlerde hükûmetin şirin görünmek için çevresindeki muhalefete destek verenlere karşı olduklarını biliyoruz. Emniyetin provokatif söylemlerinden de anlıyoruz. Hepsinden davacıyım.
14:25
Müşteki Hasan Akdemir: 2002’de iktidar olan AKP, 2015 Haziran seçimlerinde Ahmet Davutoğlu'nun ağzından hükûmete gelmezse beyaz toroslarla faili meçhullerin olacağını söyledi ve 10 Ekim’de katliam oldu. Malatya’dan Ankara’ya kadar herhangi bir yolda sorun yaşamadık ve bunu yolda kendi aramızda tartıştık. Ve Ankara’ya geldiğimizde de yine herhangi bir önlem alınmadığını gördük. 2 No’lu şubeden bir sürü genci kaybettik. Polisler üzerimize geldi, sağlık emekçisi arkadaşların yalvarmasını bizzat ben kendim duydum.
Beni bir pankarta sararak ticari taksiyle hastaneye kaldırdılar. 15 gün hastanede yatmama rağmen hiçbir yetkili ziyaretime gelmedi, hatta hastanedeki sağlıkçıların rahatsız eden bakışlarıyla ve bizi nefretle izlediklerini gördük.
Bizzat tüm bunların sorumlusu mevcut hükûmettir.
Sümbül Kızılçay: Oğlumu durduk yere kaybettiler. Ben yavrumu öldürenlerin cezalandırılmasını istiyorum. Benim yavrumun kimseye bir zararı yoktu. Benim gözlerim bu yüzden görmüyor. Size yalvarıyorum, suçluların bulunmasını istiyorum. Benim 5 tane yetimim var.
***
Ankara Katliamı’nın ikinci duruşmasının dünkü oturumunda yaşanan gerilim nedeniyle mahkeme heyeti, bugün görülecek duruşmanın sanıksız yapılmasına karar vermiş, müşteki avukatlarının uzun süren itirazı üzerine 'güvenlik' konusunun görüşülebilmesi için kararın bugüne bırakılmasında ortaklaşılmıştı.
Sabah saatlerinde hakim, müşteki avukatlarına bilgi vererek; mahkeme heyetinin 11. Ağır Ceza Mahkemesi salonunda konumlanarak duruşmanın sürdürülmesine, duruşma için 10 ve 11. Ağır Ceza Mahkemeleri'nin duruşma salonları arasındaki paravanın kaldırılarak 2 salonun birlikte kullanılmasına; duruşmaya sanıkların getirilmesine ve duruşma sırasında çevik kuvvet polislerinin görevlendirilmesine karar verildiğini bildirdi.
Bu gelişmeler üzerine katliamda yaralananlar ve hayatını kaybedenlerin yakınları da 13.30'da adliye binası önünde toplanarak, 14:00’da başlayacak duruşmaya katıldılar.
Saat 14:00’da başlayan duruşmayla birlikte mahkeme başkanı bir hatırlatma yaparak; müştekilerin beyanları sırasında herhangi bir kimsenin müdahale etmemesi gerektiğini söyledi. Sanıkların ve müştekilerin sözlerine de avukatların müdahale etmemesi gerektiği uyarısında bulan mahkeme başkanı, polis memurlarına da sözlü müdahalede bulunmamalarını söyledi.
Duruşma müştekilerin yoklamasıyla başladı.