10 Ekim davasının 2. duruşmasının 4. oturumu müşteki beyanlarıyla sürüyor, saat 13:30'a kadar ara verildi
Bugün saat 10:00’da başlayan oturumda ilk söz katliam anında yaralanan müştekilerden Şükran Elcik’indi. Elçik, gerek katliam anında gerekse öncesinde olup bitenlere dair çarpıcı bir tasvir yaparak, “Bunların A kapısından girerek, B kapısından çıkarılmasını istemiyorum” dediği konuşmasında şunları söyledi:
‘Tüm sorumlulardan şikayetçiyim’
Barış ve özgürlük için Ankara'ya geldim. Sadece 45 dakika sonra bombalar patladı. İlk bombada yaralandım. Gözümü açtığımda her yer kan içindeydi. Bizim suçumuz neydi? Biz o katillere ne yapmıştık?
Geçen gün sanık, ‘iki çocuğumun vebali’ diyor; ya bizim vebalimiz?
Ben sadece bu piyonların suçlu olduğunu düşünmüyorum.
Sanık Esin Altıntuğ, babasından araba hediye alıyor. Hangi parayla, hangi fabrikanın sahibi? Babasının da burada olması gerekiyor. O alanda ölmeyecek arkadaşlarım, biber gazından öldü. Biz bu devlete ne yaptık?
4-5 saat hastanede sedyede kaldım. Kimse müdahale etmedi. Tüm insanlık mı öldü?
Tüm sorumlulardan, sadece bu piyonlar değil; şikayetçiyim. Bunların elebaşlarını bulun.
Bizim de herkes gibi yaşamaya hakkımız var. Özgürce yaşamak istiyoruz. 16 asker öldüğünde çok kötü olmuştum, çünkü ben bir insanım. Adaletinize sığınarak adil yargılama istiyorum. Bunların A kapısından girerek, B kapısından çıkarılmasını istemiyorum.
Suruç katliamı sonrası bombacının annesi kendini patlatan oğlunun ardından emniyete gitti ve diğer oğlu için ifade verdi, ortada yok diye. Bir kaç ay sonra diğer oğlu da kendini Ankara'da patlattı.
Biz hala barış diyoruz, siz ne istiyorsunuz? Siz kime çanak tutuyorsunuz?
Size yine şans verilirse, yine bir yerleri patlatırsınız.
Katliamda yakınlarını kaybeden müştekilerden Eğitim-Sen’li öğretmen İzzettin Çevik, katil sanıklara seslenerek “sizinle helalleşmemiz sizi yönlendirenleri vermenizle olur’ dediği beyanlarında şunları dile getirdi:
‘Barış'a değinmek istiyorum. Urfalı'yım, Kürdüm. Asimile edildim bekli ama Kürdüm. Öndekiler, benim hemşehrilerim. Suphi, Suruçlu ben de Suruçluyum. Hayatım boyunca sokaklarda kaldım ben. Devlet bize her zaman 'öteki' davrandı. Babam Bey torunuydu, o öyle yaşadı; ama ben emekçi çocuğuyum. Ben çocukken sokakta kaldım. 11 saat çalışıyorum ben. Günde 2 işten az işte çalışmadım. Çocuklarımı öyle okuttum ben. Barış niye lazım biliyor musunuz, sizin çocuklarınız için, sizin için lazımdı. Ülkede asker ve polis var, adalet yok. Eksik olana adalet lazım, barış lazım. Benim kızım ve eşim aktivist değildi, ama duyarlı bir öğretmenim ben. Kızımı mühendislikte okuttuk, çünkü biz amaleydik. Dükkanımız da var. Hem patronlar derneğine üyeyim, hem de öğretmen olduğum için Eğitim Senli'yim. Bizim köyde inşaat mühendisi ilk kadın kızım olacaktı.
Patlama sonrası gözlerimi açtım, böyle bir şey olamaz. Kızımı gördüm ambulansta. Üstümde neler olduğunu hatırlıyorum. Kızım, eşim, kardeşim beni korumuşlardı. İdama karşıyım, intikam istemiyoruz.
Sizinle helalleşeceğiz, ama nasıl olacak biliyor musunuz? Sizi yönlendirenleri anlatacaksınız.
Onların yargılanmasını sağlayacaksınız.
Müşteki Abdülselam Çetin adına vekili Sevinç Hocaoğlulları’nın okuduğu beyanlarda katliam anında yaşananlara ilişkin çarpıcı vurgular vardı. Kendisi aynı zamanda engellei olup, SES kortejiyle katıldığı barış mitinginde yaralanan Çetin şunları söyledi.
Ölen hep biz oluyoruz, yine biz olacağız. Ankara'da bir karınca yuvası çıksa devletin haberi oluyor; 101 canı görmüyorlar. Hiç bir şeyi görmeyip duymayıp sonra kandırıldık diyorlar. Ben engelliyim, bu halimle Ankara'ya geldiğimde kendimi güvenli hissederdim. Barış için bin kere engelli olmaya razıyım.
Ankara'ya barış ve demokrasiye gönül verenler olarak geldik. SES kortejindeydim, 2. bombanın 10 metre ilerisindeydim. Alanda bulunan akrabalarımı gördüm. Sohbet sonrası grubuma doğru yürürken, patlama yaşandı. Simit satan bir çocuk üzerime savruldu. Yerde yatıyordum, yanımdaki 2 kişi yaralıydı. Doktor bize müdahale ederken; polis gaz attı. Yanımdaki önce yardım istiyordu, yalvarıyordu. Gaz sonrası sesi gelmedi bir daha.
Ankara ve Mersin'de 2 kez ameliyat oldum. Annem bu yaşımda aynı bebekmişim gibi bana bakmaya başladı. 80 yaşındaki kadın bana bakıyordu.
Kendisi geçen gün hayatını kaybetti. Anneler, çocuklar ve kimseler ölmesin diye buraya gelmiştik. 101 kişinin acısı yeni dinmişken annemi kaybettim. Onları öldüren herkesten şikayetçiyim.
Biz barışı bahçedeki ağaç için de, havadaki kuş için de istiyoruz’ diye belirten müşteki Yusuf Can şunları söyledi.
Bütün gerekenleri arkadaşlarımız anlattı. Hayatını kaybedenleri anıyorum. Söylenecek çok şey var, arkadaşlar söyledi. Siyasi iktidarlar halkların üzerindeki oyunlardan vazgeçsin. Biz bu ülkenin halkları 10 Ekim'e kadar kardeştik. Ama 10 Ekim'de bu halklar kan kardeşi oldu. Onlar türlü oyunlara devam ediyor iktidarları için; onlardan şikayetçiyim. Biz barış için bedel ödemeye devam edeceğiz.
İhmali olan siyasi iktidardan, emniyet, vali ve içişleri yetkililerinden şikayetçiyim. Bunların da aklı varsa kendilerini kullananları söylesinler.
Biz barışı bahçedeki ağaç için de, havadaki kuş için de istiyoruz.
Müşteki Mahmut Delice: Kim suçluysa hepsinden şikayetçiyim.
Müşteki Berivan Tedik Yeşiltepe: Korkmaz Tedik'in ablasıyım. Ankara Valiliği'nden ve emniyetinden, İçişleri Bakanlığı'ndan şikayetçiyim.
Katliamda hayatını kaybeden Korkmaz Tedik’in annesi Zöhre Tedik, alanda gaz sıkan polislerden, bakanlardan, başbakandan ve tüm yetkilerden şikayetçi olduğunu belirttiği beyanında hakime “neden bunlara emir verenleri sorgulamıyorsunuz?” diye sorarak şunları söyledi:
Korkmaz'ın annesiyim. KESK'e bağlı sendikamın çağrısıyla, Korkmaz partisinin çağrısıyla hiç kimsenin ölmemesi için Ankara'ya gittik. Önce bir gariplik olduğunu düşünmedim. Ama eşim bu işte gariplik var diyordu. Biz otobüsümüzle alana kadar geldik. Bir gariplik var ama içimizde temiz duygular var. Saldırı aklımıza gelmedi.
Barış için gelmiş herkes oraya, suç mu işledik?
Eş dostla görüşürken oğluma telefon geldi, gitti. O arada patlama oldu. Eşim ses bombası; yere yatın, dedi. Tekrar bir bombayla herkes kaçışmaya başladı. Biz de gara doğru gittik. Ben sırtımı dayadım, Korkmaz yok, o nerde dedim. Tam aramak için alana geldik, gaz bombası atıldı. Gazla yeniden kaçtık. Gazın etkisi geçince yeniden alana girdim. Gaz olmasa belki oğlum yaşayacaktı. Ben yanında olsam onun kanını durduracaktım, öpecektim onu... Arkadaşları oğlumun üstüne kapanmış gaz etkilemesin diye. Gaz atma emrini kim verdi? Çok yaralı kurtulabilirdi. Hastaneye gittik, alana geldik. Alanı süpürüyorlardı. Yaşım 100 olsa bile ben mücadele edeceğim.
Bu polislere emir vereni belirleyin. Belli değil mi bunlar?
Gözümle gördüm, koşarken gaz sıktılar. Oğluma yetişemedim. Anne demişti belki. Beni istemişti. Gazı sıkanlar, küfür edenleri gördüm. Yaralılarımıza yetişemedik, korktuk. Ben çocuğuma yetişmek istiyorum, taksi beni almadı.Oğlumu ses aracında hastaneye götürdüler. Biz oraya tek kişi ölmesin diye geldik.
Kimsenin ölmesini istemiyoruz, ama her eylemde sivil polis olurken, neden orada 1 tane sivil polis yoktu. Ölsünler diye söylemiyorum, neden yoktu ama bunu soruyorum.
Katliamda katkısı olan, sessiz kalan önde oturanlar; bombaları hazırlarken kimlerden emir aldılar? Siz hakim bey, neden emir vereni sorgulamıyorsunuz?
Evet piyonlar ama bunlara emir verenleri de bunları da tutuklamalısınız. Ne zaman oğlumun sesine ihtiyaç duysam elim böğrüme gidiyor. Ben oğlumu büyüttüm, evlendirecektim; her şey yarım kaldı.
İçişleri Bakanı da, Sağlık Bakanı da, Başbakan da çocuklarımızı katletti. Siz yargılayacaksınız onları, omzumuzdaki yükü siz kaldıracaksınız. Siz onların cezasını en ağır şekilde vermezseniz yük sizin omzunuzda kalır. Ancak siz yapabilirsiniz. Herkesten şikayetçiyim.
Mitinge İzmir’den katılan Eğitim-Sen üyesi Mehmet Murat Akçalı alanda hiç polisin olmadığını, yaralandığı anda bir kişinin gelip yaklaşık 20 dakika makera çekimi yaptığını fakat kendilerine müdahale etmediğini, bu sırada gaz bombaları atıldığını, yardımın çok sonra geldiğini, bu durum karşısıdna sağ kalanların da orada öldürüleceğini düşündüğünü, belli aralıklarla silah sesi duyduğunu belirttiği konuşmasında tüm sorumlulardan şikayetçi olan Akçalı devamında şunları belirtti:
Bir, pankartla beni alandan çıkardı. Beni Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırıldı. Kafamdaki bir bilyeyi çıkardılar. Lokal anestezideydim. Kötü olduğumu söyledim, 2.'yi çıkarmadan beni ameliyattan çıkardılar. Sağlık açısından sakıncası yoksa tedaviye İzmir'de devam etmek istediğimi söylediler. Doktorlar tedavimim uzun sürebileceğini söyledi. Ama sakıncası yok, seni İzmir'e gönderebiliriz dediler. 1-2 gün yoğun bakımda kaldıktan sonra beni çıkardılar. Ama gidemedik. Neden dedim, uçakta sıkıntı var, yarın dediler. Akşam oldu, sabah kalkacak uçak diyor. Karayolu için ölüm riski var diyorlar. Beni böyle 5 gün oyaladılar. Normalde uçakta sorun falan yok. Sağlık Bakanlığı bu uçakları özel şirketlerden temin ediyor. Biri olmasa, diğer uçak olur ama olmadı. Perşembe günü, uçağın 16.00'da kalkıyor dediler. Uçak kalktı, o saatte. Uçağa ailemi almadılar. Uçakta yer yok dediler ama uçak müsaitti. Ama uçağın da saatinde kalkmasına şaşırdım.
Arkadaşlarımı aradım o sırada, beni karşılasınlar diye. Bir de uçakta küvözde bir bebek vardı. Sağlık ekibi ikimizin durumunu cihazlardan takip ediyordu. Çok normal bir yolculuk. İndik, İzmir değildi ama burası. İndiğimiz yeri sordum, Denizli'ymiş. Ne işimiz vardı orada? Dedim Hakkari'ye uğrayacak mıyız dedim? Sen burada ineceksin dediler. Bebek fenalaştı dediler. Ama bebeğin durumu stabildi. Bunlar önceden planlanmıştı. Benim her yerim sarılı uçaktan indirdiler beni.
Şaşırdım tabi. Madem bebek fenalaştı, indirdiniz bebeği, hadi gidelim o zaman dedim. Beni 5 gün Ankara'da beklettiler. Uçaktakiler bana, bunun kıymetini bilin bu hizmet Ankara'da yok dedi. Bana bunun maliyetini biliyor musun diye sordu.
Bu tartışmayı yaşadığım tüm sağlıkçılardan şikayetçiyim. Beni kara ambulansı ile yola çıkardılar. O bebek kim peki?
O bebeğin bir rahatsızlığı var, sürekli Denizli, Ankara arasında gidiyormuş. Bu bebek Sağlık Bakanı'nın yakınıymış.
Bu kadar ahlaksızca bir şeyi barış isteyenlere yaptı Sağlık Bakanı.
Kara ambulansında sadece sağlık teknikeri vardı, doktor vs. yoktu. İzmir'e gidecektik ama beni Selçuk'ta indireceklerini, oradan başka bir ambulansla gideceğimi söyledi. Beni Selçuk'ta yol kenarına indirdiler. Ambulans benzin istasyonunun yanında indirdi, yandan vızır vızır arabalar geçiyor.
10 dakika sonra diğer ambulans geldi, onunla Dokuz Eylül Üniversite Hastanesi'ne geldik.
Bu arada hastanede ifade almak istedi polisler; hastaneden çıkınca vereceğimi söylediler. Daha sonra tekrar geldiler, tekrar geldiler... Her tarafım alçıda imzayı nasıl atayım dedim? Sonra gittiler. Uçaktaki sağlık ekibinden şikâyetçiyim.
Mülki Müfettiş raporundan bahsediliyor. Burada bizim ölüme gittiğimiz 15 gün önceden biliniyor. Bu ihmal değil. Bu organizasyondur. Bu neden iddianamede yok?
Bu arada bu raporu yazan gazetecilere ve hazırlayan müfettişe soruşturma açıldı. Bu ülkede konuşana dava açılıyor zaten.
Biz halklar kardeşçe yaşasın diyoruz. Ama bir çok insan yılanın kendine dokunduğunun farkında değil, yılan herkesi sokuyor. Bu yılan en son kendini besleyenleri sokacak.
Bu arada Elif Kanlıoğlu'nun babası Ümit Kanlıoğlu'nun ifadesinin altını çizmek istiyorum. Davacıyım, elbette. Nasıl davacı olmayayım, ihmal yok, kasıt var burada. Bu suçu 1 kişi değil; 10 kişi değil, o kadar çok kişi işlemiş ki. Bu piyonlar 100 yıl da yatsa ne değişecek. Bunlar gibileri yolda. Bunları kim besliyor, kim yetiştiriyor, nasıl gönderiyor?
Niye görevini yapmayan İçişleri Bakanı görevde tutuldu, insanların karşısında ahlaksızca güldü.
Ben hala çocuklarıma adaleti gösteriyorum. Burada size büyük yük düşüyor. Tarih kitapları hepimizi yazacak. Tüm sorumlulardan şikayetçiyim. Gaz atma emrini verenden ve gaz atandan. Biz anmamızı bile yapamıyoruz. Bir karanfil bırakacağız, her seferinde polis saldırıyor. Bu nedir?
Bu kadar mı vicdanınız kurudu, dünyanın hiç bir yerinde bu kadar vicdansızı bir araya getiremezsiniz.
Katliamda oğlu Ali’yi kaybeden müşteki Nebahat Özer, ‘ o benim mezarımda ağlamalıydı’ dediği konuşmasında şunları söyledi:
Biz artık biz değiliz, bana kaç çocuğun var dediklerinde ne diyeyim ben, iki mi, bir mi diyeyim... Biz kendi memleketimizde kendimizi ifade edemez olduk artık. O memlekette kan dökülmesin diye biz bağrımıza bastık Suriyelileri...
Ben onun mezarında ağladım, o benim mezarımda ağlamalıydı. Onun yerde fotoğrafını gördüm, öylece yatıyordu. Belki hiç müdahale edilemedi ona. Edilse belki kurtulurdu. Ben evladımı katledenlerin hepsinden şikayetçiyim, en alt kademesinden, en üst kademesine kadar... Ali Deniz'in annesi olmasam da benim o fotoğraflara bakabilecek yüreğim yoktu. Suçlulardan, göz yumanlardan hepsinden şikayetçiyim. Adaletin yerini bulmasını istiyorum.
Katliam anında kızı alanda bulunan müşteki Servet Yücel, tüm yetkililerden şikayetçi olduğu beyanında şunları belirtti:
Antep'ten geliyorum. Ben alanda değildim, kızım alandaydı. Ali Deniz'in arkadaşıydı kızım. Beni aradı patlamadan sonra ‘iyiyim, ama arkadaşlarım kötü yatıyor’ deyip kapattı. Biz kötü şeyler yaşadık bu ülkede, ama bu kadarını yaşamadım ben hiç. Sözün bittiği yerdi o görüntüler. Kızım geldiğinde şoktaydı. İlk defa annesinden ayrı bir yere gitti. Ben bu kızı babasız büyüttüm. Üstünde insan etleri vardı. Ben temizlerken alma onları dedi, kriz geçirdi. Sokağa fırlayarak arkadaşlarının adını haykırdı, bırakmayın beni dedi. Rakel Dink'in ifadeleri aklımda, "16 yaşındaki bir çocuktan katil yaratanlar" diyordu... Bizim 17 yaşındaki çocuklarımız bir günde büyüdü.
Şu düzende uyuşturucu çetelerine giden çocuklar yetiştirmedik biz. Bizim çocuklarımız masumdu. Bu katliamın fermanını çıkaran herkesten şikayetçiyim. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan, İçişleri Bakanı vs. hepsinden şikayetçiyim.
Bizim çocuklarımız vücudundaki bilyelerle espri yapıyor birbirine. Ancak bu katiller cezalandırıldığında bir nebze kendimize gelebiliriz.
15 Temmuz olunca herkes sokaklardaydı, ne hikmetse IŞİD tatildeydi o zaman her halde. Olan bize oluyor. İhmal değil bu işte kasıt var.
****
10 Ekim Katliam davasının 2. duruşmasının 3. oturumu dün yapıldı. Önceki gün yapılan 2. oturumda katillerden Mehmettin Baraç’ın provokasyonuyla gerginlik yaşanmış, polis ailelere saldırmış, duruşmaya ara verildikten sonra heyet sanıklar getirilmeden devam etme kararı almıştı. Heyetin bu kararına müşteki avukatları itiraz edince katillerin getirilmesi ve duruşmanın 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmesi kararlaştırılmıştı. Dün akşam saat 14:00’te başlayan duruşma geç saatlere kadar sürmüş, pekçok müşteki beyanlarda bulunarak asıl katillerin yargılanmasını talep etmişlerdi.
Müştekilerin insanın tüylerini ürperten beyanlarında ortaklaşan nokta, katliam anında alana gazla-TOMA’larla saldıran polislerin, katliam bilgisi olmasına rağmen buna en azından göz yuman kamu görevlilerinin, IŞİD’e “kızgın gençler” diyenlerin, “Başkanlık olmazsa kaos olur” sözlerini sarf edenlerin, Haziran seçimlerinden sonra kaosun düğmesine basanların yargılanması gerektiğiydi.
Dün yapılan oturumda İnşaat-İş Sendikası kurucuları ve üyelerinin aileleri de beyanlarda bulundular. İsmail Kızılçay yoldaşın annesi Sündüz Kızılçay ve babası Zihni Kızılçay, evlatlarını kaybetmiş anne ve baba olarak acılarını olduğu kadar bunları yaşatanların cezalandırılması taleplerini dile getirdiler.
Yine İnşaat-İş kurucusu ve yöneticisi Serdar Ben yoldaşın ağabeyi Ali Haydar Ben, katillerin de inşaat işçisi olduklarını söylediklerini, fakat bu “işçilerin” kafa kesen videolar paylaşırlarken, Serdar’ın işçi hakları için çalıştığını belirttiği konuşmasında, katliamın kolektif bir tezgah olduğu anlamına gelen beyanlarda bulundu.
Müşteki Ali Haydar Ben: Önce bir devletin kendi halkının can güvenlğini sağlaması gerekiyordu. O gün sağlamadı. Sağlamasının tek nedeni o alanda bir araya gelenlerin hepsinin 'öteki' olmasıydı.
Ben Ankara'da yaşıyordum o zaman. O zamanlar her akşam bayrağını alan sokağa çıkıyordu. Vali'nin böylesi bir dönemde mitinge izin vermesi manidardır. Gericilerin mitinge saldırabileceğini düşünmüştüm.
Umarım Serdal ve 101 kişinin idealleriyle yeniden orada bir araya geliriz. Serdar İnşaat işçileri sendikasının kurucusuydu. Bu canilerden bazıları da inşaat işçisi olduğunu söyledi. Bunlar kafa kesme videoları paylaşırken; Serdal inşaat işçilerinin haklarını ilgilendiren videolar paylaşıyordu.
Çok rahat konuşamıyoruz. Çok gerginim. Adli Tıp'ta 50 tane cesede baktım.
Adli Tıp'ta bize hakaret eden polislerden davacıyım.
Savcıyı görmek istediğimde polis engelledi beni. Ben de hem katlediyorsunuz,hem de görmemizi engelliyorsunuz dedim. Haaretlerde bulundu. Oradaki polislerle, dünburada bize hakaret eden polislerin tutumu aynı.
Cumhurbaşkanı, Başbakan, Vali, MİT, Antep ve Ankara emniyet müdürleri ile valilerinden şikayetçiyim. Biz Antep'e gittiğimizde polisler bize şuralara gitmeyin orada IŞİD'ciler var diye uyarıyor. Biliyorlar, birlikte çalışıyorlar çünkü. Bence AKP'nin IŞİD'le ilişkisi var. Buradaki sanıklar da bunu ifade etti. Bize tehdit etme gücünüvehakkını nereden buluyorlar?
Bir polis memuru çıkıp bize küfredebiliyor bir şey olmuyor.
İnşaat-İş yöneticilerinden Erol Ekici’nin sevgilisi Münevver Berk, acısı ve öfkesiyle bu kolektif katliamın şifrelerinin ortaya çıkarılmasını istediğini vurguladı. Berk konuşmasında şunları belirtti.
Ben Dersimliyim, doğmadan önce bir yığın katliam yaşanmış. Biz bunları kitaplardan öğrendik, ailelerimiz bize bundan bahsetmemişti. Neden mi, kin tutmayalım diye. Barış içerisinde yaşayabilelim diye... Bizse bunu kitaplardan öğreniyoruz. Katliamlar ülkesinde yaşıyoruz. Say say bitmiyor... Bu katliam bir anda olmadı, planlayan vetezgahlayanlar var. Barış isteyenlere karşı organize bir katliam bu. Katliam, '400 vekil verin, bu iş barış içinde çözülsün' demekle başladı. Daha sonra Başbakan ve dönemin yöneticilerinin 'AKP iktidar olmazsa kaos' olur sözleriyle devam etti. Bu katliam tetikçilerin ceza almasıyla geçiştirilemez. Bu katliam devletin barış isteyenlere karşı organize ettiğibir katliamdır. Bu katliamın sorumlusu devlettir.
Muhtarlar toplantısında her seferinde milli irade diyen Erdoğan, o toplantılardan birinde "Bundan sonra hiç kimse ölüm türküleri eşliğinde halay çekenleri bize barış havarisi olarak gösteremz" dedi. Bu sözle bizleri hedef gösterirken, katilleri destekledi.
Barış istemeye giderken; sevgilimin elini tutarak gitmiştim ben.
Patlama sonrası polislerin düşman üstüne yürür gibi geldiğinigördüm ben.Ve bunu polis müdahalesi sandım. Alana yaklaştıkça, kanlı alanı gördüm. Hala o alanın fotoğraflarına bakamıyorum. O alanda kaç tur attım bilmiyorum, akşama kadarher hastaneyi aradım.
Telefonlar kapalıydı, ulaşamadım. Tanıdığım kim var, diye yüzlerine bakmaya cesaret edemeden kaç tur attım bilmiyorum.
Bir katliam olmuş, robot değil, polis... O insanların üzierine gaz sıkıyor, insanları eziyor... Tümünün cezalandırılmasını istiyorum.
Devletin, savcının, hakimin yapması gerekeni avukatlarımız yapıyor. Bu dosyanın genişletilmesini Cumhurbaşkanına kadar istiyoruz.
Sadece buradakiler ceza alacaksa, bunun adı hukuk ve adalet değil.
Ben orada yara bile almadım, bu ne kadar kahredici biliyor musunuz; sevgiliniz artık yok, ama siz yara bile almadınız. O gün oradan sağ dönen kimsenin sevinebildiğini sanmıyorum. Bana yaşamak ağır geliyor. Gayri ihtiyari gülecek olsak, gülümseme yüzümüzde donuyor.
Bize bunları yaşatanlar yargılanmayacaksa, bunun adı adalet olur mu?
Hamileyken düşük yapan arkadaşlarımız var. O gün devletin yapması gerekeni orada SES üyeleri yaptı. Çünkü onlar müdahale etmese belki sayı 200 olacaktı. Polisler, TOMA'yla yolu kapattı ve ambulanslara izin vermedi. Ambulanslar gelseydi, belki çok sayıda insan kurtulacaktı. Devlet, katliam öncesinde ve sonrasında hiç bir sorumluluğunu yerine getirmedi. Hastanede kan anonsu yapan arkadaşlarımıza dava açıldı.
Yani aslında katliam devam etti. 2 bombayla sınırlı değildi. Cenazelere katılanlara dava açıldı, tutuklandı. Ne yapacağız peki, ne bekliyorlar? Anmaya da mı tahammül edemiyorlar? Hiç olmazsa anmaya saygı göster.
Bu katliamdan madem sorumlu değislin ey devlet, o zaman anmaya niye müdahale ediyorsun?
Şu anda, o meydandayım ben. O yüzden bu katliamda sorumluluğu olan başta cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar, il emniyet müdürü, onlarca istihbarata rağmen önlem almayan validen şikayetçiyim.
Bu canileri Suriye'ye götürüp getiren İHH'dan da şikayetçiyim. Kısacası devletin bütün birimlerinden şikayetçiyim.
Dün akşam saat 19:30’da sona eren oturum bugün sabah saat 10:00’da müştekilerin beyanlarıyla devam etti. Öğlene kadar devam eden oturumda 10 müşteki beyanda bulunduktan sonra duruşmaya saat 13:30’da başlamak üzere ara verildi.