El Bab hezimeti

El Bab kapısındaki asker kayıplarının her geçen gün artmasıyla birlikte Türk devleti açısından hezimet tescillenmiş oldu

GÜNCEL
Çarşamba, 15 Şubat 2017 (9 yıl 2 ay önce)

Serhat Tuna



 



Türk devletinin, emperyalist güç odaklarının uzlaşısıyla “dikensiz gül bahçesi” olarak kendisine sunulan Cerablus’a girdiği günlerde, attığı zafer naraları, 6 aydır süründükleri El Bab kapısında bıçak gibi kesildi.Öyle ki kendisini fiili olarak “Führer” ilan eden Erdoğan Cerablus’un kendilerine teslim edilmesi üzerine bütün dünyaya “DAİŞ’le mücadele dersi” verdiklerini iddia ediyordu.



 



Her konuda olduğu gibi burada da şişirilen yalan balonunun havası erken söndü. Dış politikadaki çapsızlık ve çuvallama bir kez daha dışavurdu. Amerikalıların Süleymaniye’de (2003) Türk komutanların kafasına çuval geçirmesi misali, bu kez Rusya El Bab’da hava bombardımanıyla Türk askeri birliğini vurdu. El Bab kapısında verilen asker kayıplarının her geçen gün artmasıyla birlikte Türk devleti açısından hezimet tescillenmiş oldu.



 



Diplomatik açıklamaları/yalanları bir kenara bırakırsak, ‘çuval olayı’ gibi bu bombalamanın mesajı da çok açıktı: “Bizim isteğimiz ve çizdiğimiz sınırlar dışında, buralarda öyle kafanıza göre elinizi kolunuzu sallayarak hareket edemezsiniz!”



 



Türk devleti, El Bab şehir merkezini ele geçirdikten sonra, asıl hedef aldıkları Kürt güçlerinin hareket alanını daraltacak biçimde, onları baskı altına almak için Minbiç’e girip oradan Rakka’ya doğru ilerlemeyi planlıyordu. Cerablus’dan sonra El Bab’ın ele geçirilmesi, Kürt kantonları arasındaki sınırların birleşmesini engellemek açısından stratejik bir hamledir. Fakat bölgedeki emperyalist güç dengeleri, bu dengelerde ortaya çıkan yeni tablo öyle Türkiye’nin her istediğini yapmasının önünü açar nitelikte değil.



 





 



El Bab üzerindeki hesaplar Rusya açısından, Suriye Ordusu'nun kontrolünü öngörüyor. Bu, Rusya ve Esad rejiminin son zamanlarda kazandıkları inisiyatife itilim sağlayacaktır. Amerika açısındansa IŞİD-El Nusra gibilerinin panzehiri olarak arkasında durdukları YPG’nin etkin olduğu Demokratik Suriye Güçleri (DSG)’nin bu alanı kontrol etmesi öngörülüyor. Dolayısıyla işin püf noktası El Bab’ın merkezini kimin ele geçireceğinden çok kimin kontrol edeceğidir.



 



Dolayısıyla emperyalist güç odakları arasında yürüyen pazarlık işin yönünü belirlemede önemli etkenlerden birisi olacaktır. Türk Ordusu'nun El Bab’ın merkezini ele geçirmesine göz yumulsa bile orayı kontrol etmesine alan açılması olası görünmüyor. Ki alan açılsa bile Türk Ordusu'nun bunu başarması mümkün değil.



 



Farklı gelişmelerle zaman içerisinde belki değişebilir, fakat bugün ortaya çıkan tablo içerisindeki işaret ve eğilimler, Rusya’nın da basıncıyla El Bab’ın kontrolünün Suriye Ordusu'na bırakılacağı yönünde. IŞİD’in başkenti konumundaki Rakka operasyonuysa DSG’ye bırakılacak gibi görünüyor.



 



Kürt kantonlarının birleşmesi, federasyon ya da başka biçimlerde statü kazanmasında, Kürt özgürlük güçlerinin mücadelesi ve stratejik hamlelerinin yanında, Rusya’nın arkasında durduğu Suriye rejimiyle yürütülen pazarlıklar etkili olacaktır.



 



Sonuçta Türkiye yine avucunu yalayacak, Suriye bataklığından öyle kolay sıyrılamayacaktır. Çatışmalı süreçler devam etmekle birlikte, Suriye giderek daha fazla “normalleşirken”, Türkiye daha fazla Suriyelileşecektir.