'Evet'çi pastane sahibiyle sohbet

Sefaköy'de "Hayır" bildirimizi "Ben 'Evet' diyeceğim diye almayan pastane sahibiyle konuştuk

GÜNCEL
Çarşamba, 15 Şubat 2017 (9 yıl 2 ay önce)

Sefaköy İnönü Mahallesi’nde hayır çalışması yaptıktan sonra çay içtiğimiz pastaneden çıkarken yanımızda bulunan “Daha fazlasına hayır” bildirimizden uzattığımızda, “Teşekkür ederim, ben evet diyorum o nedenle bir başkasına verin” diyen pastane sahibiyle sohbet etmek istedik. “Biz 'Hayır' derken sebeplerimizi yaşamlarımızdan yola çıkarak temellendiriyoruz. Siz de bize 'Evet'in gerekçelerini anlatabilir misiniz?” dedik ve sohbete geçtik.



 



Alınteri: Madem ki açık konuşuyoruz siz de neye dayanarak 'Evet' dediğinizi anlatabilir misiniz? Samimi olarak bunları öğrenmek istiyoruz.



Pastaneci: Politika yapmak istemediklerini söylerken parti olarak iyi çalışıyorlar. Bundan öncekileri de gördük. Yaşamdan doğru bakarsanız tabii ki sıkıntılar var ama yine de evet diyeceğim, benim bir işim var evet ya da hayır beni rahatsız etmiyor. Ama ben 'Evet' diyeceğim.



 



Alınteri: Biz 'Evet' diyenleri anlamak istiyoruz. Eğer sebeplerini anlatabilirsen bu konuda bilgilenmiş olacağız. Öğrenmek istiyoruz çünkü...



Pastaneci: Yani daha mı kötü olacak, öyle mi diyorsunuz?



 



Alınteri: Elbette kötü olacak. Bugün 'Evet' derseniz bırakın kendi yaşamınızı, torunlarınızın geleceğini bile bir kişinin ellerine teslim etmiş olacaksınız.



Pastaneci: Bakın bundan önceki partilerin dönemini de gördük ve o zaman bizim hiçbir şeyimiz yoktu. Ama bu parti döneminde işimiz gücümüz oldu. Mesela siz Esenyurt’a gideceksiniz değil mi? Neden size bir araba vermiyorlar bu işe koştururken...



 



Alınteri: Biz bunu birisinin çıkarı için ya da birinin adına yapmıyoruz. Biz bu mücadeleye inandığımız için koşturuyoruz. Hiç kimseden de herhangi bir çıkar beklemiyoruz ki



Pastaneci: Bakın hastanelere önceden gidiyorduk sıra bekleyenler doluydu, sıra gelmiyordu.



 



Alınteri: Şimdi?..



Pastaneci: Şimdi yok, gidiyorsunuz sıra beklemiyorsunuz.



 



Alınteri: Şimdi hastaneye gidiyorsunuz belki sıra beklemiyorsunuz ama muayene ücretlerini hiç farketmeden reçetelerden kesiyorlar. Bir emar için aylar sonrasına sıra veriyorlar. Acil gidiyorsunuz saatlerce sancınızla bekletiliyorsunuz. Doğru düzgün muayene edilmiyorsunuz. Çünkü performans dayatıldığı için doktorlar belli sayıda hastayı muayene etmek ve tamamlamak zorunda kalıyorlar.



Pastaneci: Bizim karnımız Tayyip Erdoğan'dan önce de doyuyordu, şimdi de doyuyor. Ama Tayyip Erdoğan ötekiler gibi yapmıyor.



 



Alınteri: Bakın sizin anlamadığınız bu sürecin aslında bir parti ya da kişi meselesi olmadığı, asıl sorunun bir rejim değişikliği sorunu olduğu...



Pastaneci: Valla ondan önce de bir sürü hükümet gördük hiçbirisi çalışmadı. Ben Ardahan’lıyım, Kürt değilim ama bizim ora Kürt bölgesi, hayatımda ne HADEP’e ne CHP’ye oy vermedim; vermem de, neden biliyor musun? Bu adamlar yaptığı için bu adamlara 'Evet' diyeceğim.



 



Alınteri: Ne yaptı?



Pastaneci: Şimdi Metrobüs var binip gidiyorsun değil mi? Yol yaptılar. Peki bundan öncekiler ne yaptı?



 



Alınteri: Evet, yol yaptılar, Marmaray yaptılar, Köprü yaptılar. Birçoğumuzun hiç kullanmayacağı köprüler yapıp bizim vergilerimize yansıtıyorlar, geçişler ücretli ister geç ister geçme bizim sırtımızdan çıkıyor parası. Bunların yanında işçilere taşeronluğu aratacak kiralık işçiliği getirdiler, kıdem tazminatlarını gasp etmek istiyorlar, zorunlu bireysel emekliliği dayatıyorlar



Pastaneci: Ben oradan bakmıyorum.



 



Alınteri: Siz buradan bakmayın; şimdi diyelim ki 16 Nisan’da sandıktan 'Evet' çıktı ve her yetki tek adama verildi. O adamın kim olduğu önemli değil, yarın kriz bahanesiyle bir gecede bir KHK ile milli seferberlik ilan edip bütün mal varlığınıza el konulursa ne olacak düşünebiliyor musunuz? Böyle bir şey olunca esnaf dayanamayıp kepenk kapattı ve sokağa çıktı karşınıza neyle dikilecekler panzerler, tomalar, çevik kuvvetle çıkacaklar, ne yapacaklar tazyikli suyla, biber gazıyla, plastik mermiyle saldıracaklar.



Pastaneci: Olur mu öyle bir şey?.. Başkanlık sistemi Amerika’da da var.



 



Alınteri: Türkiye’de getirilmek istenen başkanlık sistemi Amerika’daki gibi değil ki. Orada eyalet sistemi var iki ayrı parlamenter sistem var. Başkanın hayata geçirmek istediği şeyler önce eyaletlerin temsilcileri tarafından inceleniyor, uygun görülmezse onaylanmıyor. Ama burada tek adam isterse meclisi feshedebilir. Yardımcılarını kendi seçecek, kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırıp bütün her şey bir kişinin elinde olacak, buralara kendi adamlarını kendi atayacak, hiç kimse memnuniyetsizliğini dile getiremeyecek. Düşünsenize yargıda kendi hakim ve savcıları olacak siz de gidip bu hakim ve savcılara şikayetinizi ileteceksiniz dikkate alınacak mı sizin şikayetiniz!.. Zaten 'Evet' çıktığı zaman şikayet edebilme şansınız asla olmayacak.



Pastaneci: Bakın eskiden bizim (Türkiye’nin) hiçbir şeyi yoktu. Şimdi 350-400 tane uçağımız var.



 



Alınteri: Bizim mi? Bakın etrafınıza bir sürü gökdelen, rezidans var; kimin, bizim mi? Bunlar olunca biz zengin mi oluyoruz? O rezidanslar, gökdelenler yapılırken bir sürü inşaat işçisi ölmüştür, sakat kalmıştır. Ama bizi yönetenler ne diyor “bu işin fıtratında var” diyorlar değil mi? O rezidanslara, gökdelenlere sahip olanlar milyonları kasalarına doldururken o rezidansları, gökdelenleri inşa eden işçiler yakınından bile geçemiyorlar. Üstelik ölüp sakat kaldıkları ve ailelerinin ızdırapları da onlara kalıyor. Hiç kimsenin de umurunda olmuyor. Sonrada ülkemizin şusu var busu var diye konuşuyorlar.



Pastaneci: Bu serbest piyasadır , bakın siz bu bildiriyi verdiniz diye benim 'Hayır' diyeceğimi mi bekliyorsunuz?



 



Alınteri: Elbette hayır. Çünkü bir insan bir bildiri okudu diye hemen düşüncesi değişmez. Ama sizden ricamız, Anayasanın değişiklik yapılan maddelerini inceleyip araştırmanız. Bütün şu konuştuklarımızı hayatın bütününü gözönüne alarak düşünmenizi isteriz. Belki kafanızda bir soru işareti uyandırabiliriz. Bizim için önemli olan rejim değişikliğine geçilmek istendiğini anlamanızdır. Size gazetemizi de vermek istiyorum. Özellikle üçüncü sayfasını okumanızı rica edeceğim. Hiç olmazsa başka cepheden nasıl göründüğünü anlarsınız.



 



Pastaneci: 16 Nisan’dan sonra samimi olarak söylüyorum, çayımı içmeye gelin, gazeteyi de okuyacağım söz...



Alınteri: Davetinizi tabii ki kabul ediyoruz ve geleceğiz. Hoşçakalın...