Taksi şoförleri: AKP’nin tabanını yakından tanıyoruz, içindeyiz çünkü. Tabanın üçte biri 'hayır' diyecek
İşçi ve emekçi diye tanımlayabileceğimiz kesimler sadece fabrikalarda, inşaat şantiyelerinde, kamu kurumlarında, taşeron şirketlerde çalışanlardan ibaret değil; mağazalarda, cafelerde, kitabevlerinde... yani her alanda varlar.
Bu kesimlerden biri de taksilerde direksiyon sallayanlar. Toplumun hemen hemen bütün kesimlerine hizmet eden, bu hizmeti yaparken sohbet eden taksi şoförleri, birçok zorluk ve risk altında evine ekmek götürmek zorunda olanlar. Kısacası kelle koltukta çalışanlar. Onlar, toplumun nabzını da en iyi bilen emekçi kesimi.
Referandum süreci içinde ulaşabildiğimiz çeşitli sektörlerde çalışan işçi ve emekçilere ulaşıp hem çalışma koşullarını öğrenmek, hem referandum sürecinde eğilimlerini öğrenmek gibi çalışmalarımız oluyor. Çalışmalarımız sırasında taksi şoförleriyle de bu konuda sohbet etmek istiyorduk. Geçen akşam geç saatlerde işimizin acele olması dolayısıyla bir taksiye bindik. Sohbet sırasında taksicilerle de konuşmak istediğimizi belirtince, “Tam adamına denk geldiniz valla, 'bir dokun bir ah işit'; katlanabilirseniz bizim duraktaki arkadaşların yanına gidebiliriz” dedi. Biz de bu fırsatı değerlendirmek için işimizi erteleyip bindiğimiz taksi şoförünün çalıştığı durağa gittik. Giderken şunu özellikle belirtti: “Bizim taksi durağında çalışan arkadaşların bir ikisi hariç çoğu AKP’li ama çok iyi insanlardır...”
Gece yarısında taksi durağının kapısından giriyoruz. Hepsi biraz şaşıran gözlerle buyur ediyorlar, tokalaşıyoruz.
Kendimizi tanıtıyoruz: “Gazeteciyiz, arkadaşınızla sohbet ederken sizlerin sorunlarını dinlemek istediğimizi söyledik. Arkadaşınız da konuşabileceğimizi söyleyip buraya getirdi. “Tam yerine geldiniz kafanız ağrımayacaksa bizde sorun çok” diye başlıyor güleryüzlü, kırk elli yaşlarında, saçları bu yaşta ağarmış taksi şoförü ve anlatmaya başlıyor:
Biz durağa bağlı çalışıyoruz. Ama bir de mafyavari köşe başlarını, trafik ışıklarını, sokak başlarını tutmuş olan taksicilerde var. Bunları da unutmamak gerek; sürekli sorun, sürtüşme yaşıyoruz.
Taksi şoförleri, iki kısma ayrılıyor. Birinci kesim plakası kendine ait -bir nevi tuzu kuru- olanlar, yani kendine çalışanlar. İkici kesim ise sadece şoför olarak çalışanlar. Tabii bu iki kesimi bir araya getiren taksi durağı patronları var.
Plakası kendine ait olanlar da şoför olarak çalışanlar da durağa bağlı çalışmak için durağın patronuna kira ödemekle yükümlüler. Taksi durağının kirası kişi başına aylık 200 TL, taksi şoförleri için yıllar önce sigorta zorunluluğunu yasal olarak koydular. Tabii çok sevindik, ama bunu taksi sahibi değil biz ödüyoruz. Ayrıca götürü usulü çalışıyoruz. Yani günlük çalışıyoruz. Aslında günlük çalışmak için bir nevi taksiyi kiralamış oluyoruz. Taksi sahibine günlük 360 TL yi o gün kazansak da, kazanmasak da vermek zorundayız. Bir takside gece ve gündüz iki şoför çalışıyor 12 şer saat. 180 lirayı kazanamadıysak üstünü kendi cebimizden veriyoruz. Benzine, taksimetreye gelen zamların ceremesi hep bizim cebinden çıkıyor.
Yemek, çay ve yol masrafları aslında hiç konuşulmayan ama şoförlerin kendi ceplerinden çıkan ve artık doğal olarak nerdeyse kanıksanmış şeyler. Taksinin stopaj vergisi bile şoförlerin cebinden çıkıyor. Aslında bütün bunların çözümü çok basit, devlet bunu bilmiyor mu? Biliyor ama yapmıyor. Beyaz masa şikayetleri hem biz şoförlerden hem müşterilerden alıyor. Ama hep müşteri haklıdır. Biz şoförlerin ise şikayetleri sadece alınır o kadar başka bir çözüm yok.
Taksi şoförleri çözümün devlet ve belediyede olduğunu ifade ediyorlar:
Belediye dese ki taksi sahibine, 'kardeşim plaka kullanım iznini ben veriyorum. Galeriye kiraya vermeyeceksiniz...' 18.000 taksi var bugün çalışan 500 liradan hesaplayın kasasına girecek olan kuru para yani. Kaynak yok diyorlar kaynağa gerek yok ki! Al sana kaynak, ama yapmıyorlar.
Başka bir taksi şoförü söze giriyor:
Bakın akşam saat 21:00’den sonra merkezi hiçbir yerden müşteri alamıyorsunuz. Çünkü akşam saat 21:00’den sonra her yerin bir sahibi var. Taksi durağının müşteri alma alanı var. O sınırların dışından müşteri alamazsınız. Alırsanız olay çıkar. Çünkü köşe başları, trafik ışıkları birileri tarafından tutulmuştur. Müşteri almak için bekleme yapamazsınız, müşteri el kaldırsa alsanız hemen oradan biri çıkar 'hoop ne yapıyorsun' diye bağırır ya da üzerine yürür. Kaç defa kavga çıktı, kaç defa yaralanmalar oldu bu şekilde.
Türkiye’de taksi şoförlerinin her hangi bir eğitimden geçmediğini, şoförlerin müşteriyi doğru yere götüremediği, Avrupa’da en az 6 ay eğitime tabii tutuldukları belirtiliyor. Sicilin temiz olmasının önemi de özellikle vurgulanıyor:
Herhangi bir şikayet dilekçesi verildiğinde, sicilimize işliyor ve işsizlikle yüz yüze kalıyoruz. İyi de ben evime ekmek götürmek zorundayım. Burada işime son vermekle kalmıyorlar hiçbir durakta iş bulamam. Peki ben başka iş yapabilir miyim? Hayır, çünkü şoförlükten başka bir şey bilmiyoruz.
Ayrıca asgari ücretin ya da 2 bin lira gibi bir ücretin geçinmek için yetersizliğine de vurgu yapılarak bütün bu sorunlara, çözümsüzlüğe rağmen taksiciliğin kendileri için vazgeçilmez olduğunu da dile getiriyorlar.
Bütün bu sorunları ve çözümsüzlüğü dinledikten sonra konuyu referandum sürecine getirerek, “Bu sorunlarınızın çözümü Büyükşehir Belediyesi'nde gibi görünüyor. Ama hükümet yetkilileri en ufak bir çağrı yaptığında en büyük desteği verenler ilk önce taksi şoförleri oluyor, neden” diyoruz.
Birincisi, taksiciler derneğinin genel başkanı AKP meclis üyesi, AKP’den bir çağrı yapıldığında herkesten önce kendisi koşuyor; taksicilere de çağrı yapıyor. İstersen gitme!
Durağa girdiğimizde bizi güleryüzle karşılayan şoför arkadaş, “Ben AKP’liyim ama tek adama razı değilim, üstelik sorunlarımızı görmezden gelen birine bütün yetkilerin teslim edilmesine hayır diyeceğim” diyor.
Bir başkası Kürt olduğunu belirterek, “Şu an hiç Kürt arkadaşım yok ama Kürt illerinde insanları katledenlere tüm yetkilerin teslim edilmesine hayır diyeceğim” diyor.
Diğer şoför ise, “Ben koalisyona karşıyım, o nedenle evet diyeceğim” diyerek daha hiçbir şeyin farkında olmadığını sergiliyor. “Siz koalisyona karşısınız ama AKP-MHP'nin koalisyon halinde olduğunu bilmiyor musunuz? Üstelik bu partiler arası bir seçim değil; 15 yıldır hükümette olan ve istediği her şeyi yapan hükümet ve Erdoğan bütün yetkilerin kendisine verilmesini istiyor. Referandum bunun için yapılıyor” diyoruz. “Olur mu öyle şey...” diyor ve kafası karışmış bir halde dışarı çıkıyor.
Kendi taksisinde kendine çalışan şoför ise çocuklarını okuturken hiç para harcamadığını, “ticari çıkar ilişkisinden kaynaklı ben çıkarlarıma bakarım; ben taksimde kendim çalışıyorum, diğer arkadaşların yaşadığı sorunların çoğu benim için geçerli değil. O nedenle evet diyeceğim” diyor.
Bir diğeri ise CHP’li olduğunu ve hayır diyeceğini belirtiyor.
Durağa yeni gelen bir şoför ise şunları söylüyor:
Ben çocuklarımı çok seviyorum. Torunlarımı da çok seviyorum. AKP’liyim ama çocuklarımın, torunlarımın geleceğini tek adamın eline, iki dudağından çıkacak olana bırakamam; o nedenle hayır diyeceğim. Asıl tehlikeli olan nedir biliyor musunuz? Neden evet ya da hayır dediğini bilmemektir. Ben Tayyip’i seviyorum, ben AKP’liyim. Onlar istiyor diye ne istendiğini araştırmadan, bize ne getirecek öğrenmeden evet ya da hayır demek cahiilikten ve körü körüne biat etmekten başka bir şey değildir!
Kadın, erkek, yaşlı genç, işçi, memur, zengin yoksul, dinci, ateist toplumun büyük bir çoğunluğu bu durumdan rahatsız, ancak kafası karışık olanların da epey fazla olduğunu yakından biliyoruz. Hayır'cılardan da evet'çilerden de neden böyle düşündüklerini bilmeyenler var. Asıl önemli olan doğru anlatabilmek, doğru yaklaşım tarzını bulabilmek. Bizim eşlerimiz de AKP’li, 'evet'in bize ne getireceğini anlatmakta güçlük çekiyoruz. Çünkü körü körüne inanıyorlar. AKP’nin tabanını da yakından tanıyoruz, içindeyiz çünkü. Yaklaşık üçte birlik kesime tekabül eden kısmı 'hayır' diyecek. Ama bu, 'hayır' çalışması yapanlara rehavet vermesin çünkü AKP çok çalışıyor. 'Hayır' diyenler daha fazla, daha yoğun çalışmalılar. Doğru argümanlar, doğru taleplerle bunun bir partiler arası seçim olmadığı anlatılmalı, bu sefer bütün yetkiler bir tek kişiye geçerse bir daha söz söyleme hakkımızın olmayacağı yaşamlarımızdan anlatılmalı. Biz buradaki 'hayır' diyen şoförler olarak bunu yapmaya gayret ediyoruz.