Referandumun anahatları -2

Hayır cephesinin güçlü ve zayıf yanları

GÜNCEL
Çarşamba, 22 Şubat 2017 (9 yıl 2 ay önce)

Cihan Çetin



 



Referandumun hayır cephesi basitçe evet argümanlarının karşıtlığını içermemektir. Bunun çok ötesinde güncel sınıf mücadelesinin çok önemli hatlarından, hayır adına faşist söylemi üretenleri de içeren diyalektik katmanlardan oluşmaktadır.



 



Hayır cephesinin özellikle sol-sosyalist-devrimci katmanı, 17 Nisan sabahında çıkacak her iki olasılığa da bugünden kafaca hazır olmak zorundadır.



 



Hayır’ın zaafları



 



Hayır’ın sol-sosyalist-devrimci cephesinin en önemli zaafiyeti, en geniş kapsama sahip, ortak bir platform çerçevesinde bütünsel bir birlikteliğin geliştirilememesidir. Her ne kadar HDP/HDK önemli bir merkezi konuma sahip olsa da HDK/HDP içinden ve/veya dışından yapılar yerel biçimde Hayır Meclisleri, Hayır Platformları gibi ayrı kollardan ilerlemektedir.



 



Hayır diyen faşistleri bir kenara koyarsak hayır cephesinin her katmanı aynı düzlemde ve aynı noktalardan hayır argümanları üretmiyor. Hayır cephesinin bir kısmı laikliği daha öne çıkarırken bir kısmı sınıfsal ekseni öne çıkarıyor. Ayrıca hayırcı her katmanın kendi bağımsızlık hakkı elbette vardır.



 



Ancak özellikle Gezi/Haziran İsyanı sürecinde kendisini gösteren dağınıklığı gidermek için hayır eksenindeki en temel noktalar belirlenerek daha kapsayıcı bir birliktelik şansı hem dünden daha mümkün hem de bugün buna olan ihtiyaç daha yüksektir. Henüz kampanyanın yeni başladığı bugünlerde, adı ne olursa olsun ulusalcı, faşist, şoven söylem ve siyasetleri  kesinlikle dışında tutmak kaydıyla belli başlı ilkelerde uzlaşılarak hızlıca bir üst birliktelik yaratılmalıdır. '80’li ve '90’lı yıllarda farklı siyasetlerin “eylemde birlik, ajitasyonda özgürlük” sloganına benzer bir eksen böyle bir birlikteliğin hareket gücünü de güçlendirecektir.



 



Hayır cephesinin ikinci zaafiyeti, genel olarak evet cephesinin özel olarak AKP’nin parçalı argümanlarını bütünün kendisi kabul ederek karşı argüman ve hareket üretmesidir. AKP tek başına ne çember sakallı gericilerden oluşur ne de doğayı talan eden sermayeden. AKP, temelde, Türkiye kapitalizminin ve kapitalistlerinin ihtiyaçları doğrultusunda işçi ve emekçileri de içine alan/kapsayan bir toplumsal tabana sahip yekûn bir yapıdır. Parçalı kısımlarını öne çıkarırken özellikle Kemalist kafaların yaptığı gibi AKP tabanındaki işçi-emekçi kitleleri öteleyen, dahası aşağılayan söylemler sadece onları AKP etrafında daha fazla birleştirip kemikleştirir. Bu tür parçalı çıkışlardan kaçınıp daha bütünsel ve kazanıcı bir söylem ve pratiğin ortaya çıkarılması gerekir.



 



Hayır cephesi, bu yönde güçlü işaret ve veriler olmasına rağmen, referandum sonucunda hayır’ın çıkacağına dair zaman zaman naif denebilecek bir umuda yaslanmaktadır. Önceki yazımızda belirtiğimiz gibi evet cephesinin anayasa değişikliğini olumlayacak tek bir cümlesinin dahi olmaması hayır’ın çıkmasına dair umudu besleyen önemli bir göstergedir. Ancak Türkiye solunun uzun bir geçmişe sahip parlamentarist kendiliğindenci yaklaşım ve alışkanlıklarından bu süreçte özellikle uzak durulmalıdır. Her şey bir yana referandumda evet sonucunun çıkması AKP-MHP koalisyonu için hayati bir öneme sahiptir. Bunlar bu yüzden evet çıkması için provokasyonlar dahil ellerinden geleni ardlarına koymayacaktır. Bu basit nedenle bile bu sürecin saf bir umut üzerine inşa edilmesi ciddi risk ve tehlikeleri içerir.



 



Ayrıca 1 Kasım’da suratımıza yeniden çarpıldığı gibi Türkiye’nin gerici tabanı güçlü bir tabandır. Siyasi iktidarın yapacağı her türlü hamlenin kendiliğinden hayır’ı arttıracağını düşünmek, buna bel bağlayarak etkinliklerin düzeyini düşürmek şimdiden havlu atmakla aynı anlama gelecektir.



 



Son olarak hayır cephesinin bazı kesimlerinin kaydadeğer bir zaafiyeti de, olası bir evet sonucunu Kaf Dağı’nın ardında sanması, dolayısıyla bu durumda karşılaşılabilecek gelişmelere hazırlık sorununu bugünün öncelikleri arasında görmemesidir.



 



Evet’in çıkması halinde nelerle karşılaşabileceğimize dair kesin kehanetlerde bulunamayız belki ama neler olabileceğine dair kimi olasılıklar bugünden ortadadır. Bu olasılıkların en başına, burjuvazinin devlet eliyle yeni ve kapsamlı bir saldırı düzlemine geçeceğini yazmak gerekir. Dış politikada yeni tehlikeli maceralara atılmak biçimine bürünecek bu saldırganlık iç politikada da sadece siyasi ve toplumsal yaşamla sınırlı kalmayıp ekonomide de yeni yıkımlara neden olacak kapsamlı bir saldırganlık olacaktır.



 



Hayır’ın güçlü yanları



 



Yazımıza hayır’ın zaafiyetlerinden başlayarak moralleri belki biraz düşürmüş olsak bile şu an terazide hayır’ın gücü daha baskın durumdadır.



 



Hayır’ın en büyük gücü, 1 Kasım sonrası yaşanan moral bozukluğu ve sinikliği ortadan kaldıran yeni bir moral motivasyon ve siyasal canlanma yaratmasıdır.



 



Moral motivasyon meselesini çift taraflı ele almak gerekir. İktidarın 15 Temmuz piyesi sonrasında pompaladığı “düşmanı yendik” ruhu bile son 2-3 ay içinde zorlama safsatalara dönüşmüş durumdadır. Darbenin önceden bilindiğine dair iddialar son günlerde daha fazla kaşınır hale gelmiştir. AKP tarafı, genel olarak cemaat  özel olarak  15 Temmuz ile ilgili olarak sürekli tedirgin, defansif bir pozisyonda olacaktır. Cemaat ve 15 Temmuz’a dair özellikle kendi tabanının kafasını karıştıracak bir durumun ortaya çıkmasından ödü patlamaktadır. (1)



 



Devletin Kürt halkını soluksuz bırakma noktasında yapıp ettikleri bellidir. Kürdistan’da referanduma dair moral motivasyonun düşük olması veya Batı’daki gibi yüksek bir görüntüye sahip olmaması bu nedenle anlaşılır bir şeydir. Her şeyi bir kenara bırakalım, HDP’’nin Genel Merkezi'nden ilçe yönetimlerine dek referandum çalışması yaptırmamak için her gün yüzlerce kişiyi gözaltına almakta, onlarcasını tutuklamaktadır. Bu nedenle hayır cephesinin görünür moral motivasyon kaynağı Batı olacaktır. Hatta olmak zorundadır.



 



1 Kasım sonrasında, Kürdistan’daki yıkım ve katliamların hız kesmemesi, 15 Temmuz sonrası medyadan akademiye kadar her alanda KHK’lar aracılığıyla girişilen tasfiye ve sindirme operasyonları sonrasında referandum, iktidar cephesiyle yeni bir hesaplaşma alanı olarak ortaya çıkmıştır. Devrimci-sosyalist hareketin sıkıştığı dar bir alandan bir türlü çıkamaması, işçi sınıfı hareketinin genel olarak hala geri noktada olması, işçi-emekçi hareketinde ortaya çıkan parça direnişlerin, kazanımla sonuçlandıkları hallerde dahi geneli etkileyecek noktaya sıçrayamaması, vd. referandumu cephesel bir karşı çıkış alanı haline getirdi. Düzen sınırları içinde de kalsa yeni bir hesaplaşma fırsatının doğması motivasyonu artıran bir etken oldu.



 



Hayır cephesinin ikinci büyük gücü, kapitalizmin hem Türkiye hem de dünya çapında girdiği yeni krizin yaşamın her alanında hissedilir noktaya gelmesidir. Kapitalist kriz öyle bir noktaya gelmiş durumdaki, tıkanan dış borçlanma kanallarını açabilmek için dünyada sadece (petrol gibi) önemli meta üreten ve dış ticaretleri fazlalık veren ülkelerin kullandığı Varlık Fonu gibi bir uygulama apar topar yaşama geçirilmiştir. Sırf bu bile, AKP iktidarının krizin büyüyüp derinleşmesinden duyduğu korkunun dışavurumudur.



 



Hayır’ın son büyük gücü, evet çıkması halinde yaşanacak yıkımın evet verenleri de kapsayacak bir genişlikte olacağının ayan beyan ortaya çıkmasıdır (2). Evet çıkması halinde, AKP’nin önemli bir oy deposu ve kitle desteği olan küçük sermaye sahipleri de topun ağzındaki kesimlerden biri haline gelecek ve evet verdiklerine bin pişman olacaklardır.



 



Bugüne dek izlenen politikalar konusunda aynı kafada olmalarına rağmen daha bugünden vites büyüten Reisçiler-Hocacılar (Erdoğan-Davutoğlu) kapışması, evet çıkması sonrasında Hocacılar tayfasına doğru büyük bir tasfiye hareketine dönüşebilir . Gül-Arınç kliğini tasfiyede fazla zorlanmayan Erdoğan’ın, evet’in gücü ile kendisine biat etmeyen AKP içindekileri de hızla tasfiye edeceğini tahmin etmek hiç de zor değildir.



 



Evet’in doğuracağı yıkımın evet verenlere doğru genişlemesinin önemli bir boyutu da Suriye-Irak gibi bataklıkların artması olacaktır. Suriye ve Irak’ta neden var olduğunu bugüne kadar hiçbir zaman tam olarak anlatamayan AKP iktidarı, emperyalistlerden (Rusya’nın yakın zamanda üç askeri vurması) ve IŞİD’den gelen saldırılarla neredeyse her gün asker kaybederken daha büyük maceralar için ölecek askeri elbette evet cephesinden talep edecektir.



 



Özetle evetin çıkması durumunda sadece iktidarın tam karşıtı olanlar değil iktidarın taban desteği olan emekçilerden büyük sermaye sahiplerine kadar pekçok kesim, evet dedikleri halde bir sabah kalktıklarında düşman ilan edildiklerine şahit olacaktır.



 



Hayır cephesi, bu güçlü yanlarını kendi içinde sadece kendisine anlatmak dışında esas olarak AKP’de temsil olan iktidara bugün destek veren işçi-emekçi kitlelere doğru anlatmak zorundadır. Bu yönelim olmazsa, evet çıkması sonrasında sınıfsal ilişkiler elbette kendi yasalarını eninde sonunda dayatacaktır. Ancak bu hat şimdiden ıskalanırsa aşılması gereken zorluklar katlanarak karşımıza çıkacaktır.





 



1- 15 Temmuz’a dair kapalı kutuların bizzat 15 Temmuz sonrası ortaya çıkan kirli ilişkiler tarafından açılması olasılığı yüksektir. Ulusalcı faşist  Doğru Perinçek, kısa bir süre önce, darbenin olacağını 1 gün önce havuz medyasının amiral gemisi Yeni Şafak’a ilettiklerini açıklayarak hem AKP’ye hem de MHP’ye hayır kampanyası sırasında kendilerine bulaşılmaması gerektiğini, bulaşmaları halinde bildiklerini ifşa edeceğini hissettirerek hatırlattı. Emperyalizmle doğrudan ilişkili ve bu nedenle bile pamuk ipliğine bağlı 15 Temmuz sonrası şekillenen gerici-faşist ittifak, büyük bir gürültüyle son bulursa şaşırmamak lazım.



 



2- Yeni hazırlanan torba yasadaki bir madde, kapitalizmin kriz ve sermaye birikim göstergesidir. Tapu güvencesini ortadan kaldıran o madde, tapusu olan her kişiyi etkileyecek kapsamlı bir saldırı düzenlemesidir. Detay için bkz: http://www.toplumgazetesi.com/mobil/haber.php?id=4093