İSİG iş cinayetlerinin katlanması anlamına gelen anayasa değişikliğine HAYIR diyeceğini açıkladı
İşçi Sağlığı ve Güvenliği (İSİG) Meclisi yaptığı açıklamada 16 Nisan’da referanduma götürülecek Anaya değişikliğine HAYIR dediğini duyurarak, tüm işçi ve emekçilere “Bir siyasi partiye oy vermiyoruz. İş cinayetlerini daha da artıracak, tamamen patronların lehine olacak bir sistemi OHAL-KHK sürecinin süreklileşmesini oylayacağız” diye seslendi.
Başkanlık sisteminin işçi ve emekçiler açısından ne getireceğini OHAL sürecinde yaşanan grev yasaklarına, işten atmalara, zaten iyice zayıflamış iş güvenliğinin tamamen ortadan kaldırılmasına dönük düzenlemelere, sosyal güvenliğin esnekleşmesi anlamına gelen zorunlu BES düzenlemesine, katlanan iş cinayetlerine bakarak anlamanın mümkün olduğunu belirten Meclis, bu başlıkları örneklerle açıklayarak “HAYIR”ını gerekçelendirdi.
2013 yılında uygulanmaya başlanan 6331 Sayılı İSG Yasası’nın devlet yetkililerinin müjdelediği gibi işçi sağlığı ve güvenliği konusunda iyileşme yaratmak bir yana, o günden sonra iş cinayetlerinin daha kitlesel bir nitelik kazandığını vurguladı. “Soma’da, Ermenek’te, Torunlar’da, Şirvan’da toplu iş cinayetleri yaşanmıştır” diyen Meclis, tespit edilebilen iş cinayetleri sayısının 2000’e ualştığını kaydetti.
2016’da darbe girişiminden sonra ilan edilen OHAL’le işçi ve emekçilerin pekçok kazanımlarının gasp edilmesi konusunda daha pervasız davranıldığını, zorunlu BES (Bireysel Emeklilik Sigortası) kesintisi yapılması ve kiralık işçilik düzenlemesinin uygulamaya konulması örnekleriyle anlattı.
Varlık Fonuna ve sermayeye yapılan sayısız teşvike değinen rapor, OHAL sonrası iş cinayetlerindeki artışın önceki yılla kıyaslandığında yüzde 14 oranında olduğunu hatırlattı.
“Hukuk ise işçiler aleyhine patronlar lehine hayata geçmektedir” diye belirtilen raporda kamu kurumları ve 50’den az işçisi olan az tehlikeli işyerlerinde uzman ve hekim çalıştırma zorunluluğunun 1 Temmuz 2017 tarihine ertelendiği belirtildi. İş cinayetleri sonrasındaki adaletsizliğin devam ettiği, davalarda asıl sorumluların mahkemeye çıkarılmadığı, tali sorumluların kısa süreli cezalarla salıverildikleri, bu cezaların para cezasına çevrildiği ifade edildi.
İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’nde Taş-İş-Der Başkanı ve İSİG işyeri temsilcisi hastabakıcı Cemal Bilgin’in yemek zehirlenmesine ilişkin soru sorduğu için; İSKİ’de taşeron sayaç okuma işçisi olan Enerji-Sen İSİG Sekreteri Tarık Yüce’nin ise sosyal medya paylaşımları nedeniyle işten atıldıklarını hatırlatarak, bu iki örneğin bile işçi sağlığı ve güvenliği konusundaki tutumu çarpıcı bir şekilde teşhir ettiğini söyledi.
“İşte OHAL bu olumsuz uygulamaların hayata geçmesi için uygun bir zemin sağlamıştır. Bu iki arkadaşımızın işten atılması OHAL’in işçi sağlığı ve iş güvenliği alanındaki uygulamalarının en somut göstergesidir. İş cinayetlerinin artmasının temel nedenidir” denilen açıklamada, metal grevlerinin yasaklanması hatırlatılarak “yasaklanan sadece grev değil sendikal örgütlenme özgürlüğüdür. Oysa iş cinayetleri sadece işçilerin söz ve karar haklarının sağlanması ile azalabilir” denildi.
HAYIR çağrısıyla biten açıklama, yıllara-aylara, OHAL dönemine ve bu aylarla önceki yılların ayları arasındaki farka dair verilerin hatırlatılmasıyla bitiyor. Buna göre:
2013 yılında en az 1235 işçi,
2014 yılında en az 1886 işçi,
2015 yılında en az 1730 işçi,
2016 yılında ise en az 1970 işçi yaşamını yitirdi...
2014 yılında tarihimizin en büyük işçi katliamı olan Soma’nın yanısıra birçok toplu işçi ölümü yaşanmış ve 1886 işçinin yaşamını yitirdiği bir yıl yaşamıştık. Geçen yıl Soma’sız 1730 iş cinayeti vardı. 2016 yılında ise 1970 işçinin aramızdan ayrıldı. Sorunun çözümünün ilk adımının yasalarla değil işçilerin işyerlerinde söz ve karar hakkının olmasıyla çözülebileceğini belirtmiştik. Ancak tarihimizin en üst düzeyde iş cinayetinin geçen yıl yaşanması işçilerin üretimde karar süreçlerinden dışlandığını göstermektedir.
Temmuz ayının son on gününde en az 63 işçi,
Ağustos ayında en az 206 işçi,
Eylül ayında en az 150 işçi,
Ekim ayında en az 169 işçi,
Kasım ayında en az 196 işçi,
Aralık ayında en az 141 işçi,
Ocak ayında en az 161 işçi,
Şubat ayının ilk yirmi gününde ise en az 94 işçi yaşamını yitirdi...
OHAL ile birlikte 2016 yılında evvelki aylara göre iş cinayetlerinde yüzde 9 artış vardır. Bu durum işçilerin ülkemizde ve işyerlerinde söz ve karar süreçlerindeki dışlanmasının pekiştiğini ifade etmektedir.
21 Temmuz 2013 ile 20 Şubat 2014 arasında en az 815 işçi,
21 Temmuz 2014 ile 20 Şubat 2015 arasında en az 996 işçi,
21 Temmuz 2015 ile 20 Şubat 2016 arasında en az 1036 işçi,
OHAL dönemi olan 21 Temmuz 2016 ile 20 Şubat 2017 arasında ise en az 1180 işçi yaşamını yitirdi...
Çok net bir biçimde OHAL döneminde iş cinayetlerinde bir sıçrama görüyoruz.
İş cinayetleri yaşanan işkollarında yine ilk üç sırayı inşaat, tarım ve taşımacılık işkolları alıyor. Mevsimsel olarak tarımda bir düşüş var. Ancak taşımacılık işkolunda nicel anlamda ölümler sürse de oransal olarak bir düşüş gözüküyor. Dikkat çekici olan husus ise metal, madencilik, tekstil ve enerji işkollarındaki ölümler grafikte yer alacak kadar oransal bir sürekliliğe sahipken OHAL döneminde gıda, kimya ve sağlık işkollarındaki ölümlerde artış gözüküyor. Yine grafiğin yoğunluğundan dolayı belirtemediğimiz kağıt ve cam işkolunda da ölümler artıyor. Yani sanayinin diğer kollarında da iş cinayetlerinde yoğunlaşma var...
İnşaat, Yol işkolunda 271 işçi;
Tarım, Orman işkolunda 195 işçi;
Taşımacılık işkolunda 186 işçi;
Ticaret, Büro, Eğitim, Sinema işkolunda 72 işçi;
Belediye, Genel İşler işkolunda 67 işçi;
Metal işkolunda 60 işçi;
Savunma, Güvenlik işkolunda 48 işçi;
Madencilik işkolunda 46 işçi;
Konaklama, Eğlence işkolunda 36 işçi;
Gıda, Şeker işkolunda 27 işçi;
Enerji işkolunda 23 işçi;
Sağlık, Sosyal Hizmetler işkolunda 23 işçi;
Petro-Kimya Lastik işkolunda 19 işçi;
Ağaç, Kağıt işkolunda 17 işçi;
Çimento, Toprak, Cam işkolunda 17 işçi;
Gemi, Tersane, Deniz, Liman işkolunda 7 işçi;
Basın, Gazetecilik işkolunda 4 işçi;
İletişim işkolunda 3 işçi;
Banka, Finans ve Sigorta işkolunda 1 işçi;
Çalıştığı işkolunu belirleyemediğimiz 32 işçi yaşamını yitirdi...
İş cinayetlerinin nedenlerinde trafik/servis kazaları, ezilme/göçükler ve yüksekten düşmeler her zaman olduğu gibi ilk üç sırada.
Aşırı-yoğun-fazla çalışmaya bağlı olası ani ölümler ise (kalp krizi, beyin kanaması vb.) artık kalıcılaşmış ve yüzde 10 gibi yüksek bir oran teşkil ediyor. Bu durum OHAL döneminde çalışma koşullarında herhengi bir iyileştirmenin olmadığını aksine varolan uygulamaların kalıcılaştığını gösteriyor.
İşyerlerinde ya da çalışırken şiddet olaylarına maruz kalıp ölen işçilerin oranı ise yüzde 6. OHAL ile hiçbir sorun çözülmemiş aksine şiddet kalıcılaşmıştır.
İntiharlar ise yüzde 5 gibi bir oranla grafiğimizde yer alıyor. Mobbing, borç ve işsizlik ülkemiz işçi sınıfının içinde olduğu cenderedir. Gün geçmiyor ki mobbing dolayısıyla bir işçimiz, işsizlik nedeniyle üniversiteyi bitiren bir gencimiz ya da borçlarını ödeyemediği için bir emekçimiz yaşamına son vermesin.
Trafik, Servis Kazası nedeniyle 300 işçi;
Ezilme, Göçük nedeniyle 226 işçi,
Yüksekten Düşme nedeniyle 200 işçi;
Kalp Krizi/Beyin Kanaması nedeniyle 115 işçi;
Silahlı Şiddet nedeniyle 66 işçi;
İntihar nedeniyle 60 işçi;
Elektrik çarpması nedeniyle 51 işçi;
Zehirlenme, Boğulma nedeniyle 41 işçi;
Patlama, Yanma nedeniyle 29 işçi;
Nesne Çarpması, Düşmesi nedeniyle 19 işçi;
Diğer Nedenlerden dolayı 68 işçi yaşamını yitirdi...
OHAL’le geçen 7 ayda Türkiye’nin 79 şehrinde iş cinayeti yaşandı. Sadece Ardahan ve Kırıkkale’de iş cinayeti tespit edemedik. Grafikten ve aşağıdaki bilgilerden de görüleceği üzere OHAL, Türkiye’nin sanayi kentlerindeki işçi sınıfının iş cinayetlerinde ölümünü yoğunlaştırmıştır.