Hitler özentisi Erdoğan ve avanesi, bu rezaletten yeni bir “27 Nisan Muhtırası” çıkarmaya soyundu
Türkiye son günlerde yeni bir rezalete tanık oluyor.
Gerçi “hangi rezalet” ya da “rezaletsiz geçen gün var mı” diye sorulabilir. Ki bu hiç de haksız bir sorgulama olmaz. Çünkü her şey o denli çürümüş durumda ki, kafanızı nereye çevirseniz karşınıza bir pespayelik çıkıyor.
Sözünü ettiğimiz rezalet, Hürriyet Gazetesi’nde çıkan bir haber üzerine kopan fırtına. “Karargah rahatsız” başlığıyla verilen bir haber, siyasi gündemin merkez sorunu haline getirildi. Haberin içeriği, veriliş biçimi, kullanılan aracılar, ardından gösterilen tepkiler… Hepsi bu ülkede her şeyin aslında nasıl çürüdüğünü yansıtan birer simge adeta.
Gerçi ağız alışkanlığıyla “haber” diyoruz; yoksa ortada ne bir gazetecilik olayı ne de bir haber var. Genelkurmay’ın geçmişte emir-komuta ilişkisi içinde yaptığı homurdanmalara benzer bir “siyasete ayar verme” harekatı söz konusu olan. 15 Temmuz sonrası Tayyip Erdoğan’ın emir subayı olarak boy göstermeye başlayan Hulusi Akar’ın o gün darbeyi önceden haber aldığı halde 6 saat boyunca ne yaptığına dair soruların ısrarla gündemde tutulması başta olmak üzere Genelkurmay’ın “rahatsız olduğu” konulara dair tehditle karışık bir ağlama…
Hedefinde ise, 15 Temmuz’a ilişkin hala aydınlanmamış karanlık noktaları ısrarla gündemde tutup kurcalayan gazetecilerle muhalefet partileri var aslında.
Fakat araya sıkıştırılan öyle bir madde var ki, koparılan yaygaranın çıkış nedeni o: “Karargahın rahatsız olduğu 7 konu” arasında, kadın subay ve astsubaylara türban takma serbestisi getiren hükümet kararnamesi de dil ucuyla eleştiriliyor.
Yapılana “eleştiri” de denmez aslında. Bugüne kadar kendini “Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi” olarak pazarlayan ve 28 Şubat sonrasında başı örtülü asker analarını orduevlerinin önünden dahi geçirmeyen Türk Ordusu, kadın subaylarına türban takma izninin -görüşü dahi alınmadan- verilmiş olmasına mırıldanıyor sadece.
Kendilerine yeni bir “mağduriyet konusu” arayan Tayyip Erdoğan ve saray çetesine bu kadarı yetti. “Bu yapılan terbiyesizliktir… Haddini bilmezliktir… Hükümete ayar vermeye kalkmaktır… ‘Eski Türkiye’ alışkanlıkları… Medya imparatorluğu… Vesayet rejimi…” yaygaraları kapladı ortalığı.
Uzun lafın kısası, referandum öncesi “evet” oylarını bir türlü kıpırdatamayan Hitler özentisi Tayyip Erdoğan ve avanesi, “gazetecilik” görünümü altında sahnelenen bu rezaletten yeni bir “27 Nisan Muhtırası” çıkarmaya soyundu!..
Hatırlanacaktır, 2008’deki cumhurbaşkanlığı seçimleri arifesinde de, o zamanki Genelkurmay başkanının kaleme aldığı bir “muhtıra” dolaşıma sokulmuştu. Ordunun “Kemalist laiklik konusundaki hassasiyetlerini dile getirme” gerekçesiyle kaleme alınan o metnin yayınlanması, sonradan “postmodern bir darbe” girişimi olarak yorumlandı. Yalnız o nasıl bir “darbe girişimi” ise, ne ordu sahiplenip arkasında durdu ne de o metni kaleme aldığını itiraf eden zamanın Genelkurmay başkanı hakkında herhangi bir işlem yapıldı. O günleri izleyen aylarda binlerce subay ve astsubay -çoğu düzmece delillerle- “darbecilik” suçlamasıyla gözaltına alınıp yıllarca cezaevlerinde süründürülürken o generale dokunulmadı bile. Hatta altına son model yeni bir zırhlı makam aracı çekildi.
“Darbe” olarak tanımlanan o saçma sapan girişimin tek bir yararı oldu: AKP’yi bütünleştirdi. Parti içindeki çatlakları kapattı, tabandaki çözülmenin önünü aldı. Dahası AKP yönetimine ve kadrolarına cesaret ve güç verdi. Eğer bugün Türkiye, “beni halk seçti” gerekçesinin arkasına saklanarak yasal hiçbir sınır ve kurala aldırmayan bir despotun bu pervasızlığını daha da ileriye götürme amacını taşıyan bir rejim değişikliğini oylama noktasına kadar gelmişse, bunun en büyük sorumluları işte o 27 Nisan “darbe komedisini” sahneleyen Kemalist laikler ve onların yıllarca kuyruğundan gittikleri ordudur.
AKP ve saray çetesi aynı oyunu bir kez daha oynamanın peşinde ama “aynı suda bir kez daha yıkanılamayacağını” görme ihtimali bu kez çok yüksek.
[Alınteri'nin baskıdaki 3 Mart 2017 tarihli 10. sayısının başyazısıdır]