'İşçiler hayır demeli'

Edremit'ten bir inşaat işçisi, işçilerin neden hayır demesine dair görüşlerini anlattı

İŞÇİ SINIFI
Perşembe, 2 Mart 2017 (9 yıl 1 ay önce)

Balıkesir-Edremit’te inşaatta çalışan Ufuk isimli işçiyle referandumun işçi sınıfı açısından nasıl bir anlam taşıdığına dair yaptığımız röportajı yayınlıyoruz:



 



Alınteri: Öncelikle hükümetin politik çizgisi konusundaki görüşlerini alabilir miyiz?



İnşaat İşçisi Ufuk: Sermaye gruplarıyla işbirliği içinde olan bir yapı… Kendileri de sermayeleşmiş, kendi içlerinde yabancı sermaye ile de güçlenmiş bir yapı… Bu nedenle de kendi sınıfsal çıkarlarına hizmet etmektedir. İşin gerçeği budur aslında.



 



Alınteri: Devleti yönetenler, bunlar ve bunlardan öncekiler hep şunu söylediler, “biz bütün halkı kapsayan, kucaklayan bir hükümetiz” bu konuda ne söylemek istersin?



İnşaat İşçisi Ufuk: Burjuvazi ya da sermaye sınıfı ile işçi sınıfı uzlaşamaz. Burjuvazi için doğru olan şey, işçi sınıfı için doğru değildir. O nedenle onların işçiyi emekçiyi kandırmak için söyledikleri gibi olmadıklarını, bütün halkı kapsayıp-kucaklamadıklarını söylemeye gerek yok, gerçek açıkça ortada. Ve öncelikle bunu görebilmek gerekir diye düşünüyorum. Kapitalist sistemde iki sınıf var sermaye yani burjuvazi işçileri emekçileri sömürerek, baskı uygulayarak egemenliklerini var ederler, ama “biz herkesi kucaklıyoruz” yalanlarını çeşitli araçlar ve söylemlerle alanlarda ifade ederler.



 



Alınteri: Devletin, hükümetin politikaları işçi sınıfına hizmet etmiyor dedik. Peki, genel olarak toplum buna karşı ne yapmalı?



İnşaat İşçisi Ufuk: Öncelikle toplum bunu daha açık bir şekilde görebilmeli. Ama bunu açık bir şekilde göremiyor. Adamlar iş yapıyorlarmış gibi görünüyor ve bu nedenle son 15 yıla baktığımızda AKP’yi umut olarak görenler de var. Fakat yine son 15 yıla baktığımıza, çalışan, üreten kesimin borç batağında yüzdüğünü görürsünüz. Buna rağmen bir tepki olmuyorsa bu toplumun AKP’nin politikalarıyla uyuşturulduğunu, etkisizleştirildiğini düşünüyorum. Ezilen, sömürülen kesim bir şekilde bu uyuşukluğu üzerinden atmalı. Çünkü artık bıçak kemiğe dayandı da geçiyor bile

 



Alınteri: AKP ya da diğerleri pekçok argüman kullanarak bugüne kadar geldiler. Bu konuda ne dersin?



İnşaat İşçisi Ufuk: Sermayeyi elinde bulunduran zümrenin elinde çeşitli araçları var. Bu araçlar kimi zaman milli duygular, kimi zaman dini duygular oluyor; ama özünde aynı efendiye, gereken hizmeti yapıyor. Dolayısıyla mesele AKP ya da bir başka parti meselesi değil. Asıl mesele biz ve onlar meselesidir. Bizim yani işçi sınıfının çıkarları nelerdir? Onların yani sermayenin çıkarları nelerdir? Bunları bilmek önemli...



 



Bazı partiler halkın gözünden düştüğünde farklı araç ve argümanlarla halk o çarkın içine çekilmeye çalışılıyor. Nedir bu; din olur, ‘milli güvenlik’, ‘milli birlik’, ‘vatanın bütünlüğü’ olur… Çünkü sistemi yürütmek zorundadırlar. 20 yıl öncesine gidelim. Yoksul işçi, emekçi kesimin alım gücü aynıdır. Geçen süreye baktığımızda ortaya çıkan şey şu oluyor. Bir kesim diğer kesimin bu şekilde yaşamasını dayatıyor. Süreç böyle işlerken partilerin adı değişir, argümanları değişir, gelişir bu bile sorunun sadece AKP sorunu olmadığını sınıfsal bir sorun olduğu göstermektedir.



 



Olayı şuradan da görmek lazım diye düşünüyorum… Bu hükümetten öncekiler başka sermaye guruplarıyla uluslararası ilişkiler kuruyordu. Bunlar ise başka sermaye guruplarıyla kuruyor. Ama hepsi büyük ‘makroekonomi’ adına çarkı çeviriyorlar. Bakıyorsunuz sınır boyuna beton duvarlar yapmış. Peki, kimin çimentosunu, kimin demirini kullanmış; kimin endüstriyel desteğini almış; kimin kasasına para girmiş; neye hizmet ediyor? Öbür taraftan bizler, yani işçi sınıfı, belirli saatlerde, belirli ücretlere, belirli yaşam cenderesine mahkum edilen ama aynı zamanda kimi zaman ‘yarabbi şükür’ dedirtilen, kimi zaman ‘vatana bir şey omasın’ dedirtilen kesimiz.

 



Her şey piyasalaştırılıyor. Nedir? Her şey demirin satılması için, her şey çimentonun satılması için, her şey boyanın satılması için öbür taraftan çimentoyu, boyayı, demiri üretenler ekonomik sıkıntılar altında eziliyorlar, çalışma koşuları sağlıklarını bozuyor, işçi güvenliği alınmıyor. Bu işlerin üretilmesinin her türlü zorluğunu bir kesim çekmekte ve kırıntılarla kandırılmaktadırlar. Sistemin çarkı böyle dönüyor. Bu çark döndürülürken hangi partinin olduğu değil nasıl döndürdüğü önemlidir. Emperyalist kapitalistler için…

 



Alınteri: Referandum sürecine gelmeden önce sizden Gezi ve 7 Haziran sonrasını nasıl değerlendirdiğinizi öğrenebilir miyiz?



İnşaat İşçisi Ufuk: Gezi, bence halkın kendi tepkisiydi. Çünkü bir hedefi yoktu. Hedefleri olsaydı AKP’nin il, ilçe binaları işgal edilirdi diye düşünüyorum. Böyle şeyler olmadı…



 



7 Haziran sürecine gelirsek AKP demokrat değil, meclise güveni olmadığını 7 Haziran seçimleri gösterdi. 7 Haziran seçimlerinden sonra muhalefet, ama yandaş olan partilere ‘sana koltukta verilim HDP dışarıdan desteklesin’ dedi, ama kabul görmedi. Bu bile parti meselesi olmadığının göstergesidir. Ki günlerce birbirleriyle çatışan, kavga eden siyasi oluşumlar nasıl yan yana gelebilir? Halka ‘milli irade’ derken asıl kendisi buna inanmıyor. Çünkü 7 Haziran seçimlerinden sonra yüzde 13 alan bir partiyi tanımıyorsun. Sandıktan çıkan iradeyi yok sayıyorsun. Burada ne kadar ‘milli irade’ emekçilere döndüğünde meclis ne kadar meclis, egemenlik ne kadar kayıtsız şartsız milletin bunları sorgulamak lazım. İş sınıfın çıkarları söz kunusu olduğunda meclis ortadan kaldırılabiliyor. Bugün başkaları konuşuyor bizim adımıza. Asıl konuşması gereken bizleriz. Biz ne istiyoruz?





Alınteri: Bize dayatılan başkanlık sistemi, değiştirilen anayasa maddelerinin içeriği açıklanmıyor. Birileri ‘terörist’ olarak ilan edilip karalanıyor, bunun üzerinden başkanlık propagandası yapılıyor. Yasal olarak da bize bunu açıklamak zorunda değiller mi? 



İnşaat İşçisi Ufuk: Bu bize öğretilen şey. ‘Anlatmaları gerekiyor’ diyoruz. Sermaye için olmak ya da olmamak sınırına geldi mi, bütün öğretilenler rafa kaldırılıyor. Bana sormadan nasıl çalışacağıma, ne ücret alacağıma karar veriyorlar. Bana ait bir şeyi bana sormadan çalıyor. Nasıl çalışacağımıza, kiminle çalışacağımıza biz karar verelim. Burada ortaya çıkan şey bu yönetim biçimleri bize ait değil, bizim istediğimiz şey değil. Biz onlara göre ‘ötekiyiz’, net olan şey budur. Diyelim ki milletvekili olacaksınız bunun için olağanüstü harcama yapmak zorunluluğu var. Sıradan bir işçi bu harcamaları yapıp milletvekili olabilir mi? Hayır. Bu güne kadar da görülmemiştir. Çünkü bu bir yatırımdır ve karşılığını kat kat alacaksınız. Meclisteki milletvekillerine bakın ya avukattır ya iş adamıdır ya sendika genel başkanıdır gibi gibi…



 



Sıradan hiçbir işçi oraya vekil olarak gidemez. İşçi o makamı satın alamıyor. Demek ki o meclis emekçilerin değil. Biz asıl kendi yönetim biçimimiz nasıl olmalı, bunu sormalıyız. Öğretilmişlerle değil kendi gerçekliğimizi öğrenmeliyiz. Bakın sermaye işine gelmedi mi milyonlarını alıp gidebiliyor. Biz hiçbir yere gidemiyoruz. Bu toprakların asıl sahibi bizleriz.

 



Alınteri: Referandum sürecine ilişkin neler söyleyebilirsiniz?



İnşaat İşçisi Ufuk: Aslında süreci takip edenler bilir ki, bize başkanlık diye dayattıkları şey faşizmdir. Bugün başkanlık isteyen Cumhurbaşkanı Hitler’i hatırlatıyor. Tayyip de söylüyor ya, “tarih tekerrürden ibarettir” diyor ya… Almanya, Hitler dönemine bakmak gerekir. 14-15 yıllık iktidarları sürecinde her istediklerini yaptılar. Şuna da dikkat etmek gerekir. Gelişmiş ülkelerde burjuva demokrasisi yaşanırken, sömürge ve yarı sömürgelerde diktatörlükler görülüyor. Dolayısıyla bütünün parçaları olarak bizim gibi ülkelerde faşizm yaşanacak. Ama insanlara bunu yedirebiliyorlar mı? Hamasi söylemlerle hani diyor ya “hepiniz oradaydınız”. Süriye’ye, Rakka’ya girerken de sermaye gurupları, bürokrasi hepsi oradaydı. Çok basit bir şey söyleyeceğim, bakın asgari ücret bin 300’de,  1.400 diyorlar, ama memurun en az ücreti 2 bin 400 lira. Bu bir çelişki değil mi? Kendi memuruna 2 bin 400 lira hayat standardı gören bir yönetim, işçisine zoraki bin 300-bin 400 lirayı reva görebiliyor. Demek ki iki tane Türkiye var. Devlet halkına çok yabancı ve bürokrasi başkanlığı istiyor, bence buradan bu çıkıyor.



 



Alınteri: Referandum sürecinde emekçi kesimin duruşu ne olmalı?



İnşaat İşçisi Ufuk: Zaten emekçi kesim bir durabilseydi bu hale gelmezdik herhalde, öncelikle işçiler, emekçiler kendi ortak çıkarlarının farkına varmalıdır. Sınıfsal çıkarlarının öteki sınıfla (burjuvazi) uzlaşmaz olduğunu anlamaları gerekiyor. İşçi sınıfı artık ‘Allah razı olsun bize ekmek, iş veriyor’ dememeli. Biz işçiler ölerek, sakat kalarak, kölece ücretlere mecbur bırakılarak hayatımızı, ekmeğimizi kazanıyoruz. Bunun bilincine varmalı işçiler, emekçiler.



 



Daha başkanlık hayata geçirilmeden kiralık işçilik, zorunlu BES dayatması, kıdem tazminatı gaspları gibi gibi bu güne kadar tam olarak hayata geçiremedikleri, ama göz diktikleri her şeyi başkanlık sistemine geçildiğinde hiç itirazsız, sorgusuz sualsiz hayata geçirecekler. Hatta elimizdeki kırıntı sayılan bu hakları rüyamızda bile göremeyeceğiz. Ve tüm işçiler emekçiler HAYIR demeli.