Kozlu madenci katliamının 25. yılında yapılan törende konuşan devletliler fıtrat nakaratını yinelediler
1992’nin 3 Mart’ında yaşanan Kozlu maden katliamı bugün 25. yılında. Zonguldak’ın Kozlu ilçesinde Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Kozlu Müessese Müdürlüğü’ne ait ocakta meydana gelen grizu patlamasında tam 263 işçi yaşamını yitirmişti. Tarihteki en büyük madenci katliamlarından biri olan Kozlu için bugün ocağın “kuyubaşı” denilen giriş kısmında madenciler bir anma töreni düzenlediler.
DHA’nın haberine göre törene, maden işçilerinin yanı sıra CHP Zonguldak Milletvekili Şerafettin Turpçu, Zonguldak Belediye Başkanı CHP'li Muharrem Akdemir, Kozlu Belediye Başkanı AKP’li Kerim Yılmaz, TTK Genel Müdür Vekili Ercan Gebeş, Genel Maden İşçileri Sendikası (GMİS) Genel Başkanı Ahmet Demirci, Kozlu Kaymakamı Ahmet Karakaya da katıldı.
GMİS Genel Başkanı Ahmet Demirci, madenciliğin dünyanın en zor mesleklerinden olduğunu söyleyerek, "Elbette bu kavgada zaman zaman yenik düştüğümüz oluyor, canımız yanıyor. Dünyada ve ülkemizin başka bölgelerinde madenci kardeşlerimizin yaşadıklarından ve bu bölgede kendi yaşadıklarımızdan dersler çıkarıyor, daha sağlıklı koşullarda, daha verimli çalışmanın yollarını arıyoruz" dedi.
Yapılan açıklamalarda iş güvenliği sorumluluğunun işçiye yüklenmesi dikkat çekti. Kozlu Kaymakamı Ahmet Karakaya, “İş güvenliği açısından her geçen daha iyi adımlar atılıyor” iddiasında bulunduktan sonra “Ancak iş güvenliği konusu mutlaka işin kendisinde başlayıp bitiyor. İşçi kardeşlerimiz iş güvenliği noktasında gereken tedbirleri almak durumunda” dedi.
TTK Genel Müdür Vekili Ercan Gebeş ise “Sizler evinizden, eşinizden ayrılırken helalleşerek ayrılıyorsunuz. Yeraltından çıkan madenciye ‘geçmiş olsun’ diyoruz. Başka mesleklerde bu hassasiyet yoktur, bunlar madenciliğe özgüdür. Kurum olarak iş kazalarını önlemek, iş sağlığı ve güvenliği konularında tüm tedbirleri almak için üzerimize düşenleri titizlikle yapıyoruz. Bu uğurda hiçbir masraftan kaçınmayız. Ülkemizde bu konuda en iyisi biziz. Ancak ne kadar yatırım yaparsanız yapın iş güvenliği bir kültürdür, bu kültürü hep beraber yerleştirmeliyiz. Ne yaparsanız yapın her şey eninde sonunda insanda bitiyor” dedi.
Dedesinin 73 yıl önce aynı ocakta öldüğünü söyleyen Gebeş, “Çalışmaya başlamadan önce ve çalışırken öncelikle kendiniz ve yanınızdakiler için emniyet tedbirlerini alın. ‘Aman bir şey olmaz’ demeyin. Bizim toplum olarak en büyük hastalığımız bu. Unutmayın önce emniyet, sonra üretim. Yoksa üretilecek tonlarca kömür, akacak bir damla kanın karşılığı olamaz” diye konuştu.
Konuşmaların ardından yitirilen madenciler için dualar okundu. İşçiler daha sora yeraltına inerek mesailerine başladı.
Tarihin en büyük iş cinayetlerinden biri olan Soma Katliamı ile ilgili gelişmeler ve açılan davanın seyri ortadayken devletin resmi ağızları aynı fıtrat hikayesini tekrarlamakta, aynı “işçi sorumludur’ mavalını okumaktaki ısrarlarını sürdürmekteler. Soma’da yangının dumanları altında çalışmaya zorlanan işçiler görüntüleriyle yansımıştı oysa ki… Daha sonra açılan davada da bu madenleri denetlemekle yetkili kurumlar, kurum temsilcileri yargılanmadığı gibi, ocağın asıl patronu hakkında da çok sonradan bir soruşturma açıldı. Dahası davanın görüldüğü mahkeme üzerinde saysız mesnetsiz gerekçeyle basınç oluşturulmaya, hatta katliamı bir sabotaj olarak yutturma girişimlerinin ciddi ciddi bir soruşturma konusu edilmesine tanık olduk.
Ne derlerse desinler, hangi fıtrattan, sorumluluk ve hatta sabotajdan söz ederlerse etsinler madencinin katilinin kapitalizmin kar hırsı olduğunu gizleyemezler. Soma’da, Torunlar’da ve Şirvan’da ve tüm iş cinayetlerinde esas sorumlu, işçi sağlığı ve iş güvencesini hiçe sayan, üç beş kuruşluk harcamalardan kaçınan, kaçındığı gibi de işçileri üretim zorlamasına koşan patronlar ve onların kapitalist düzenidir.
Genç Komünarlar’ın 25 yıl önce, Kozlu Katliamı’ndan hemen sonra 9 Mart’ta gerçekleştirdikleri Boğaziçi Üniversitesi Rektörlük binası işgalinde söylendiği gibi, “Madencinin katili grizu değil, kapitazmdir!”…
27 öğrenci tarafından 9 mart 1992'de gerçekleştirilmiş işgali anlatır. işgal üç gün sürmüş, özel harekat tarafından müdahale edilerek üçüncü gün eylemciler gözaltına alınmıştır. içeride ortalama 3.5 ay kadar yatmışlardır. kitapta olaya dair açıklama, bildiri ve resimlere ulaşmak mümkündür.