Referandum süreci ve işçi sınıfı

İdeolojik yargıların çözülmesi her zaman zordur

İŞÇİ SINIFI
Cumartesi, 4 Mart 2017 (9 yıl 1 ay önce)

Referandum sürecini sınıfa ulaşmanın fırsatına dönüştürebiliyor muyuz?



 



Bırakalım sınıf bilicini asgari bir sendikal bilincin bile uzağına düşürülmüş geniş işçi kesimlerinin dünle kıyaslanmayacak ölçüde politize olduğu bir dönemden geçiyoruz.



 



Bu politizasyon oldukça heterojen bir karakter taşıyor. Sınıfın belli bölükleri ideolojik kodlarıyla gözü kapalı evet derken, ezici bir kısmı oldukça kararsız hatta ummadığımız kesimlerde evet yerini giderek hayıra bırakıyor. Bu kararsızların büyük çoğunluğu henüz kendi sınıfsal konumlarıyla yapılacak rejim değişikliği arasında doğrudan bir ilişki kuramıyorlar. Grevi yasaklanmış metal işçileri bile başkanlık sisteminin esasında OHAL’in kalıcılaşması, grev ve örgütlenme hakkı başta olmak üzere pekçok hakkın gasp edilmesinin daha da kolaylaşması anlamına geldiğinin farkında değiller. AKP ile şu ya da bu şekilde ilişkili olan bu kesimlerin kafa karışıklığı ya da karşıtlaşmaları daha çok bu kadar yetkinin tek bir adama verilmesinin yarın yaratacağı tehlikedir. Tehlike olarak ifade edilen şeyse “peki bu yetkiler bizden olmayan birinin eline geçerse...” sorusunda düğümleniyor. Bu soruyu çeşitli sorularla derinleştirdiğinizde ise “evet bu totaliter bir rejimdir” noktasına ulaşmanız mümkün. Fakat bu noktada bile bu rejimin kendi yaşamlarına nasıl değeceği, kendi tarihsel kazanımlarıyla nasıl ilişkilenebileceği bağlantısı kurmaktan ziyade olup bitenleri kendilerinden uzak bir yerden bakarak genel ideolojik kodlar içinden algıladıklarını hissediyorsunuz.



İdeolojik yargıların çözülmesi her zaman zordur. Üretici güçler ve üretim ilişkileri farklılaşır fakat binlerce yıllık bir geçmişe sahip olan din ya da diğer toplumsal değer yargıları ve bunların siyasal-ideolojik biçimleri kolay kolay çözülmez. Egemen güçler de hegemonyalarını pekiştirmek için onların çözülmesini engelleyecek sayısız araçla çalışırlar. Türkiye işçi sınıfı bugün tam da bu nedenle nesnel gerçekliğiyle ideolojik şartlanmışlığı arasındaki derin uçurumla karakterize bir güçtür. Milliyetçilik-din-geleneksel ölçüt ve değerler bir araya gelerek sistemin dayanacağı, hegemonyasını sürekli olarak yeniden üreteceği ideolojik bir zinciri oluşturuyor. Bu zincir geniş emekçi kesimlerin bilinçlerine dolanarak onları adeta esir alıyor. Tablonun görünen kısmı böyledir.



 



Fakat bu ne kadar böyleyse nesnelliğin er ya da geç baskın çıkacağı da bir o kadar gerçektir. Mesele bu nesnelliğin ideolojik perdelerden arındırılarak doğrudan görülebilmesidir. Referandum sürecinin yarattığı politizasyon ortamı, yaşanan ekonomik krizin toplumsal sonuçlarının daha görünür hale gelmesiyle de birleşerek bugün bunu dünden daha fazla olanaklı kılıyor. Fakat bunun kendiliğinden olması mümkün değildir. Kendiliğindenliğe bırakılacak olduğunda sistemin hegemonya araçlarıyla bilinç bulanıklığını gerici kodlarla doldurması kaçınılmazdır.



 



Bu noktada sınıfın öncü güçlerine büyük sorumluluklar düştüğünü söylemeye gerek yok. Sürecin sunduğu fırsatları döne döne dile getirmenin de manası yok. Mesele bunu dert edinip işe koyulmaktır. Bu noktada sınıfa en kolay ulaşacak araçlar da bellidir: Sendikalar. Türkiye’de sendikaların hali ortadadır. Ama halen belirli iddialar taşıyan KESK, DİSK ya da Türk-İş’in belirli şubeleri çeşitli kaygılardan uzaklaşıp böyle bir faaliyete girişmek gibi tarihsel bir sorumlulukla karşı karşıyadırlar.



 



Referandumun siyasi bir partiye oy verip vermemek anlamına gelmediği gerçeği de böyle bir çalışmayı kolaylaştırmaktadır. Anayasa maddelerinin tek tek açılanması bile nasıl bir sistemin hayal edildiği, aslında buna burjuvazinin hangi ihtiyaçları ve tarihsel zorunluluklar üzerinden gidildiğinin anlatılması için önemli bir propaganda alanı sunmaktadır. Fakat bu çalışma DİSK’in yaptığı gibi büyük laflar etmek, yazılı materyaller basmak ve birkaç yerde basın açıklamaları yapmakla olacak şey değildir. Yapılması gereken uzun yıllardır unutulmuş işyeri çalışmaları, işçi toplantılarıdır. Sadece OHAL’de yaşanan iş cinayetlerinden bahsetmek ya da kiralık işlik, zorunlu BES gibi düzenlemelerle patronlar için yapılan kıyaklar arasındaki uçurumu göstermek bile mevcut politizasyona sınıf lehine bir eksen kazandırmakta azımsanmayacak bir etki yaratacaktır. Mesel bürokratik-konformist alışkanlıklardan uzaklaşım sınıfın içine dalma cesareti gösterebilmekte…



 



[Alınteri'nin 3 Mart 2017 tarihli 10. sayısının DSB köşesinden alınmıştır]