Balıkesir-Edremit'ten bir elektrik teknisyeniyle sohbet ettik
- Selam, sizinle Alınteri gazetesi adına konuşmak istiyorduk...
- Elbette, Alınteri gazetesini biliyorum, okuyorum.
- Sizi tanısak biraz...
- Elektrik teknisyeniyim. Şu an bir turizm işletmesinde teknisyen olarak çalışıyorum. Sömürülüyorum demek daha doğru aslında..
- Ağır mı koşullar? Bize koşullarınızdan söz eder misiniz?
- Bir kere kendi branşımda tek çalışıyorum. Koskoca işletmenin işlerini yalnız halletmek zorundayım. Daha önce çalışan arkadaşlar ya işten çıkarıldı ya da bırakmak zorunda kaldılar. Sermaye personel eksilterek birden fazla işçinin işini olabildiğince az çalışana yıkarak emek sömürüsünü azgınca devam ettiriyor. Hem işçi giderlerini azaltıyor hem maliyeti kısıyor. Çalışan sayısı azalınca geride kalanların kahvaltısını bile kaldırdı. Böylece çalışanların iş yoğunluğu artmış oldu.. Ne kadar kurnazca değil mi!..
- Peki ücretler bunu karşılıyor mu?
- Siz hiç gördünüz mü bir patronun işçisine "sen daha iyisini hak ettin" diyerek insani yaşam koşullarında ücret verdiğini?!.
- Görmedim tabii ki.. Peki bu patronun kişisel yaptırımı mı?
- Hayır. Koşullar bunu dayatıyor ona da... Kapitalizmde piyasa ekonomisi dedikleri şey sadece raftaki ürünün fiyatı bakımından bir rekabet oluşturmaz. Aynı zamanda işçi giderleri olarak da bir rekabet yaratır. Ama bu rekabet daha iyi ücret için değil daha az maliyet biçiminde yansır işçi sınıfına. Ürünün fiyatı çoğunlukla geri çekilmezken işçi ücretleri her zaman sıfırlanmaya çalışılır yani... Patron bu bakımdan sistem onun çıkarına çalıştığından taraf olur. Benim de yaşadığım milyonlarca emekçi gibi bu aslında..
- Peki OHAL, KHK'lerin bunda etkisi nedir?
- Burada devletin ne olduğunu anlamak gerekiyor. İyi anlamak gerekiyor hem de... Engels'in “Ailenin, özel mülkiyetin ve devletin kökeni” iyi bir kaynak. Lenin'in “Devlet ve ihtilal”iyi bir kaynak. Altyapıyı anlamazsanız bugün devletin kimin elinde olduğunu ve bunu nasıl kullandığını anlayamazsınız.
Devleti bir sınıfın elinde tutmasını ve diğer sınıfları baskı ve ağır sömürü koşullarının aracısı haline getiren sınıfın gerçekte kimler olduğunu anlayamazsınız.
Bizi yanılgıya sürüklüyorlar. Sorun Tayyip ve AKP sorunu değil. Sorun sınıflar arası bir sorun. Örnek vermek gerekirse 7 Haziran'dan önce Davutoğlu CHP'nin 1500 tl asgari ücret vaadini iki kuruma şikayet etti .Hatırlayan var mı bilmem ama biri TÜSİAD biri MÜSİAD. O dönemin Başbakanı, sermaye kuruluşlarına “Neden sesiniz çıkmıyor buna?..” diye şikayet etti. CHP o vaadini tutsa bile reelde bunu bugün AKP'nin yaptığı gibi piç edecekti. Ama somut bir örnek olarak yaşandı bu.
Devlet nedir sorusuna verebilecek doğru ve gerçekçi cevaplarınız yoksa çuvallarsınız.. Ne sendikal mücadeleyi ne de faşizme karşı mücadeleyi doğru yöne kanalize edemezsiniz. Ve sonunda bir bakmışsınız onca mücadele, fedakarlık ve verilen canlar... Ama sonuç sermayenin değirmenine su taşımışsınız. İyi tanımalı ve anlamalıyız. Devlet nedir ve kimin aracı durumundadır. OHAL'e de KHK'lere de böyle bakın o zaman cevap kendiliğinden çıkıyor ortaya..
- Peki Referandum öncesi yaşananlarla ilgili düşünceleriniz... Nasıl yorumluyorsunuz bu dönemi?..
- İşçi olarak mı yoksa insani anlamda mı?
- Mümkünse kısaca ikisi bir arada?
- Şimdi kısaca öncesine bir bakıp özet çıkaralım mı?
Büyük Ortadoğu Eşbaşkanı kimdi?.. Planların düz bakışla neler olduğunu hepimiz biliyoruz. Ama şunu hesaba katmayan ya da beceriksiz mi desek kapasitesiz yerli sermaye ve politik unsurlar, emperyalizmin ipiyle kuyuya inilmeyeceğini hiç hesaba katmadılar. Saddam örneği, Şah Rıza Pehlevi örneği, Envet Sedat örneği ve en son Kaddafi!.. Hiç ders almamışlar. Tarih bilgileri de yok bilinçleri de! Kapitalist bir devlet olabilirsiniz ama burjuvanın bile bir onuru vardır. Ama Türk sermayesi ve politik uzantıları onurlarını bile yere çaldılar. Emperyalizmin oyuncağı oldular resmen.
Şimdi buna bağlı olarak içerde de işler karıştı. Peki içerde ve dışarıda dizginleri elinden kaçıran sermaye faturayı kime çıkarıyor? Zaten sistem global krizde ve siz bu kriz içinde yeniden kriz yaratıyorsunuz. Efendiler buna göz yummazlar. Yaptırımlar, dışlamalar... Fatura emek cephesine..
- Ohal ve KHKler..?
- Kibarca ve kısaca şöyle diyorum; kuyruğu nasıl kurtarırız paniğinin yansımaları. Birkaç gün önce Alınteri sitesinde bir röportaj yayınladınız. “Çimentoyu satıyorsunuz ama kimin çimentosunu satıyorsunuz” diyordu o arkadaş. O hammaddeyi alamazsanız ne olur? Krizi nasıl aşarsınız? Buna iktidarın cevabı OHAL ve KHK'lar. Yani üretemiyorum üreteni de batırayım paniği bu. İsyanı bastırmak için de yasal zemin hazırlamak. Devleti de buna araç etmek. Kürt sorunu da öyle, hammadde kaynaklarının talanı da öyle. Bu uygulamaları eninde sonunda efendilerinin çıkarlarına bağlamak zorundalar. Yoksa bunları yaşatmazlar. Güney Amerika'nın tarihine bir bakın. Ortadoğu'nun tarihine bir bakın...
- Referandum sonrası?
- Herkesin bildiği gibi çok bir şey değişmeyecek işçi emekçi bakımından. Zaten şuna bir bakın derim: Önceki seçimlerde dağıtılan kömürler nerede? Seçim öncesi verilen iş vaadleri nerede? Açık açık taşeron işçisi 4C'lilere umut verecek bir sözleri varmı? Yok! Olamaz da. Sistem tıkandı. Suriye politikası iç ve dış sermaye ilişkilerini bitirdi. Ama içerde yaşanacak kriz için ucuz işgücü silahı olarak Suriyeliler hazır...
Referandumda hayır çıkması hepimize moral verecek. Birlikteliğin gücünü anlamamıza ve yalnız olmadığımıza bizi inandıracak. Bundan çok korkuyorlar. Çünkü sisteme olan güven zaten bitti. Bunu egemenler çok iyi biliyor. Bundan sonrası eylemdir artık. Bu güven ezilen kitleleri eyleme yöneltir ve yöneltmeli de. Bu, hakimlerin en büyük korkuları..
- Eklemek istediğiniz bir şey var mı?
- 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü geldi. Ama artık kadın erkek o kaf dağını zorlamamız gerek. Cins ayrımcılığı aslında en sosyalistimizde bile bilinç altında bir yerlerde var. Kadına cinsel obje olarak değil yaşam mücadelesinin her alanında yoldaş olarak omuz vermeliyiz. Kadın ayağa kalkarsa dünya yerinden oynar. Tüm emekçilerin 8 Mart'ı zaferle taçlansın istiyorum..
- Teşekkürler..