Yaşamın her alanında yer alan kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
MEHMET ZAHİT EKİNCİ / NİHAL BAYRAM
Yaşamın her alanında yer alan kadınlara 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle gazetemizde yer vermek istedik. Onlar birçok işi bir arada yapmayı başarmış, çevrelerine özellikle de kadınlara yaşamlarıyla örnek olan kadınlar. Yaşamlarıyla hepimize "Kadın isterse başaramayacağı şey yoktur" mesajı veriyorlar. Sözü Almanya’da yaşayan taksi şoförü Zahide Oğur, büfe çalışanı Meryem Keskin, ekmek ustası Emine Bilen, sosyal danışman ve sanatçı Şebnem Çakmak, temizlik işçisi Çiğdem Herdem Yalçın, Hamburg Eyalet Parlamentosu vekili Cansu Özdemir’e bırakıyoruz.

Zahide Oğur, 45 yaşında, Nisêbînli. Her zaman enerjisi ve güleç yüzüyle dikkatleri üzerine çeken bir kadın. 24 yıldır Almanya’da yaşayan Zahide, kadınların neredeyse yok denecek kadar az olduğu bir mesleği, taksi şoförlüğünü 11 yıldır yapıyor. Kadınların ‘ben yapamam’ dediği işlere talip olan Zahide, taksi şoförlüğünden önce 2 yıl boyunca dağıtımcılık yapmış. Frankfurt’ta sokakların boş olduğu gece geç saatlerinde tur yaparak, gazete dağıtıyormuş. “Kadın işi, erkek işi diye bir şey yoktur. Kadınlar isterse her işin üstesinden gelebilir” diyen Zahide, TIR ve otobüs ehliyeti için de başvurmuş ancak Almancası yetersiz olunca sınavı geçememiş.
"Her iş başlangıçta zordur, ancak alıştın mı her şey basit gelir” diyen Zahide, taksi şoförlüğünü severek yaptığını belirtiyor. Yaptığı meslekte kadınların azlığına işaret ettiğimiz Zahide, gerek çevresindekiler gerekse de taşıdığı yolcuların şaşkınlıklarını paylaşarak, “’İlk defa bir kadın şoförle yolculuk ediyoruz’ diyenler çoğunlukta” diyor ve ekliyor: “Aslında ben de bu tepkiye şaşıyorum. Neden kadın yapamasın ki!…"
Zahide, şoförlük yaparken boş vakitlerinde de bir yandan el işlerine devam ediyormuş. “Erkek şoförler müşteri beklerken boş boş oturmayı tercih ederken, benim koltuğumun önünde her zaman çantam vardır. Fırsat bulunca bir şeyler örüyorum. Etrafımdakilere hediye ediyorum. Hem zamanımı değerlendiriyor hem de birilerini sevindiriyorum” diyor.
Kararlılık ve disiplinin hayatta başarı için önemli olduğunun altını çizen Zahide, hayatın zorluklarının yapmak istediklerimiz önüne engel olamayacağının da altını çiziyor. Üç yetişkin çocuğu olan Zahide, “Çocukları kimi zaman bahane ediyoruz. Ama asıl mesele çocuklar değil biziz” diyor ve şunları belirtiyor: “Çocuklarım küçükken de kendimi eve hapsetmedim. Şimdi de saatlerce çalışıyorum ama bir yandan da çocuklarımla ilgileniyorum, sporumu da yapıyorum, tüm eylemlere de katılıyorum. İnsan yapmak isterse zaman boldur, her şey yapabilir. Önemli olan karar almak ve uygulamaktır.”
Frankfurt Demokratik Kürt Toplum Merkezi (DKTM) yönetiminde yer alan Zahide neredeyse tüm eylemlerin de müdavimi. İster Almanya’nın herhangi bir yerinde ister başka bir ülkede olsun, ulusal renklerini kuşanarak eylemdeki yerini alır. 8 Mart için geçtiğimiz Cumartesi günü yapılan yürüyüşe de katılan Zahide, 15 Şubat uluslararası komplonun yıldönümünde Mannheim’dan Strasbourg’a gerçekleşen Uzun Yürüyüş’te de kızıyla günlerce yolları arşınladı. “Çocuklarım küçükken de gitmediğim bir eylem olunca kendimi yarım, eksik hissederdim” diyen Zahide’nin anlattığı şu örnek sanırım birçoğumuz için ders niteliğinde:
Bazen kadınlar ‘çocuklarımız küçük, eyleme gelemeyiz, senin çocukların büyük, bizi anlamazsın’ diyor. Çocuklarım küçükken de onları her gittiğim eyleme götürdüm; 40 günlükten şimdiye kadar. Bir dönem ablam ameliyat oldu, onun 5, benim 3 çocuğum vardı. En büyüğü 7 yaşındaydı. En küçüğü birkaç aylıktı, bir yakınımıza bıraktım, 7 çocukla festivale gittim. O dönemlerde otobüsler uzakta park ediliyordu. O koşullarda gittim. Gitmedim mi yapamıyorum…
8 Mart’ı karşılayacak kadınlara son olarak “Jin, jiyan, azadî” sloganıyla seslenen Zahide, “Kadınlar evde oturmamalı, mutlaka bir şeyler yapmalı ve bir günle de yetinmemeli” mesajı veriyor.

Meryem Keskin, Balıkesir Alevilerinden. Evli ve iki çocuk annesi olan Meryem, işçi bir ailenin çocuğu olarak Almanya’ya gelmiş ve uzun zamandır Hamburg’da yaşıyor. Bir büfede çalışan Meryem, kentte yapılan tüm politik aktivitelerin değişmeyen yüzlerinden birisi. Aynı zamanda Avrupa Demokratik Kadın Hareketi’nin de aktif bir üyesi. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle kendisiyle konuşmak istediğimizi aktardığımızda, kendisinden daha fazla emek sahibi kadınlar olduğunu ifade eden Meryem, kadın emeğinin görünmez olmasından yakınıyor: “İnsanlığın devamlılığını sağlayan biz kadınlar doğurganlığımızdan kaynaklı üretim alanlarından uzaklaştırılıyoruz. Çocuk yuvalarının yetersiz oluşu sonucunda çoğunlukla düşük ücretli ve yarı zamanlı işlerde çalışmak zorunda kalıyoruz. Emeğimiz her yerde adeta görünmez kılınıyor.” Kadınların güç ve duygu birliği yapmasının önemine vurgu yapan Meryem son olarak şunları belirtiyor: "Eşitsizliğin, baskının ve sömürünün arttığı bu dünyada emekçi kadınlar olarak ayrı coğrafyalarda olsak da aynı göğün altında ortak taleplerde birleşerek mücadelemizi yükseltmemiz gerekiyor. Bizler cinsel, ulusal ve sınıfsal sömürüye karşı örgütlenerek dayanışma bilincimizi yükseltmeliyiz. Tüm emekçi kadınları 8 Mart’ta alanlarda olmaya çağırıyorum.”

Emine Bilen, Batmanlı. Beş çocuk annesi olan Emine, Almanya’ya geldiği günden beri değişik işlerde çalışmış. Uzun yıllar temizlik işlerinde çalıştığını anlatan Emine, eşinden ayrıldıktan sonra da çalışarak çocuklarının tüm maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşıladığını söylüyor. Emine Bilen’in hayatı birçok Kürt kadının yaşamı gibi trajedilerle dolu. Dedesi Selim Çiftçi ve amcasının oğlu Hasan Bilen, Hizbullahçılar tarafından katledilmiş. Birçok yakını ya Kürt özgürlük mücadelesinde şehit düşmüş ya da hala mücadelenin içerisinde. Bir kadın, bir anne olarak “Hala barışa dair umudum ve inancım var” diyen Emine, Kürdistan’da yürütülen savaşın ancak kadınlar aracılığıyla bitirilebileceğine inanıyor. “Bizler istemezsek savaş da acı da olmaz” diyor.
Uzun yıllar çeşitli işlerde çalıştıktan sonra ekmek yapma işinde karar kıldığını söyleyen Emine, bir lokantada ekmek ustası. Evinde çocuklarıyla Kürtçe’nin haricinde başka bir dille kesinlikle konuşmayan Emine Bilen, Hamburg’da yapılan tüm etkinliklere de çocuklarıyla birlikte katılmasıyla tanınıyor. Kadınlar için yapılan hiçbir etkinliği kaçırmadığını söyleyen Emine, “Sadece bir güne değil tüm günlere talibiz” diyor. Her yerde kadınların gücünü birleştirmeleri gerektiğini vurgulayan Emine, “Bizler üretiyoruz ama emeğimiz görmezlikten geliniyor. Hem dışarı da hem evde çalışıyoruz ama nedense söz konusu kadının emeği oldu mu küçümseniyor” diyerek, öfkeleniyor. En büyük hayalini soruyoruz. “Bir gün Qendîl’e gidip gerillalara ekmek pişirmeyi çok isterdim” diyor.
Bizimle konuşurken bir yandan da siparişleri yetiştirmeye çalışan Emine Bilen, 8 Mart için ise şu mesajı veriyor: “Kendi rengimizle, taleplerimizle alanlarda olmalıyız. En çok da biz Kürt kadınları öncülük yapmalıyız. En büyük acıyı bizler yaşıyoruz, onun için de en güçlü barış talebini biz dillendirmeliyiz.”

Şebnem Çakmak, 38 yaşında, evli ve iki çocuk annesi. Türkiye’de Trakya Üniversitesi Odiometri bölümünü bitiren Şebnem, Almanya’ya geldikten sonra Hamburg Üniversitesi’nde sağlık bilimleri okumuş. Aynı zamanda müzisyen olan Şebnem, Hamburg’da ATİK bünyesinde sanatsal çalışmalarını yürüten Grup Cemre’de hem solistlik yapıyor hem de bağlamasıyla yer alıyor. 8 Mart, 25 Kasım etkinlikleri başta olmak üzere yapılan tüm aktivitelerde sazıyla, sözüyle yerini alan Şebnem, danışmanlık hizmeti veren bir kurumda çalışıyor. Burada farklı ulustan göçmen kadınlardan oluşan bir koronun kurulmasına da ön ayak olan Şebnem, üretmenin ve insanlara hizmet etmenin kendisini mutlu ettiğini söylüyor. “Her vicdanlı ve duyarlı insan gibi ben de kadınlara yapılan her türlü şiddet karşında gücüm oranında duruyorum” diyen Şebnem, yapılan tüm aktivitelerde en önde yerini alıyor.
“Kadınlar olarak hayatın her alanında güçlü bir duruşun sahibi olabilelim ki ayakta kalabilelim” diyen Şebnem, zulme ve şiddete maruz kalan kadınların çok daha örgütlü olmaları gerektiğinin altını çizerek duygularını şu sözlerle dile getiriyor: "Erkek egemenlikli şiddete karşı tüm dünyanın kadınları olarak kaderimiz aynı. Bu şiddete karşı güçlü olmak, örgütlü olmak ve ne pahasına olursa olsun pes etmemek gerekiyor. Dünyayı güzelleştirecek olan kadının emegi ve rengidir. Tenimiz, rengimiz, dilimiz ve dinimiz ne olursa olsun her şeyden önce kadınız ve insanız. Bu güzel duygularla 8 Mart’ı karşılayalım."

Çiğdem Herdem Yalçın, 37 yaşında, Muş’lu ancak Bursa’da büyümüş. 10 yaşında halı dokumayı öğrenen Çiğdem, birkaç yıl sonra konfeksiyonlarda çalışmaya başlamış, ardından evlenmiş. Eşi sürgüne gitmek zorunda kalınca onun yolu da Almanya’ya uzanmış.
"O zamana kadar her şeyimi kendim yapıyordum, insanlara yol gösterirdim. Almanya’ya geldiğimde sanki bir kuyuya düştüm" diyen Çiğdem, "Köyden Bursa’ya geldiğim dönem yaşadığım kimlik bunalımını Almanya’da yaşadım. Bursa’da toplumsal baskı ve horlanma nedeniyle Kürtçe’yi konuşamadık. Almanya’da da bilmediğim bir dille yaşamam gerekiyordu ve çok sıkıntı çektim" diyor. Evinin altındaki Kürt kurumu Çiğdem için bir şans olmuş, yeniden arkadaşlar edinmiş, çalışmalarda yer almış. Almanca kursuna giderek dil öğrenmeye başlayan Herdem, kendi işlerini tek başına yapabildikçe mutlu olmuş. "Öz güvenim yerine geldi, yavaş yavaş nefes almaya başladım" diyen Çiğdem önce konfeksiyonda çalışmış, orası kapanınca temizlik işlerine başlamış.
Kızı Lorin ve oğlu Destan ile her zaman Kürtçe konuştuğunu belirten Çiğdem şunları ekliyor:
Karar verdim, çocukluğumda yitirdiğim dilimi tekrar kazanacağım dedim. Kürtçe dil kursu sayesinde çocukluğumda unutmaya çalıştığım dilimi tekrar kazandım. Çocuklarımla da hep Kürtçe konuştum" diyor. Almancasını da geliştiren Çiğdem, "Burada yaşıyoruz. Yaşamımızı kendi kontrolümüz altında tutabilmek için bu dili öğrenmeye ihtiyacımız var. Her gün 5 saat çalışıyorum. Ardından akşama kadar dil kursuna gidiyorum. Akşamları da çocuklarımla ilgileniyorum. Kendimize güvenmeliyiz, kimseye muhtaç olmadan yaşabilmeliyiz.
Yeni Özgür Politika