15 yıllık yıkım ve talanın ardından yolun sonunun görünmeye başlamasıyla AKP'nin şirazesi hepten kaydı
Serhat Tuna
Kasımpaşa kabadayılığı ve ilkel milliyetçilikle yol almaya çalışan iktidarın, 15 yıllık yıkım ve talanın ardından yolun sonunun görünmeye başlamasıyla şirazesi hepten kaydı.
‘Büyük devlet temsilcisi’ pozlarındaki bir dışişleri bakanı düşünün ki -tanımın gerçek anlamıyla- çapsız kasaba politikacısı gibi, tam da soyadına uygun ‘çavuşun oğlu’ ağzıyla diplomatik çıkışlarda bulunuyor. Ellerinde patlamaya doğru giden referandum çalışması uğruna, Hitler özentisiyle birlikte kendilerini bütün dünyaya rezil rüsva ediyorlar.
Bu ilkesiz, dengesiz, rüzgara göre yelken açan, irtifa kaybını hızlandıran çapsız dış politika çıkışlarının yarattığı sonuçları, içerde de baştan yenik girdikleri referandum öncesi, bölünen ilkel-kör milliyetçiliği yeniden kendi etraflarında toplamanın argümanı haline getirmek istiyorlar. On yıllardır yürüttükleri mağdur edebiyatıyla kendilerine yedekledikleri yığınları, şimdi “Batı bizi çekemiyor, büyüklüğümüzü hazmedemiyorlar” edebiyatıyla etraflarında tutma telaşındalar.
Ülke içinde ‘ben yaptım oldu’ misali antidemokratik-kanlı icraatlarının, uluslararası ilişkilerde de geçerli olacağı salaklığıyla “ben gelirim kimse engelleyemez” efelenmeleri sonucu, burunlarının üstüne darbe yemiş boksör gibi sersemlemiş durumdalar. Özcesi, AB ülkelerinde at koşturmayı, Afrika ülkelerindeki gibi yapamayacakları gerçekliğiyle karşı karşıya kalmış oldular.
Anlaşılan bunlar bir zamanlar AB ülkelerinde kırmızı halılarla karşılanan Kaddafi gibilerinin başına gelenlerden de ders çıkarmış değiller. Ekonomik, askeri, diplomatik ilişkilerde çeşitli şantajlarla her istediklerinde elbise değiştirir gibi bir kutuptan, diğer kutba yanaşamayacaklarını bilmiyormuş gibi davranıyorlar. Fakat emperyalist efendiler de çeşitli vesilelerle, bağımlılık ilişkisinden doğan sonucu kendilerine hatırlatan, bu gerçekliğin altını çizen hamleler yapmaktan geri durmuyorlar.
Batılı emperyalistlerle, Rusya-Çin blokunun rekabetinde, nüfuz ve egemenlik çatışmasının fiili savaşları da içeren düzeyde yaşandığı bir kesitte, Türkiye’nin Rusya’yla cilveleşmesini artırması gibi etkenler de işin içine giriyor. Bölge dengeleri, güç ve ittifak ilişkileri, çatışma alanları üzerinden yeniden kurulan oyun içerisinde Türkiye’nin atraksiyonlarıyla birlikte düşünmek gerekiyor meseleyi.
Diğer yandan ‘diplomasi krizi’ olarak patlak veren bu tablo üzerinden, AB ülkelerinde de “yabancı düşmanlığı” temelinde politika yapan ırkçı güçler, meseleyi puan toplamanın, milliyetçiliği derinleştirmenin bir kaldıracı haline getirmeye çalışıyorlar. AKP iktidarıyla, ırkçılıklarını-şovenistliklerini tokuşturan bir zemin çıkarıyorlar ortaya.
Dolayısıyla AB ülkelerinin bu hamlelerinin atfedilen ‘Avrupa değerleriyle’ falan bir alakası yok. Onlar da ikiyüzlülük yapıyorlar. Bu çağda Cizre, Sur, Silopi gibi Kürt kentleri devlet tarafından herkesin gözü önünde içindeki insanlarla birlikte yakılıp, yıkılırken, insanlar vahşice katledilirken, milletvekilleri, bakanlar seçildikleri bölgelere giremezken, belediyeler, muhalif medya gaspedilirken, HDP’li vekiller, muhalif aydın, gazeteci, akademisyenler işsizliğe mahkum edilip, tutuklanırken… seyredenler, anca şimdilerde belli sembolik çıkışlarda bulunma ihtiyacı duyuyorlar.
Bugünlerde batılı emperyalistler tarafından, BM’nin Kürt illerine dönük ‘dehşet raporu’, AB’nin kimi yardımları durdurması, kimi ülkelerin AKP’lilerin emrivaki referandum seyahatlerini engellemesi gibi peşpeşe gelen hamleler, bunlar nezdinde Erdoğan’ın suyunun yavaş yavaş kaynamaya başladığına işarettir.