AKP'nin fetihçi referandum çalışmalarının suyunun hangi değirmenden geldiği, açıklanan bütçe açıklarından belli
AKP’nin ‘Evet’ kampanyasının nasıl bir kıvam kazandığını AB ülkeleriyle yaşanan diplomatik tepişmenin akıl almaz toplumsal yankılarından ve sokaklara yansıyan havadan anlamak mümkün. Toplumsal gericilik birikiminin coşturulduğu ve ineklerin, portakalların bile malzeme edilmesine kadar düşürüldüğü bu histerik havanın sokaklara “fetihçi” bir tarzda inmemesi mümkün değildi, nitekim öyle de oldu.
Nereye kafanızı çevirseniz karşınıza ya hamasetle yoğrulmuş ‘evet’ pankartları ya da propaganda çadırları çıkıyor ve bu propaganda histerisi tam bir görgüsüzlük, küstahlık, şımarıklık ve iktidar hırsıyla yürütülüyor. Küçük bir meydana aynı pankarttan 5-10 tane asacak ya da bir alanı her tarafından tutacak birkaç propaganda çadırı açacak kadar bir ayarsızlıkla... İktidar olanaklarını tepe tepe kullanmak üzerinden yapılan bu “görünme” çabası insanda, “ancak kendisine güvenmeyen ve güveni elindeki olanakları tepe tepe kullanmak üzerinden sağlamaya çalışanlar bunu yapar” duygusu yaratıyor.
Bu görgüsüzlüğe, hoyratlığa, iktidar olmanın küstahlığına son günlerde bir de dağıtılan ilginç hediye paketleri eklendi. İçinde leblebinin, ada çayının, fındığın olduğu paketler bunlar…
Halkı bu kadar düşkün sanacak kadar düşkünleşmiş bir rüşvet dağıtımı yani... Tabi iktidar olmak demek rüşvete başka boyutlar da katıyor. Sosyal güvenliği tasfiye ederken insanlara gıda paketleri ya da haneye girecek küçük parasal destekler bunların başında geliyor. Her şeyi esnekleştirip, lastikleştiren neoliberalizmin, yoksulluğun yönetimi diye adlandırdığı sayısız dilencileştirme yöntemi yani… Her seçim döneminde daha bir açılan kesenin ağzıyla sayısı, çeşidi de zenginleştirilen yöntemler... Kömür-makarna dağıtımına çerez de eklenir mesela…
Tabi bunlara düşürülen KDV-ÖTV’leri, ikide bir bir ilde İŞKUR üzerinden açılan geçici işçi alımları ve yaşanan izdihamları, dağıtılan büyükanne rüşvetlerini, burjuva siyasetin bel kemiği olan esnafa sağlanan kimi kolaylıkları de eklemek gerekir.
“AKP’nin işçi ve emekçileri kapitalist sistemin dayattığı tüm sömürü ve zulüm politikalarına ‘evet’ demeye zorlamasının ifadesi olan başkanlık sistemi böyle bir şeydir işte” diyesi geliyor insanın. Rızanın tek üretilme biçimi, çerez düzeyine kadar genişleyecek küçük kırıntıların dağıtılmasıdır. Bundan büyük bir aşağılanma olabilir mi?!
İşin bir de dağıtılan bu “rüşvetlerin” kim ve ne için, kimin kesesinden çalındığı kısmı var. İşçi ve emekçilerin boğazına binerek yapılan kesintilerden oluşan o bütçenin verdiği açıkların nerelere harcandığı kısmı… Mesela Şubat ayında bütçe gelirleri de giderleri de artmış. Özellikle de devletin güvenlik ve savunma, “örtülü ödenek”, taşıt kiralama, hane halkına yapılan transfer harcamalarındaki artışlar dikkat çekiciymiş. Savaş politikalarının köpürtüldüğü şu dönemde güvenlik ve savunmadaki artış kendi mantığı içinde anlaşılır.
Peki diğer kalemlerdeki harcamalar? Onların referandumda dağıtılan rüşvetlerle bir alakası olabilir mi?
Rakamlar bizzat Maliye Bakanlığı’nca açıklandı. Buna göre şubatta bütçe gelirleri, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 4.9 artarak 46.9 milyar lira, bütçe giderleri ise yüzde 27 artış göstererek 53.7 milyar liraya yükselmiş. Şubatta bütçe, 6.8 milyar lira açık vermiş. Şubatta bütçeden mal ve hizmet alım giderleri için yapılan harcama 1.6 milyar liradan 3.6 milyar liraya, güvenlik ve savunmaya yönelik harcamalar ise 32.8 milyon liradan 197.1 milyon liraya çıkmış.
Rakamları böyle açıklayan bakanlık, bu harcamaların nerelere yapıldığını, artışın nerelerden geldiğini söylemiyor tabi.
Cumhurbaşkanının kimseye hesap vermeden harcadığı “örtülü ödenek” harcamalarındaki tırmanışsa bir önceki aya göre yüzde 72 gibi bir oranla akla ziyan bir artışa tekabül ediyor.
Örtülü ödenekten yapılan harcamalar 163.8 milyon liradan 282.3 milyon liraya çıkmış, 2 ayda yapılan örtülü ödenekse 446 milyon lirayı aşmış. Mesela hava taşıtı kiralanması için ocak ayında hiç harcama yapılmazken, şubatta 5.1 milyon lira harcanmış. Bu arada referandum öncesinde “kar amacı gütmeyen kuruluşlara” (her neyse artık) yapılan transferler de 123.7 milyon lira olmuş.
AKP’nin neoliberal fırıldaklık ve yoksulluğu, halkı onursuzlaştırmak üzerinden yönetme siyaseti referandum öncesinde bakalım daha hangi “açılımlar” ve enstrümanlarla devam edecek. İşsiz sayısının 7 milyona dayandığı, esas ücretin açlık ücreti olduğu, kadınlara “evde yaptığınız işlerden vergi almıyoruz”, gençlere “18 yaşında seçme-seçilme hakkı verdik ya” dışında seçeneklerin sunulmadığı bu koşullar bile ‘evet’in yalın bir özetidir sanırız.