Avukat Bayraktar: "Ankara katliamı öncesi istihbarat belgesi valilikte mevcuttu"
Avukat Bayraktar, Gar katliamına ilişkin Ankara Emniyet Müdürü ile bazı şube müdürleri hakkındaki ön önceleme kararının soruşturma için zayıf bir yol açtığını söyledi. Bayraktar, “Görev ihmali tespit edilse dahi soruşturma için son sözü yine Vali söyleyecek” dedi.
Soner DENİZ
Ankara Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi, dönemin Ankara Emniyet Müdürü Kadri Kartal ile bazı şube müdürlerinin 10 Ekim Ankara Garı katliamındaki sorumlulukları ile ilgili Valilik tarafından ön inceleme yapılmasına karar verdi.
Bu konuyu, davanın takipçilerinden Avukat Kazım Bayraktar ile konuştuk:
Bu karar ne anlama geliyor?
Ankara Bölge İdare Mahkemesi, adı geçen şube müdürlerinin savcılık tarafından soruşturulmaları için zayıf da olsa bir yol açtı. Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için önce süreci kısaca özetlemek gerekiyor. Katliamdan kısa bir süre sonra olayın müştekileri ve avukatları tarafından birden fazla şikayet başvurusu yapılmış ve savcılık usul gereği Ankara Valiliğinden soruşturma izni istemiş. Valilik yine usul gereği ön inceleme için Bakanlık vasıtasıyla müfettişler tayin ettirmişti. Mülkiye müfettişleri tarafından yapılan ön soruşturma sırasında şikayet başvurularından sadece biri esas alınarak ön inceleme yapıldı ve bir ön rapor verildi. Raporda, olay tarihinde görevde olan Ankara Emniyet Müdürü Kadri Kartal, İstihbarat Şube Müdürü Cihangir Ulusoy, Terörle Mücadele Şube Müdürü Hakan Duman, Güvenlik Şube Müdürü Adem Aslanoğlu, TEM Şube Müdürlüğü (C) Büro Amiri Hüseyin Özgür Gür haklarında, gerekli güvenlik tedbirlerini almama, istihbarat bilgisini ilgili makamlarla paylaşmama konularında soruşturma izni verilmesi yönünde kanaat bildirildi.
Katliamın öncesi ve sonrasına ilişkin olarak sadece Ankara Emniyetini ilgilendiren görevler açısından bakıldığında, incelenmesi gereken “ihmal”ler birbirine bağlı ve birbirini tamamlayan bir zincirin halkalarını oluşturuyor. Müfettiş raporunun, bazı önemli noktaları bilinçli olarak karanlıkta bırakan oldukça eksik ve göstermelik içerik taşıdığını şimdilik bir kenara not edelim.
Müfettiş raporunda soruşturma izni verilmesinden yana kanaat bildirilen konularda ise Ankara Valisi Mehmet Kılıçlar takdir yetkisini kötüye kullanarak “soruşturma izni verilmemesine” karar verdi. Bunun üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “evrakın işlemden kaldırılmasına” karar verildi. Bu kararın iptali için Ankara Bölge İdare Mahkemesine açılan dava süre aşımı gerekçesiyle reddedildi. Ancak bu süreçte aynı yolu takip eden başka müşteki başvuruları da vardı. Bunlardan biri TMMOB ve bazı müştekiler adına yapılan şikayet başvurusuydu. Ankara Valisi, daha önceki “soruşturma izni vermeme” kararını gerekçe göstererek bu başvuru hakkında “işleme konulmama” kararı vermiş, ancak bu başvurunun önceki başvuru ile farklı içerik ve dayanaklar taşıdığını dikkate almamıştı. İşte, Ankara Bölge İdare Mahkemesi Ankara Valiliğinin bu “işleme konulmama” kararının kaldırılmasına, “şikayet edilenler hakkında ön inceleme raporu düzenlenmesinden sonra soruşturma izni verilmesi veya verilmemesi yönünde bir karar tesis edilmesi için dosyanın Ankara Valiliğine iadesine …. kesin olarak” karar verdi.
Bundan sonra süreç nasıl işleyecek?
Ankara Valiliği eğer hukuka uygun hareket ederse, ön inceleme yapılması için şikayet başvurusunun İçişleri Bakanlığı’na gönderilmesi, İçişleri Bakanlığı’nın da ön soruşturma yapmak üzere mülkiye müfettişleri tayin etmesi gerekiyor.
“Müfettiş soruşturması sonucunda, şikayet başvurusunda yer alan hususlarda görev ihmalleri tespit edilse dahi, savcılık soruşturması başlatılabilmesi ve yargılama yapılabilmesi için son sözü yine Ankara Valisi söyleyecek.
Bu arada ilk müfettiş raporunda karanlıkta bırakılan hususlardan bazıları katliam ile ilgili “ihmal”ler zincirinin bazı önemli halkalarını oluşturmakla birlikte, Ankara Valisi Mehmet Kılıçlar’ın görev ve yetkileri ile doğrudan ilgilidir. Sadece üç örnek vereceğim.
Birincisi, ‘canlı bomba’ ile ilgili istihbarat belgesi Valiliğin bilgisi dahilindedir. Oysa müfettiş raporunda, bu bilginin birimler arasında paylaşılmamış olmasının sorumluluğu yine birimlere yüklenmiştir. Böyle bir katliamla sonuçlanacak bir saldırı hakkında elde edilen istihbarat bilgisi çok önemlidir ve tüm birimleri bilgilendirmesi, gerekirse ek tedbirler alınmasına yönelik talimat vermesi gereken en üst makam Valiliktir. Ankara Valisi müfettiş raporunda tespit edilen ihmallerden dorudan sorumludur.

İkincisi, canlı bombaları taşıyan araç ile ona eskortluk yapan araç Gölbaşı tarafından Ankara’ya giriş yapmadan 2-3 saat önce şehir giriş-çıkılarındaki tüm kontrol noktalarının kaldırılması talimatı Ankara Valisinin bilgisi olmadan verilemez, uygulanamaz. Her sıradan miting eyleminde dahi, geceden itibaren şehir giriş-çıkışlarında rutin olarak kontrol noktaları oluşturulur ve mitinge gelen araçlar başta olmak üzere rutin kontrollerden geçirilir. Bu kez eldeki önemli istihbarat bilgilerine, yapılacak miting ve yürüyüşün geniş çaplı olduğunun, ek önlemler alınması gerektiğinin bilinmesine rağmen Ankara giriş-çıkışlarındaki kontrol noktalarının, canlı bombalar geçmeden 2-3 saat önce kaldırılması, diğer “ihmal”ler zinciri ile birlikte düşünüldüğünde güvenlik ihmalinden öte bir anlam taşımaktadır.
Üçüncüsü, katliamdan 3 gün önce etüd yapmak üzere Ankara’ya geldiği kesin olarak ortaya çıkan Hakan Şahin isimli IŞİD üyesi sanık hakkında bilinçli bir eksik soruşturma yürütülmüştür. Katliamdan 4 gün sonra yakalanan bu katilin katliamdan önce Ankara’da kaldığı otel ve taşıdığı cep telefonları tespit edilmesine rağmen, Ankara’da etüd ettiği yerler, kurduğu ilişkiler, dolaştığı cadde ve sokaklar, adım adım kamera kayıtları toplanarak, cep telefonunun sinyal aldığı baz istasyon bilgileri de kullanılarak, tıpkı Reina katliamcısının tespitinde olduğu gibi tespit edilebilirdi, edilmedi. Karanlıkta bırakıldı.
Ankara Valisi Mehmet Kılıçlar müfettiş raporuna rağmen soruşturma izni vermeyerek aslında öncelikle kendisinin sorgulanmasına doğru gidecek bir yolu kapatmayı amaçlamıştır. Bölge İdare Mahkemesi ise bu yolda Ankara Valiliği’ni yeni bir karar vermek zorunda bırakmıştır. Ankara Valiliğinin ne yapacağını izleyip göreceğiz.
IŞİD ile siyasi iktidar arasında işbirliği olmadan polis ile IŞİD arasında bu kapsamda işbirliği kurulamaz. Ortaya çıkan “ihmal”ler bir araya getirildiğinde aslında önceden seçilmiş bir hedefe doğru yol alan katillerin yollarının bilerek açıldığı kuşkusunu kuvvetlendiren, birbirini tamamlayan bir “ihmal”ler zinciri söz konusu. Diyarbakır HDP mitingi, Sur, Ankara Gar katliamlarının hazırlık ve hareket noktalarının hep Gaziantep olması da tesadüf değil. Hatta Belçika havalimanı katliamının bile. Bu katlamın faillerinden İbrahim EL Bakraoui önce Gaziantep’te yakalandı, akıl almaz eksik soruşturma sonucunda mahkeme tarafından adli kontrol ve yurt dışı çıkış yasağı konularak serbest bırakıldı, bir kaç ay sonra yurt dışına çıkmaya çalışırken polis tarafından yakalandı, mahkeme kararını ihlal ettiği tespit edilmiş olmasına rağmen, tutuklanmak üzere yeniden mahkemeye sevk edilmek yerine polis tarafından sınır dışı edildi. O da gitti Belçika’da katliam yaptı. Bu arada Rus Başkonsolosunu öldüren katilin polis teşkilatı içinden çıktığını unutmayalım.
Dava dosyalarından elde ettğimiz bilgi ve belgelere dayanarak söylüyorum bunları. Bazı belge ve bilgileri de mahkemelerden talep ettik. Bazı taleplerimiz reddedildi, bazıları kabul edildi, bazı önemli taleplerimiz önümüzdeki duruşmada karara bağlanacak. Bunlar da belli olduğunda daha kapsamlı araştırma ve soruşturma başvurularımız olacak. Hazırlık çalışmalarını sürdürüyoruz.
Yakınlarını yitiren aileler ve dostları bu konuda neler yapmalılar?
Aileler bu süreçte olup bitenleri yakından izlemeli, bilgi sahibi olmalı, katillerin ve işbirlikçilerinin ortaya çıkarılması için, sahip oldukları olanakları kurdukları dernek üzerinden bir araya getirerek seferber etmelidirler. Davanın duruşmalarında avukatları yalnız bırakmamalı, en geniş katılımla davayı takip etmelidirler. Özellikle Diyarbakır HDP mitingi katliam davasına katılımın arttırılması gerekli. Dava dosyası güvenlik bahanesiyle Ankara’ya nakledildi ve müştekiler gelemiyor. Bu nedenle basının ilgisi de zayıf kaldı. Diğer katliamlarda yaralanan ya da yakınlarını kaybedenler bu davaya en azından izleyici olarak katılabilirler.
Son olarak, önümüzdeki referanduma dair neler söylemek istersiniz?
Konuyla igili yönüyle de düşünürsek, referandum aynı zamanda siyasi iktidarın IŞİD vb. çetelerle ilişkilerinin açığa çıkarılması ve yargılanmaları yolunda önemsenmesi gereken dönüm noktalarından biri olacak, ‘hayır’ kazandığı takdirde. Halkları şiddet ve kaos ile tehdit eden iktidarın güvendiği, kullandığı ve kullanacağı araçlardan biri de bu cihatçı çeteler. “Neden hayır” başlığı altında sıralanan nedenler arasında bu kirli ve kanlı işbirliği de yer almalı.
Artı Gerçek