Her şey burjuvazi için

Sömürü sistemiyle derdi olan herkes bu içler acısı tablo karşısında adımlarını hızlandırmalıdır

İŞÇİ SINIFI
Perşembe, 23 Mart 2017 (9 yıl 1 ay önce)

Referanduma birkaç hafta kala Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın patronlara verdiği müjde, kıdem tazminatının fona devir işinin bu yıl içinde tamama erdirileceği oldu. Bu aslında sıcak para musluklarının akmasında giderek zorlanıyor olmanın da yarattığı basınçla uluslararası sermayeye de gönderilmiş bir mesajdı. Başkanlık sisteminin esasında bu krizli-kaotik dönemde sermayenin özgürce dolaşmasını sağlayacak en mantıklı yönetim biçimi olduğuna ikna etme çabasıydı. Keza biliyoruz ki o sermaye giderek her açıdan istikrarsızlaşan böyle bir ülkeye yatırım yaparken eskisinden farklı olarak daha fazla düşünür hale geldi. Nitekim buralardan kaçarak daha güvenli limanlar aramaya çıkan sermaye oranının azımsanmayacak düzeylere ulaştığını verilerle sabit. Katar ya da Körfez sermayesi, biraz da kendi stratejik çıkarları gereği Wall Street sermayesi olmasa nasıl bir tıkanma yaşanacağını herkes az çok görebiliyor.



 



Türk tekelci sermayesinin kimi isimlerinin de bu kaygılarla olsa gerek bazı yatırımlarını Katarlılara devretmeye başladığını düşünecek olursak işçi ve emekçilerin iknasından önce bir bütün olarak sermayenin ikna edilmesinin kendisine “olur” sağlamak için yakıcı olduğu açık. Keza burada denge ve ikna sağlayamayan bir burjuva iktidarın (faşist ya da başka bir biçim) dikiş tutmasının zor olduğunu biliyoruz. Referandumun hemen arifesinde işçiler açısından hassas bir konu olan kıdem tazminatının bu şekilde gündemleştirilmesi bile başlı başına manidar zaten.



 



Kaldı ki zaten işçi ve emekçileri ikna etmek için hamaset ve kimi küçük kırıntılar dışında esneyecek, rızayı çeşitli esnek politikalarla sağlayacak takatleri de yok. Yaptıkları tek şey demagoji oluyor; işçi, bu demagoji üzerinden yapılan saldırının bütünlüğünü görmekten uzaklaştırmaya çalışılıyor Döne döne söyledikleri, “patron iflas ettiğinde işçi ortada kalıyor, bize geliyor, bu şekilde bunun önüne geçeceğiz” oluyor. Eskiden en azından “milyonlarca taşeron işçinin hakkını bu şekilde garanti altına alacağız” diyorlardı. Son açıklamada onu bile deme gereği duymadılar. Patronların “işçi istismar ediyor” yalanlarından da dem vurarak daha açık bir burjuva sınıf siyaseti güdeceklerini ilan etmiş oldular.



 



İşçiye nispi iş güvencesi sağlayan kıdem tazminatının mevcut durumda 30 gün üzerinden hesaplanırken, fona devredildiğinde 15’e çekileceğinden, devredilecek fonlar iflas ettiğinde ya da biriken para başka amaçlarla sermayeye aktarıldığında ve battığında bunun bir garantisinin olmadığından hiç söz etmemesinden bahsetmiyoruz bile.



 



Kaldı ki, kıdem tazminatını kaldırsalar da kaldırmasalar da OHAL döneminde yasal güvenceye kavuşturulan kiralık işçilik ya da iş mahkemeleriyle ilgili yapılması planlanan ve özünde işçiler lehine olan tüm hakların gaspedilmesi üzerinden kurgulanan başka pekçok düzenlemeyle esasında bundan sonra nasıl bir yolda ilerleyeceklerini de çok açık bir şekilde ortaya koyuyorlar.



 



Bu yol, rekabet ve hegemonya savaşının kızıştığı bu devirde Türk tekelci burjuvazisinin kendi sıkletindekilerle rekabet edebilmeyi güvence altına alabileceği daha vahşi bir emek sömürüsü ve yayılmacı politikaları içermektedir. Burjuvazinin kendi içinde de sermayenin merkezîleşmesini hızlandıracak vahşi bir kapışmayı kapsayan bu gidişattan işçi sınıfına düşen, daha fazla sömürüdür. Bunun yolu ise sınıfı güvencesizleştirmek, örgütsüzleştirmek ve köleleştirmektir. İşçi sınıfının her şeyden önce bunu bilmesi ve buna uygun güçlü bir HAYIR yükseltmesi tarihsel bir zorunluluktur.



 



Referanduma haftalar kalmışken sokaklarda politik atmosfer daha da kızışıyor. AB ile çıkarılan mizansen kriz (daha doğrusu her iki tarafın bu krizden kendisi için oy devşirme tutumu) işten atılmış, hakları gaspedilmiş işçilerin bile gerici kodlarını canlandırarak “evet” demesine neden olabiliyor. İşçi sınıfının en temel örgütlenme aracı olan sendikal örgütlenmeden bile mahrum olması, mevcutların ise o misyonun çok uzağında durması onu her türlü burjuva etkiye açık hale getiriyor. Sınıf ve sömürü sistemiyle derdi olan herkesin bu içler acısı tablo karşısında umutsuzluğa değil daha fazla çalışmaya ve ne yapılabilir sorusuna daha gerçekçi yanıtlar bularak adımlarını hızlandırmaya ihtiyaç var.



 



[Alınteri'nin 21 Mart 2017 tarihli 11. sayısının DSB köşesidir]