AKP’li işçi ve emekçiler sadece ideolojik kodların katı denetim ve yönlendirmesiyle okuyorlar olup biteni…
Hejar Baran
Bir sabah kalktığınızda mesela, evinizin bile Varlık Fonu’na devredilmesi demektir başkanlık sistemi.
Başkana verilen o sınırsız yetkilerin, başkanın kafasından icat ettiği bir “seferberlik hali” ve bu hal içinden çıkaracağı KHK’larla mala, işe, haklara el koymakla sonuçlanmayacağının bir garantisi yok anlayacağınız. Nitekim daha geçtiğimiz aylarda “seferberlik” ilan eden bir başkan adayıyla karşı karşıyayız. Mecazi anlamda ifade edildiği düşünülen bu kavramın pek de öyle olmadığını hemen tüm devlet iştiraklerinin Varlık Fonu’na devredilerek fiilen özelleştirilmesi, ipotek mal olarak kullanılmasında hep birlikte gördük.
Ya da mesela başkan “ekonomik kriz”, “güvenliği tehdit eden şiddet olayları” gibi hem esnek hem de üretilebilir gerekçelerle OHAL ilan edebilir. Bu OHAL kapsamında sayısız KHK çıkarabilir ve bu KHK’lara bırakalım bizi, devletin herhangi bir merciinin müdahalesi sözkonusu bile edilemez. İşçiler greve mi gidecekler? Başkan “ülkedeki koşulları” gerekçe göstererek ilan ettiği OHAL’le ve çıkardığı KHK’yla o grevi hatta örgütlenme hakkını gasp edebilecek.
Ya da bu seçilmiş başkan ‘vergi, resim, harç ve benzeri’ mali yükümlülüklerde değişiklik yetkisini kullanarak ve ‘ürettiği gerekçelerle’ patronlara bizim cebimizden çekilip alınacak kıyaklar yapabilecek ya da isterse bazılarını vergiden bile muaf tutabilecek. Bunun telafisinin yine bizim cebimize yüklenmek olduğunu ruhumuz duymasa da mutfakları saran yangın, cebimizde büyüyen delikler er ya da geç bize gösterecek. Yıllarca çalışıp, zar zor başımızı sokacak bir eve sahipsek eğer, keyfi ilanlarla o evlere bile el konulabilecek.
Arsaları bilmem hangi çılgın proje kapsamında müteahhitlere peşkeş çekilebilecek.
Mevcut halde de bu söylediklerimizin hiçbir güvencesi yok. Kapitalist özel mülkiyet düzeni varoldukça da olmayacak. Fakat en azından belirli tarihsel bedeller de ödeyerek kazandığımız kimi haklarımız var ve onları kullanma iradesi gösterebildiğimiz oranda da bize dönük yaptırım ve uygulamaları frenleme olasılığımız… Fakat başkanlık denilen sistemde o hakların hepsinin üzerine istendiği anda bir kalem çekilmesi işten bile olmayacak. Mevcut OHAL koşullarını düşündüğünüzde başkanlıkla nasıl bir düzen yaratılmak istendiğini tahayyül etmek de zor olmayacaktır. Başkanlık sisteminin bu halin süreklileşmesi ve hatta daha da ağırlaşarak dayatılması anlamına geldiğini yapılan değişiklikleri bütünsel olarak okuduğunuzda anlamak da…
AKP’li işçi ve emekçiler kendi hayatlarıyla ilişki kurmadan, sadece ideolojik kodların katı denetim ve yönlendirmesiyle okuyorlar olup biteni… Onlara yollanan mesajları gördüğünüzde yapılıp edilenlerle nasıl bir ideolojik bağımlılık ilişkisi kurduklarını, hangi ruhsallık içinden ilişkilendiklerini anlamanız da zor olmayacaktır. Bu ideolojik argümanlarla belirlenmiş ruhsal ilişkilenişi en güçlü tarzda yaşayanlar, Osmanlı’ya dönüşü hayal etmekte, hilafet düşü kurmaktadır. En iyi olasılıkla vesayet sisteminin yani Cumhuriyet tarihi boyunca en fazla karşı karşıya kaldıkları asker denetiminin ve darbelerinin artık söz konusu olmayacağına inanmaktadırlar. AKP’nin 16 yıldır işlediği bu argüman, kendi tabanında en fazla vücut bulan ve 15 Temmuz darbe girişiminden sonra güçlenerek başkanlık sistemiyle daha güçlü bir aidiyet ilişkisi kurmalarını sağlayan konuların başta gelenidir.
Bunlar hem AKP’nin bu sistemi nasıl bir toplumsal dönüşümle birlikte varediyor olduğunun görülmesi açısından çarpıcıdır hem de Cumhuriyetin o katı ve isteğe göre eğilip bükülen kodlarının bu toplumsal dönüşümde, gericileşmede nasıl bir belirleyiciliğe sahip olduğunun anlaşılması açısından sarsıcı… Orta sınıfa yükselen ve eski sistemin yarattığı orta sınıfı aynı zamanda tarihsel bir intikam alırcasına ezmiş olduğunun keyfini ve bu konumlarını kaybedecekleri tedirginliği yaşayanlar bir yana, ezici bir kısmı işçi ve emekçi olan AKP tabanının yapılıp edilenlerle kendi yaşamı arasında somut bir ilişki kurması yakın vadede çok da mümkün gözükmüyor. Zaten böyle bir sistemi korkunç kılan da böylesi bir toplumsal güç üzerine oturuyor olması değil midir?
Fakat bu katı gerçeğe rağmen esas gerçeğin henüz çok diplerde gözükse de er ya da geç hayatın içinden konuşacağını unutmamak lazım. AKP’li bir işçi yarın tek bir KHK’yla işini-evini-sendikalıysa sendikasını ya da burjuvazinin yayılmacı eğilimlerinin de ifadesi olan bu sistemle girişilecek fetihçi savaşlarda evladını kaybettiğinde çok geç olacak. Bizim bunların yaşanıp görülmesini beklememiz de geç olacak.
Referandum süreci en fazla bu gerçekle karşılaşmamız, yaşanan toplumsal dönüşümün, güncellenen tarihsel gericilik birikiminin ruhsal haritasını okumak ve buradan çıkarılacak sonuçlarla devrimci bir planlamayla çalışmak, çalışmak, daha fazla çalışmak gerektiğini göstermiştir. Karşımızda “Osmanlı gelecek” ya da “siz Osmanlı’yı niye sevmiyorsunuz?” ya da “Osmanlı torunlarıyız, size haddinizi bildiririz” diyen bir işçi ordusu var keza… Nereden nasıl ilişkilenebiliyorsak, küçük büyük tüm fırsatları değerlendirerek ilişkilenmek zorunda olduğumuz, pes etmeden, umutsuzluğa kapılmadan…