Komplo teorileri kendilerinin yarattığı 'olmayan gerçekliği' esas alır
Nəriman Bakı
Komplo teorileri, gerçekliğe dayandıklarını iddia etseler de aslında gerçekliğin biçimini kullanarak ‘olmayan gerçekliği’ temel alırlar. Olmayan gerçeklik üzerinden de yeni bir gerçeklik üretmenin uçsuz bozkırlarına at sürerler.
Kemalistler’in Mustafa Kemal üzerine oluşturdukları 19 hurafesi bunun güzel örneklerinden birisidir. Mustafa Kemal 19 Mayıs 1881’de doğmuş, 19 Mayıs 1919’da da Kurtuluş Savaşı’nı başlatmak için Samsun’a ayak basmıştır. 19 zaten elde var. 1881’de 19x99’a eşit , 1919’da 19x101’e eşitse demek ki 19’un bir anlamı olması gerekir.
Böyle bir komplo teorisinin durdurulacağı ilk ve tek yer burasıdır. 19’a dair saçma hurafelere geçildiğinde absürdlükler elbette ortaya çıkacaktır ama o kadar ileriye gitmenin gereği yok.
Öncelikle Mustafa Kemal’in 19 Mayıs 1881’de doğduğu kanıtlanmamıştır. Sadece ideolojik bir söylem olarak kendisinin de bilmediği doğum gününü -Samsun’a çıkmasının sembolik anlamından dolayı- 19 Mayıs ilan etmiştir. Diyelim ki Mustafa Kemal 19 Mayıs’da doğdu. Ancak 1881 yılında doğmadı. Daha doğrusu soru şu: Mustafa Kemal’in doğum yılını belirleyen takvim hangisi?
1926’ya gelene kadar Osmanlı imparatorluğunda esas olarak iki değişik takvim kullanılıyordu (Hicri ve Rumi). Buna göre Mustafa Kermal’in Hicri doğum yılı 1298’dir. Rumi takvime göre ise 1335.
Eğer 19 ulvi bir sayı ise Hicri 1298 19x70.368; Rumi 1335 ise 19x70.253’e eşittir. Bu sayıların 19 ile tam bölünme veya kare kökü gibi herhangi bir aritmetik ilişkisi yoktur. Yani Mustafa Kemal için uydurulan 19 hurafesinin Miladi takvim dışında kalan takvimlerle herhangi bir ulvi bağı bulunmamaktadır.
İdealist anlamda bile gerçekliği tersyüz etmek komplo teorisyenlerinin temel düşünce biçimidir. AKP Aydın il başkanı İsmail Hakkı Gezer, muktedir olmanın verdiği gazla 2008 yılında, Erdoğan’ın “ikinci peygamber” olduğunu söyleyivermiş (Sonradan ona benzer iddialar yumurtlayan başka yağcılar da çıktı)
Ancak bu iddia, İslam teolojisi açısından da gerçekliği ve geçerliliği olmayan bir palavradır. İkinci peygamberlik düşüncesini kabul edecek olursak, İslam tarafından da ilk peygamber kabul edilen Adem’den “ikinci sıradaki” Erdoğan’a gelinceye kadarki tüm peygamberler 1 ve 2 sayısı arasındaki ondalık sayıya tekabül ederler. Yok kastedilen İslam peygamberi Muhammed’den sonraki ikinci peygamber ise, bu İslam dinine göre mümkün değildir, çünkü İslam’a göre Muhammed son peygamberdir.
O nedenle, komplo teorilerinin geçerliliğinin sorgulanmasında teorisyenlerinin iddia ettiği ilk gerçeğin veya temel gerçeğin öncelikle sorgulanması gerekir. Çünkü bu teorisyenler, zaten uyduruk/var olmayan bir “gerçekliği” gerçek olarak kabul ettikleri için devamında ortaya çıkanların da ilk gerçek kadar güçlü olduğunu iddia edebilmektedir. Bu nedenle komplo teorilerini çürütmek için teorinin öncelikle ilk gerçekliğini sorgulamak gerekir.
Komplo teorileri, başı sonu belli olmayan ama daha önemlisi düşüncenin işlem basamaklarını buhar eden bir sistematiğe sahiptir.
4=5. Bu eşitlik, özellikle matematiğin temellerini öğrenen ilkokul çocuklarının kafasını karıştırmak için kullanılan bir oyundur. 4 ile 5’in eşit olduğu şöyle kanıtlanır:
40-40 = 50 - 50
4(10-10) = 5 (10-10)
(10-10)’lar sadeleşir, alın size 4=5.
Peki bu nasıl oluyor?
Bu işlem sırasında matematikte işlemlerin temeli olan işlem sırası bozulur. Matematikte parantez içindeki işlemler her zaman ilk yapılır. Bu nedenle 4 (10-10) ve karşı taraftaki 5(10-10) işleminde ilk yapılması gereken, parantez içindeki 10-10= 0 işlemidir. Böyle olunca sonuç 4x0=5x0, 0=0, o da ilk işleme eşittir: 40-40 = 50-50.
Komplo teorileri ancak, 2 bin 500 yılı aşan ve günümüzde daha da komplike hale gelen mantık biliminin köküne kibrit suyu ekerek var olabilir. Komplo teorilerinde ya mantık hataları vardır ya da mantık dizgesi yoktur.
Zeki Alasya ve Metin Akpınar’ın oyunculuk yaptıkları Devekuşu Kabare topluluğunun bir oyununda, acı üzerinden gerçekliğin biber olduğunu kanıtladıkları bir replik vardır.
Gerçek acıdır,
Biber de acıdır
O zaman gerçek biberdir.
Espriyi devam ettirme adına diğer hataları bir kenara bırakırsak, bu önermede, klasik mantığa göre, iki tikelden bir sonuç çıkmaz. Yani bu mantık dizgesinde en az bir tane tümeli gösteren ifade olmak zorundadır. Tüm gerçekler acıdır veya tüm biberler acıdır gibi. Bunlar olmadığı sürece iki tikelden bir sonuç çıkmaz.
Ama komplo teorileri çıkarır.
Son yılların en pespaye tezlerinden biri olan “kokteyl terör örgütleri” söylemi, komplo teorilerinin, mantık dizgesinden yoksunluklarının en çarpıcı örneğidir.
PKK terör örgütüdür ve Türkiye’ye karşı savaşır.
IŞİD terör örgütüdür ve Türkiye’ye karşı savaşır.
FETÖ terör örgütüdür ve Türkiye’ye karşı savaşır.
O halde; PKK/IŞİD/FETÖ bir araya gelir ve Türkiye’ye karşı savaşır.
Klasik mantığın zerresini bile barındırmayan bu saçma dizgenin 2 yıldır kitlelerce de benimsenip kullanılan bir retorik haline gelmesi, elverişli bir toplumsal ortam olduğunda komplo teorilerinin nasıl taraftar toplayabileceğinin acı bir göstergesidir.
Mantık kırıntısı dahi içermeyen böyle bir dizgeyle başa çıkmak için, önermeyi kuran ile önermeler arasındaki gerçekliğe bakmak yeterlidir. Hatta bu mantıksızlık, tersten, en geri söylem düzeyinde mantıklı hale getirilerek bir karşı silaha bile dönüşebilir.
PKK “terör örgütü” ise “çözüm süreci” denilen dönemde PKK ile görüşme yapan devlet ne ile tanımlanır? IŞİD terör örgütü ise bir zamanlar bir bakanın ‘onlar kızgın gençler’ sözünü söylediğinde IŞİD neydi? FETÖ terör örgütü ise Erdoğan’ın ‘ne istediler de vermedik’ cümlesi “terör örgütüne yardım ve yataklığa girmez mi”? vb.
Bu soruları sorduğunuzda muhatabınız size muhtemelen iki biçimde karşılık verecektir: Birincisi, olmayan mantığı tersten soruya çevirdiğiniz için sizi de terörist ilan edecektir veya o da sıkışıp “kandırıldık” diyecektir.
Komplo teorileri, bugün özellikle gerici kitlelerin bilinçlerinde kayda değer bir yer tutmaktadır. Ancak daha tehlikeli olan, bilinçlerde yer tutması değil, kitlelerin bu teorilerin gazıyla harekete geçebilmesidir.
Rumlara yönelen 6-7 Eylül saldırganlığının arkasında Atatürk’ün Selanik’teki evini Yunanlıların bombaladıkları yalanı vardır. Halbuki sonradan ortaya çıktığı gibi bomba bir MİT ajanı tarafından atılmıştır. Maraş Katliamı’nın bahanesi olarak kullanılan sinema provokasyonunun gerisinde, solcuların ve Alevilerin “din ve devlet düşmanı” olduklarına dair komplo teorilerinin yarattığı bir tarihsel gericilik birikimi vardır.
Sadece Türkiye içinde değil dünya çapında da savaş boyutlarına sıçrayacak gerici bir kapışmanın ayak seslerinin daha gür duyulduğu bu zamanlarda komplo teorileri basitçe ele alınamaz. Kitleleri, özellikle emekçi kitlelerin bilinçlerini zehirleyen bu düşünce sistematiğine karşı panzehirleri her an tazelemek ve elde hazır tutmak gerekir.
Yazının başlığına dönerek bitirelim: Güney ve Doğu Asya’da ağır kast sisteminin ezdiği kitleleri uyuşturup başkaldırılarının önüne geçmek için uydurulmuş reenkarnasyon teorilerinin geçerli olmamasından ötürü bu satırların yazarının Kennedy’i öldürmesi mümkün değildir. Ama bir an için reeankarnasyonun var olduğunu kabul edelim. Bu satırların yazarı Oswald’ın öldüğü gün doğmadı. O günlerde ikisi de yaşıyorlardı. O zaman soruyu yeniden soralım. Kennedy’i gerçekte kim öldürdü?..