“Hayır” şimdiden kazandı

Yurdışında referandum oylaması AKP’nin paramiliter çetelerinin yer yer fiili saldırıları eşliğinde sürüyor

GÜNCEL
Pazartesi, 3 Nisan 2017 (9 yıl 2 hafta önce)

Helin Adar



 



Daha önce yapılan iki seçim döneminden farklı olarak ilk göze çarpan, 6 günde sandık başına gidişin daha önceki iki seçim dönemindeki sayıyı üçe katlayarak rekora doğru gitmesidir. Zira “Hayır” cephesi kadar “Evet”cephesi de ilk iki seçimin tecrübelerine de dayanarak çalışmaları oldukça sıkı tuttular.





27 Mart’ta başlayan Anayasa referandumu oylamasında ilk 6 günün sonunda 6 ülkede 39 konsolosluk bölgesinde sandık başına giden toplam seçmen sayısı 347 bin 234 oldu. Gümrüklerde kullanılan oylarla birlikte bu sayı 375 bin 378’e ulaştı. Rakamlar daha önceki oylamaların ilk 6 günüyle karşılaştırıldığında, yüzde 38,41’lik bir artışın sağlandığı görülüyor. Avrupa’da son iki oylamada AKP birinci, HDP ikinci, CHP üçüncü, MHP de dördüncü parti çıkmıştı (Almanya, Fransa, Belçika, İsviçre, Danimarka, Avusturya aynı zamanda en kalabalık seçmen nüfusunun da yaşadığı ülkelerdir).



 



Oylama öncesi sürdürülen miting, stand, toplu bildiri dağıtımı, ev gezmeleri, halk toplantıları vb. çalışmalarından yansıyan, “Hayır” eğiliminin bariz biçimde önde olduğu gerçeğidir. Gerek direkt katıldığımız çalışmalar, gerekse tek havuza akan genel bilgiler bu yöndedir. Fakat oy verme işlemlerinin ilk günlerinde sandığa birebir yansımayan bu eğilim, Türkiye ve Kürdistan’da dinamik kitlesel “Hayır” çalışmalarından yansıyan sinerji ve AKP’nin yurtdışındaki paramiliter güçlerinin yer yer fiili saldırılarına duyulan öfkenin etkisiyle giderek görünür hale gelmeye başladı.



 



“Hayır” gerekçeleri çeşitli toplumsal kesimlerce farklı temellendirilmektedir. Bilinçli ve örgütlü devrimci, demokrat, yurtsever kesimin çevresini ayrı tutarsak, göçmen kitlesinde “Hayır” diyen ciddi bir kesim “Türkiye’nin AKP iktidarı ve Erdoğan tarafından dünyaya rezil edildiğini” düşünmektedir. Bunda AKP’nin yurdışındaki örgütlenmelerinin uyuşturucuya bulaşma, MİT’in casusluk faaliyetleri, muhalif kesimlere karşı ölüm timleri gibi skandalların ardarda patlamasının da etkisi vardır. Türkiye ile emperyalist ülkeler arasındaki çelişkilerden dolayı yabancı basın bunu neredeyse hemen her gün işlemektedir. Bu anlamda, Türkiye ve Türk cumhurbaşkanının yerli emekçiler içersinde bu denli tanındığı ve konuşulduğu özel bir süreç yaşanıyor demek abartı olmayacaktır.Yine aynı kapsamda yabancı emekçilerde “Erdoğan’ın diktatör olduğu” düşüncesinin yaygınlığı ve yapılan “Hayır” çalışmalarına sempatiyle bakmaları, destek olmalar söz konusudur.



 





 



Bu kez azımsanmayacak oy potansiyeline sahip Alevi tabanın oyları da “Hayır” oylarında ciddi bir artış sağlayacaktır. Kürtlere mesafeli duran bu kesim Alevi kitlesi içerisinde ciddi bir yekun oluşturmaktadır. Bunlar yurtdışındaki iki seçim döneminde hem şovenizmin ve Kemalizmin etkisi, hem de “HDP’nin barajın altında kalacağı verilen oyların AKP’ye yarayacağı” yanlış öngörüleri sonucu CHP’ye oy vermişti. Bu kez bu oylar da “Hayır” cephesi hanesindedir. İlk iki seçim döneminden farklı olarak bazı bölgelerde CHP’nin de sokaklardaki çalışmalarda görünür olması işin başka bir boyutudur.



 



“Evet” diyeceğim diyenler ise, “Yabancı bir ülkede kendi vatanına karşı çalışıyorlar” gibi genel demagojilerin etkisiyle duyulan kızgınlığın ilerisine geçmemektedir. En büyük argümanları ise “AKP’nin yol, köprü yaptığı, Türkiye’yi geliştirdiği” gibi Türkiye’de yapılan içeriksiz propagandalar çerçevesinde kalmaktadır.



 



“Hollanda krizi” ve AKP kadrolarının Avrupa’da mitinglerinin yasaklanması gibi gelişmeleri AKP iktidarı “mağdur” edebiyatıyla oldukça iyi değerlendirildi. Bunun AKP iktidarının işini kolaylaştırdığı ve bilinçli keskinleştirildiği doğrudur. Bu durum sandığa gitmek istemeyen “kararsızları” ya da daha önce faşist partilere oy verip bu kez “Hayır” diyeceğim diyen kesimlerden bir kısmını (MHP ve AKP tabanından, F. Gülen savunucularından) “Evet” oylarına doğru yöneltmiştir. Fakat bunun Türk devletinin umduğu gibi “Evet” ve “Hayır” eğilimlerinde dengeleri değiştirecek bir belirleyici olmadığı gözlem ve yorumlara da yansımaktadır.



 



Diğer yandan emperyalist ülkeler Türkiye ile yaşadıkları krizi hem yerli ve göçmen emekçiler arasında yarılma yaratacak ırkçılığın el altından beslenmesi, hem de göçmen emekçilerin bazı haklarını budamakta fırsata çevirmiş durumdalar. Almanya’da 3 eyaletin jet hızıyla çifte vatandaşlık hakkını kaldırması bunun sadece bir yanıdır. Irkçılar tarafından özellikle başı kapalı göçmen kadınlara saldırılardaki artış bir başka yansımasıdır.



 



Sonuç olarak referandumdan çıkacak “Hayır”, öncesi ve sonrasıyla basitçe bir anayasa oylaması olmayacaktır. Sadece Türkiye’de neoliberal faşist diktatörlüğe değil, Avrupa’da yükselen sağcılığa ve onun neoliberal politikalarına karşı da bir cevap olacaktır. Türkiye’nin, dünyada ve Avrupa’da ivme kazanan gericilik eğilimlerinin bir zinciri olduğu gerçeğiyle çıkacak olan “Hayır” ile moral üstünlüğü kazanıp, daha etkili ve bütünlüklü bir mücadele alanı açılacak tüm ilerici insanlığa.



 



Bu anlamda “Hayır” kırıcılığı yapanlar ve devlet desteği ve gücüyle “Evet” çıkarmak için birleşenler, ne yaparsa yapsınlar, çoktan kaybetmiş durumdalar. Yaptıkları tüm zorbalık ve saldırganlık meşruluklarını kaybetmenin hırçınlığından başka bir şey değildir.



 



[Alınteri'nin baskıya hazırlanan 12. sayısından alınmıştır]