Nasıl Gezi ‘üç-beş ağaç’ meselesi değildiyse, bugünkü ‘hayır’ da yalnızca sandıkta ‘hayır’ demekten ibaret değil
Serhat Tuna
Gezi direnişi ve onun itilimiyle sağlanan 7 Haziran sonuçları, hakim kılınmak istenen ‘tekçilik’ ve her türlü ötekileştirmenin karşısında, özgürlükçü, yeni bir kolektif yaşam arayışının ete kemiğe bürünmüş haliydi.
Metalaştırılan, doğanın talanına neden olan, AVM’lere sıkıştırılmak istenen toplumsal yaşam ve ilişkilere, çürümeye, erkek egemen buyurganlığa, cinsiyetçiliğe bayrak açmanın adıydı.
Heyecanlı, genç, dinamik olanın inisiyatif kazandığı, tüm toplumsal muhalefet dinamiklerinin bunun etrafında buluştuğu bir toplanma noktasıydı.
Bu yönleriyle nasıl ki Gezi yalnızca ‘üç-beş ağaç’ meselesi değil, bir çıkış arayışı, kişi sultasına, her türlü faşist baskı ve zorbalığa meydan okumaydı. Bugünkü ‘hayır’ da yalnızca sandıkta bir ‘hayır’ demekten ibaret değildir. Faşist diktatörlüğün, kişi sultası temelinde kendisini tahkim etmek istemesine karşı direnişin büyütülüp geleceğin farklılaştırılması, kazanılması meselesidir.
Gezi, bugün afallamış, paranoya yaşayan, korktukça azgınlaşan AKP iktidarının en büyük kırılma noktasıydı.
Kırılmayı farkında oldukları ve inişe geçtikleri için 7 Haziran sonuçlarını tanımadılar. Gezi’nin ürünü olan 7 Haziran sonuçlarını ‘demokratik devrim’ modunda karşılayan, fakat karşı devrimci zorbalığa hazır olmayan bir toplumsal muhalefet gerçekliğiyle karşı karşıya kaldık.
Burjuva iktidar, doğasına uygun olanı yapıp, kirli yöntem ve biçimleri devreye sokarak, süreci kendi lehine yönetmeyi başardı. Toplumsal muhalefet ve devrimci-demokratik güçler açısındansa tam bir ‘ofsayt’a düşme hali yaşandı.
Kendiliğinden toplumsal hareketlerin şaşırtıcı olmayan doğal bir seyriydi yaşananlar. Burada sorun öncü kuvvetlerin hazırlıksızlığı, çapsızlığı ve şaşkınlığıydı.
Gezi ve 7 Haziran’da, farklı renklerden muhalefet dinamikleri arasında hesapsız, çıkarsız bir paydaşlık ve ilişki vardı. Bugün ‘hayır cephesi’nde yelpaze belki daha geniş, fakat birbiriyle ilişkileniş sanki daha kontrollü. Herkesin kendi ‘hayır’ını örgütlemeye çalıştığı bir tablo var ortada.
Diğer yandan bugün Gezi sürecinden farklı olarak kendisini sesli biçimlerde ifade etmeyen farklı yelpazedelerden geniş bir ‘hayır’ kitlesi var. Milliyetçi cenahta ve yılllarca AKP’ye oy vermiş kesimler içerisinde de ‘hayır’ güçlü bir eğilim olarak kendisini farkettiriyor.
Fakat şunu akılda bulundurmak gerekir ki, Hitler tipi faşist diktalar sandık yoluyla iktidara gelebilirler fakat bunların sandık yoluyla iktidardan gitmesi mümkün olmaz! Dolayısıyla referandumdan ‘hayır’ çıkması, bunların iktidardan gitmesine yol açmayacaktır. Fakat ‘dediğim dedik, çaldığım düdük’ hallerini, karşı konulmazlıklarını, yenilmezliklerini alt üst edecektir.
Aynı zamanda medyanın ‘hayır rüzgarı’nı görmezden gelmesini vs. çok umursamadan, Gezi sürecinin hatırlattığı gibi ‘devrim ekranlardan yayınlanmayacak’ sözlerini kulaklara küpe etmeliyiz.
Faşist iktidarı yerle bir etmeye ‘hayır’ın yetmeyeceğini bilerek, ‘hayır’ın gücüyle devrime hazırlanmalıyız!..
Faşizmin yenilmesinde ‘hayır’ın bir kelebek efekti yaratacağını akılda bulundurup, devrim ve sosyalizm mücadelesini büyütmeğe yüklenmeliyiz!..