Mide bulandırıcı 'izdivaç' programları son zamanlarda KHK’yla engellenecek düzeyde “yakıcı” bir gündem haline geldi
Hejar Baran
Kapitalist sömürü sistemi açısından kritik önem arz eden işgücünün yeniden üretimi, aile kurumu içinde kadın tarafından “üstlenilmiş” ücretsiz bir hizmettir. Çocuk bakımı, yemek, temizlik, yaşlı bakımı vs. kapsayan bu “hizmet”, kapitalistler için devasa bir külfetin kadınlar tarafından omuzlanması anlamına gelir.
Fakat aile kurumu tek başına böyle ekonomik bir anlam taşımaz, aynı zamanda sistemin işçi ve emekçiler üzerinde kuracağı ideolojik-siyasi-kültürel hegemonyanın da üretildiği en önemli toplumsal birim olma vasfı taşır. Bu açıdan da aile kurumu, özelde de işçi ailesi, sadece ekonomik altyapının değil, aynı zamanda üstyapının da parçasıdır. Onun kutsallaştırılması, bu “kutsallık” halesini parçalayan kadınların adeta düşman ilan edilmesi bundandır. Her şeyden önce de sistemin kendisini ürettiği en önemli birimin korunması çabasının ifadesidir.
Artık insanın midesini bulandıracak raddeye varan realite showlardan biri olan evlenme programlarının son zamanlarda KHK’yla engellenecek düzeyde “yakıcı” bir gündem haline gelmesi, bu açılardan baktığımızda boşuna değildir. Daha doğrusu böyle bir çıkışın kendisi bile aslında bu kuruma ayar çekme, toplumsal ölçüt ve düşünüşü, muhafazakar aile yaklaşımı içinden şekillendirme çabasının kendisidir.
Dönem dönem belediyeler ya da bilmem hangi devlet yöneticisinin katıldığı toplu nikahlarla evliliğin teşvik edilmesi, aile danışmanlık merkezlerinin kurulması, toplumsal dönüşümle birlikte çözülen bu kurumun yeniden toparlanması, evlilik fikrinin popülerleşmesine yetmedi. Bu adımları, medyanın reyting desteğini de kazanacak şekilde tasarlanmış “izdivaç programlarıyla” zenginleştirme gereği duyuldu.
Bu programlar önceleri teşvik ediliyordu. Hatta dağılan aile kurumunu yeniden popüler bir yönelim haline getirmek, dahası ona ideolojik ayar çekmek için kullanılan önemli bir araç olarak görülüyordu. Program formatı da bu anlayışla oluşturulmuştu. Evliliğin, sevgi-aşk ve bunların derinleşmesi için gerçekleşen paylaşımlar üzerinden gelişen eşitler arası bir ilişki değil de, görücü usulünün medya aracılığıyla toplumsallaştırılması yoluyla gerçekleştirilmesini teşvik etmek anlamına geliyorlardı.
İki insan arasında sadece duyguların tartılabileceği birlikteliğin, kapitalist pazar mantığının parçası haline getirilmesiydi söz konusu olan… Aynı zamanda korkunç bir yabancılaşma ve toplumsal ilişkiler dışına çıkma anlamı taşıyan bu yöntemle evlilik, bizzat en muhafazakar olanlarca destekleniyordu. Onların yıllarca taşıdıkları “gizlilik” kültürü bizzat onlar tarafından yıkılıyor, o kültürün içeriğindeki çıkarcılık açıkça sırıtıyordu.
Kadın da erkek de kendisini pazarlayan birer meta gibi davranıyor, ilişki metalar arası değiş tokuşa indirgenerek “geleneksel” ve “muhafazakar” mantığın kendisi bizzat kendisi tarafından teşhir edilmiş oluyordu.
Gelinen noktada artık mide bulandırıcı bir hal kazanmaları ve amaçlanın tersi etki yaratacak bir virüse dönüşmeleri, aile kurumunun jandarmalığına soyunan bu “muhafazakar” hükümetin derdi haline getirdi onları. Kendi mantıklarının bu şekilde açık seçik hale gelmesine daha fazla tahammül göstermeyerek işi KHK’lı müdahaleye kadar vardırdılar.
Bu çıkışta referanduma dönük kimi siyasi-toplumsal hesapların olduğu da açık… Fakat aslolan tüm toplumu yeni bir kalıba dökme çabalarında kullandıkları bu tür araçlara, o kalıpları daha katı bir şekilde giydirerek ayar çekmektir.
Evlilik, aile kurumunu teşvik etmek için kapitalist piyasanın ve tarihsel gericiliğin, toplumsal düşünüş ve geleneklerin tüm enstrümanlarını kullanmak onların fıtratında var keza… Öyle olmasa boşanmayı bu kadar zorlaştırıp, hayatıyla ilgili söz söyleyen kadınları hedefe çakıp, kadın cinayetlerini adeta teşvik eden yaklaşımları açıktan geliştirmezlerdi.