IMF, Dünya Bankası ve DTÖ’nün hazırladığı ortak rapor emperyalist ekonominin çıkmazlarının da itirafı
Emperyalist kapitalizmin, başka sonuçlarının yanısıra, derin bir çökmeyle sonuçlanabilecek kriz dinamiklerinin çoğaldığı bu dönem, aynı zamanda emperyalist güçler arasındaki rekabet savaşlarının tetiklediği‚ ekonomik milliyetçilik‘ eğilimlerinin de güçlendiği bir dönem.
Diğer taraftan bu, ’ticaret savaşları’na da yol açıyor. Ticaret savaşları dediysek, bu, her bir emperyalist ülkenin diğerini geçmek için ticaret hacmini arttırmaya yöneldiği, daha doğrusu bunda başarılı olabildiği ya da olabileceği anlamına gelmiyor. Zira uluslararası ticaret hacminin toplam hacminde büyüme yönünde değil, durağanlaşma hatta küçülme eğilimi güç kazanmış durumda.
Ekonomik milliyetçilik bu noktada ‘neden‘ değil‚ daha ziyade ’sonuç‘ olarak ortaya çıkıyor.
Kapitalist üretimin kriz dinamiklerinin birbirinin üstüne binmesiyle bunun dünya ticaretini her geçen gün daha da aşağıya çekiyor oluşunun bir bütün olarak emperyalist kapitalist sistem üzerinde tehdit edici etkilerde bulunması olgusunu bizzat emperyalist kurum ve kuruluşlar da görmekte. Ve bir süredir de zaten bu noktada ‘uyarıcı’ açıklamalar da yapıyorlar.
Bunun son örneği, IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü’nün hazırladığı ortak rapor yayımlaması oldu.
Bugün basına yansıyan raporda, “2000'li yılların başlarından bu yana ticari reformlarda gözlenen yavaşlama ve finansal kriz sonrası artan korumacılığın ticaretin global büyümenin yönlendiricisi olma rolünü tehdit ettiği“ ifade edildi.
Berlin'de yayınlanan "Ticareti Herkes İçin Büyümenin Motoru Yapmak" başlıklı ortak raporda, 3 kuruluş da hükümetleri “global ticaretin imalat sektörü istihdamı, özellikle gelişmiş ekonomilerde işçiler ve topluluklar üzerindeki negatif etkilerini düzeltmeleri konusunda“ uyardılar.
Ortak raporda, "İthal rekabetin Avrupa ve ABD'nin bazı bölgelerinde imalat sektörü istihdamı üzerine etkilerine dair son kanıtlar, bunlara eşlik edecek politikaların yokluğunda bu etkilerin ne kadar zarar verebileceğinin kanıtı. Ticaretin global ekonomideki rolü kritik bir noktada" ifadelerine yer verildi.
Kötüye gidişin kabullenildiğini gösteren bu ifadelere, “bunlara eşlik edecek politikaların yokluğunda bu etkilerin ne kadar zarar verebileceği“ uyarısının eşlik ediyor olması ne denli korktuklarını da göstermektedir.
Ama buradaki korkunun, salt ‘ekonomik‘ olumsuzluklardan kaynaklanmadığını, dünya çapında artan işsizliğin ve yoksulluğun yol açabileceği ‘sosyal patlamalar’a dair bir korkuyu da içerdiğini yapılan ilişkilendirmeden anlayabiliyoruz.