Batılı emperyalistlerin tek derdi sermaye için istikrar, daha rahat sömürü koşulları ve dolaşım özgürlüğüdür
AKP ve Tayyip Erdoğan, “Avrupa Hayır‘cı“ yaygarasını referandum çalışmalarında epeyce bir kullandılar. Acaba Batılı emperyalistler gerçekten de ‘Hayır’cı mı? Hiç sanmıyoruz!
Batılı emperyalist ülkelerin Türkiye’de dayatılan “başkanlık referandumu“ konusunda, çelişkili bir ruh hali içinde oldukları görüntüsü çiziyor olmaları, durumun gerçekte böyle olduğu anlamına gelmiyor.
Onların düsturları ‘azami tekelci karlar‘, güdülerine yön verense ‘para hırsı‘ olduğu için Türkiye‘yle kurdukları ekonomik-mali ilişkilerde bunlar garantiye alındığı sürece “demokrasi çiğneniyor“muş, “hukukdışı uygulamalar var“mış hiç umurlarında değil.
Çelişkili görüntü, Türkiye’deki “Batı karşıtlığı“, “OHAL uygulamaları“, “medya üzerindeki baskılar“ gibi konuları; yeri geldiğinde Türkiye’yi yönetenleri kendi çıkarları doğrultusunda hizaya çekmek için kullanmalarından kaynaklanıyor.
Onların gönüllerinde yatan aslan sermayenin hızlı ve istikrarlı bir şekilde dolaşmasını sağlayacak, karar süreçlerini pürüzsüz kılacak, işçi ve emekçilerin tarihsel kazanımlarını gözünü kırpmadan gaspedebilecek bir burjuva diktatörlüğüdür. Dünya genelinde faşizan eğilimin öne çıktığı, rekabet ve krizin kritik belirsizlikler yarattığı bu koşullarda Türkiye gibi ülkelerde bunun adının faşist diktatörlüğün kendisini daha katı bir merkezileştirmeyle tahlim etmesi olduğunu onlar da biliyorlar. Bu diktatörlüğün 'başkanlık sistemi‘ biçimiyle uyumlu olduğunu da… Onlarını asl canını sıkan, AKP iktidarı ve Erdoğan’la yaşanan diplomatik-siyasi sürtüşmelerdir. Zira, ABD’li olsun AB’li olsun emperyalistler, özellikle Ortadoğu’ya yönelik politikalarda Türkiye’nin ona çizdikleri sınırın ötesine geçmesinden hazzetmiyorlar. Bu tutumların uzun vadede ciddi sıkıntılar yaratacağı kaygısı taşıyorlar.
Misal, 15 Temmuz darbe girişiminin ertesindeki ortamda ekonomi, 2008 krizinden bu yana en zorlu duruma düşmüştü. Dış yatırımcılar paralarını çekmiş, doğrudan yatırımlar gerilemiş, bu yüzden TL değer kaybına uğramış, enflasyon artmıştı. 2016’da ticari büyüme yarı yarıya düşmüş, döviz kredileri ödenemez boyutlara varmıştı. İşsizlik yükselmiş, gençlerde neredeyse yüzde 25’e tırmanmıştı (ki bu halen ciddi bir sorun olarak sürüyor).
Batılı emperyalistler bu momentte, OHAL‘lerle, antidemokratik uygulumalarla yapılıp edilenlerle değil, bunların sonucunun “yatırımlar için rizikolu bir ortam doğurup, doğurmadığıyla“ ilgilenmişlerdir. Mali oligarşilerin tek derdi, “piyasalardaki dalgalanmanın aşağıya doğru olmaması“dır!
“Yabancı yatırımcılar“, Erdoğan’ın öncekinden daha sağlam bir şekilde koltuğunda oturduğunu görüp,“siyasi istikrarın tırmanışına“ güvenmesinden itibaren, kar getirecek eğriler tekrar istenilen aralığa ulaşmıştır: Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, darbe girişimi sonrasında Alman doğrudan yatırımları yüzde 20 oranında artmış ve ticaret de geniş tabana yayılmış. Her iki yükseliş 2017 yılında sürmüş, yıl başından bu yana hisse senedi endeksi yüzde 14 artmış, TL’nın düşüşü gerilemiştir.
Emperyalist tekellerin sözcülerinin, “tek adam rejimi“ referandumuna dair benzer saiklerle yaklaştıklarını, BBC Türkçe’nin yaptığı “Referandum 2017: Yabancı yatırımcıya göre piyasa 'Evet' ile yükselir, reform sürecine girilmeli“ başlıklı haberin detaylarından da görebiliyoruz:
Ekonomist ve analistler sandıktan çıkacak ‘Evet‘ yanıtının kısa vadede belirsizlikleri azaltması açısından Türk varlıklarına alım getireceğini düşünse de, referandumdan çıkacak kararın yanı sıra Türkiye ekonomisinin uzun vadede karşısına çıkabileceği sorunlara işaret ediyor.
Bir diğer şirket yöneticisi;
Londra merkezli varlık yönetimi şirketi BlueBay Capital'dan Timothy Ash, tahvil yatırımcılarının referandum ile ilgili durumun netlik kazanmasını beklediğini söylüyor.
Uzun yıllardır Türkiye piyasalarını takip eden Ash'e göre referandumdan ‘Evet‘ sonucunun çıkması, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın daha ılımlı bir tavır takınacağı ve ekonomiye odaklanacağı beklentisiyle piyasalarda olumlu bir seyir sağlayabilir.
Ash, böylelikle Avrupa'nın Türkiye için önemli bir pazar olması dolayısıyla 'Erdoğan'ın yüzünü Batılı dostlarına' dönebileceğini düşünüyor.
Başka bir burjuva ekonomist;
Londra merkezli bir yatırım şirketinin ismini vermek istemeyen Türkiye ekonomisti ise yabancı yatırımcıların referandumdan ‘Evet‘ çıkacağı beklentisi içinde olduğunu gözlemlese de evet sonucunun tamamen fiyatlandığını düşünmüyor.
Aynı ekonomist sandıktan 'Evet' çıkması durumunda erken seçim olasılığının güçlü olduğunu belirtiyor; 'Hayır' durumunda ise erken seçim ihtimalinin ve belirsizliklerin artmasıyla piyasanın ilk tepkisinin negatif olabileceğini aktarıyor.
Bir başkası şöyle diyor;
ABD'nin New York kentinde bulunan Syracuse Üniversitesi'nde misafir öğretim görevlisi olan Michael Harris de sandıktan 'Evet' çıkarsa hisse senetleri piyasası ve Türk Lirası'nın kolaylıkla 2017'nin en iyi performans gösterenleri arasına girebileceğini söylüyor.
'Hayır' durumunda ise Brezilya'da devlet başkanının görevden alındığı zaman görüldüğü gibi siyasi bir belirsizliğin ortaya çıkacağını belirtiyor.
Referandumdan‚ ‘Evet’in çıkmasını kısa vadede karlı yatırımlar açısından olumlu gören emperyalist sözcüler, bunun uzun vadede sorunlar yaratabileceği konusunda kaygılanıyorlar. Kaygıları ise, burjuva faşist diktatörlüğün daha katı ve merkezi bir biçim almasından değil, bu rejimin merkezindeki kişiye, Erdoğan’a tam güvenmiyor oluşlarından kaynaklanıyor:
Benzer endişeyi Londra merkezli yatırım şirketinden ismini vermek istemeyen ekonomist de dile getirerek, ‘Evet‘ çıkması durumunda uzun vadeli Türkiye algısının olumsuz etkileneceğini düşünüyorum. Piyasaların uzun zamandan beri endişe ettiği bir konu Türkiye'de gücün tek elde toplanması ve bunun genel olarak bütün politika kararlarını, özellikle de ekonomi politikalarını olumsuz etkilemesi‘ diyor
O yüzden, “Avrupa demokrasisi“nin yardımını bekleyen, umudu oralarda görenler fena halde yanılıyorlar. Dünyada ve bölgedeki kirli savaşların önüne geçebilmek için olduğu kadar Tayyip Erdoğan gibi diktatörler karşısında zafer kazanabilmek için de emperyalist burjuvazinin “demokrasi“ sinden bize ‘Hayır‘ gelmeyeceğinin bilinciyle hareket etmek şarttır.