Erdoğan kamuda iş güvenliğinin gaspına bu sefer de "gençler bu sistemde müşteşar olamıyor" kılıfını geçirdi
Fiili Başkan Tayyip Erdoğan önceki akşam katıldığı “gençlerle büyük buluşma” programında pekçok konuyla birlikte 3 milyon kamu emekçisinin iş güvenesini ilgilendiren tespitlerde bulundu. “Benim bir tezim var. 657 sayılı özellikle bu istihdam politikasının değişmesi lazım” diye başlayan Erdoğan, kamuda müsteşar olabilmek için 12 yıl hizmet şartını hatırlatarak, şunları söyledi: “Mesela 12 yıl dolmadan birisi müsteşar olamaz. Bu yanlış bir şey, değişmesi lazım. Temenni ederim ki o dönemde parlamentoda bir uzlaşma sağlanır da bunlar da kalkar. Şimdi özel sektöre bakın. 25 yaşında bir gencin ama iyi yetişmiş bir gencin, bakıyorsunuz 5 milyar dolar, 10 milyar dolarlık bir şirketi babası ona veriyor, o yönetiyor. Bütün mesele nedir? O kabiliyetin olmasıdır.”
İş güvencesinin kırıntısına bile düşman o neoliberal saldırganlığa, ipe sapa gelmez bir kılıf geçirmek, Erdoğan gibi “ustalara” mahsus olabilir. Saldırıyı “sizi düşünüyorum” ambalajıyla sunmak da…
Kamuda kaç kişilik müşteşar kontenjanı olduğu sorusunu yanıtsız bırakarak, gençlerde hem yükselme hırsını körükleyen hem de milyonlarca emekçinin iş güvencesinin gaspını bu garip gerekçeyle kabul edilir kılmaya çalışan Erdoğan, bu tutumuyla aslında kamuda nasıl bir çalışma rejimi yaratmak istediklerini de açıkça ortaya koyuyor: “Performans denilen sistemle birbirinin kuyusunu kazmak da dahil büyük bir hırsla yükselmeye çalış, bu keyfi ölçütlere aykırı olanların ‘elenmesi’ için 'işbirliği yap', yarın yüzbinler bu keyfi ölçütlerle atıldığında sadece seyret ve işine bak” demektir bunun tercümesi.
Kamuda 2012 yılından beri kaldırılmak istenen iş güvencesinin bu yıl içinde gerçekleşeceğini “müjdeleyen” Erdoğan’ların gönlünde yatanın ne olduğunu anlamak için KHK’larla bir anda ihraç edilen emekçilerin varlığına bakmak yeterli. Kapsamlı bir kadrolaşma ve ihracın iç içe geçtiği bu koşullarda performans ölçütünün belirleyici olacağı, iş güvencesinin yerine sözleşmeliliğin temel çalışma biçimi haline geleceği bir çalışma rejimi yaratılmak isteniyor. Bunun en özet ifadesiyse iş güvencesinin tasfiyesiyle birlikte kapsamlı bir kadrolaşma ve ihraçlardır.
KESK başta olmak üzere tüm emek dinamikleri bu gerçeğin ne kadar farkında? “Kırmızı çizgimizdir” demenin yeterli olmadığını hepimiz biliyoruz.