Kampanyamız...

Kampanya çalışmasında işçi ve emekçi semtlerine yöneldik

Salı, 18 Nisan 2017 (9 yıl 5 gün önce)

Referandum sürecinde, dostlarımızın da düşmanlarımızın da dikkatini çeken bir kampanya yürüttük.



 



7 Şubat’ta başlayıp referandum arifesine kadar kesintisiz süren kampanyamızın dikkat çekici olmasının ilk nedeni, sergilediğimiz pratiğin, hemen herkes tarafından kestirilen gücümüzün ve olanaklarımızın kat kat üstüne çıkmış olmasıydı. Dışımızdaki birçok siyasi çevrenin referandum sorununu henüz gündemlerine dahi almadıkları bir kesitte başlayan bu faaliyetin, içerik olarak doğru ve isabetli sloganlar temelinde yürütülmesi yanında biçim açısından sergilediği zenginlik ve kapsama alanının genişliğiydi. Israr ve inatla sürdürülmesiydi.



 



Kampanyamız belirgin bir sınıf yönelimine sahipti. İstanbul’da Kadıköy-Boğa, Galatasaray ya da Bakırköy Meydanı, Ankara’da Güvenpark ya da Yüksel Caddesi gibi genelde sol eğilimli küçük burjuvazi ve orta sınıfların ağırlıklı olduğu ‘popüler’ noktalarda yoğunlaşan çalışmalardan farklı olarak biz işçi ve emekçi semtlerine yöneldik. Dalgaların kayaları döverek aşındırması gibi biz de ısrarla buraları dövdük. Bu ısrarımızla gittiğimiz her yerde belirgin izler bıraktık. Bu çalışmayı 1 Mayıs ve sonrasına taşıyacak, ortaya çıkan birikimi planlı bir çalışmayla değerlendireceğiz.



 



Çalışmamız, uzun zamandır unutulmuş olan ev ziyaretleri, pazar ve kahve konuşmaları, işçi ve emekçilerin yoğun olarak kullandıkları otobüs durakları ve güzergahların temel faaliyet alanları olarak seçilmesiyle anlamlı çizgiler taşıyordu. Bu arada ‘Evet’ eğilimindeki emekçileri sabırla iknaya çalışmamız, gece yarısı gidilen taksi durağı ziyareti, sınıfın ‘unutulmuş’ en alttaki kesimlerinden işsiz işçilere ulaşma amacıyla amele pazarına gidilmiş olması gibi örnekler kampanyamızın yaratıcılık yönünü olduğu kadar sınıfsal karakteri ve önceliklerinin altını çizme bakımından da anlamlıydı.



 



Liseli okurlarımızın hazırladıkları dikkat çekici HAYIRNAME'lerle gençliğin yaratıcı soluğunu sokağa taşımamız da özgün bir çizgi oluşturdu.



 







Toplam olarak baktığımızda, “adet yerini bulsun” anlayışıyla yürütülen göstermelik çalışmalardan farklı olarak işçi sınıfı devrimciliği çizgisinde sınırlarını zorlayan siyasal bir öncülük faaliyeti sergiledik. Komünistler olarak ideolojimizin ve sınıfımızın yapısal özellikleri içinde yer almanın yanı sıra kolektifimizin tarihsel gelenekleri içinde de yer alan ’sınır tanımazlığımızı’ bir kez daha hissettirdik.



 



Çok değerli önder yoldaşlarımızı aramızdan çekip alan Ankara Katliamı ve 1 Kasım seçimlerinin ardından bizim de -başkaları gibi korkudan değil fakat güç ve olanak yetersizliklerinden dolayı- sürüklendiğimiz sessizlik ve hareketsizlik görüntüsünü güçlü bir çıkışla parçaladık.



 



Kampanyamızın İstanbul’la sınırlı kalması (kısmen Ankara, son etaplarda İzmir, Bandırma ve Bursa'ya açılmış olsa da) başta olmak üzere kimi eksik ve zayıflıklarına rağmen belirleyici olan yön ve kazanımlarını bunlar oluşturuyor.



 



Kampanyamızın en anlamlı sonucuysa, sokak faaliyeti ve kitle çalışmasıyla bu süreçte tanışan genç okurlarımızın pratik içinde kendilerini de daha ilerden örgütlemeleridir. Onlar, kampanyanın ilk günlerinde kafalarında aydınlanmamış kimi noktaların, belirsizlik, kaygı ve hatta korkuların izleriyle başladılar bu çalışmaya. Bunların her biri genç ve deneyimsiz olmanın doğal sonucuydu. Esasını da devrimci bir gerilim oluşturuyordu.



 



Devrimci sorumluluk duygusundan ya da deneyimsizlikten kaynaklanan kaygı ve korkularla ödleklikten ya da yapılan işin tarihsel-siyasal anlam ve öneminin farkında dahi olmayan bir sürüklenme halinden kaynaklanan korku ve tereddütler arasındaki farkı da bizzat pratikleriyle gösterdiler. Zaten tam da bu nedenle çalışmaya başlayıp işin içine daldıkça açıldılar, deneyim kazandıkça faaliyeti zenginleştirdiler. Herkesi şaşkınlığa düşürecek kadar kendilerini aştılar.



 





 



Bu yönüyle, referandum kampanyasının bizim için en değerli kazanımı özellikle genç okurlarımızdaki bu gelişmedir. Enerji ve iradeleriyle harika bir devrimci pratik sergilediler onlar. Bu pratik içinde deneyim ve tecrübe kazanmış genç birer proleter devrimci düzlemine sıçradılar.



 



Devrim ve sosyalizme giden yol elbette 100 metrelik bir kulvar değil, uzun bir maratondur. Fakat bu maratonun öyle anları vardır ki, bir sonraki etap ve kilometrelerin gelişimi, o tayin edici momentlerde -bazen farkedilmeden- yaşanan sıçramalara bağlıdır. Referandum kampanyası sürecinde genç okurlarımız işte bu sıçramayı yaptılar! Devrimci militanlaşma yolunda önemli bir eşiği aştılar! Şimdi bunu hep birlikte 1 Mayıs’a taşıyacağız.



 





 



[Alınteri'nin baskıya hazırlanan 13. sayısından alınmıştır]