Bazı 'Hayır'cıların yaşadıkları moral bozukluğunu anlamak mümkün değil
Sahtekarlara özgü arsız bir yüz ifadesiyle çıktı kameraların karşısına. Gerçi arkasına dizilmiş olan çete üyelerinin –özellikle de damadın ve jölelinin- yüzlerinden düşen bin parçaydı. Bir “zaferi” kutlamaktan çok cenaze evine başsağlığı dilemeye gitmiş gibiydiler. Ama o, pişkin bir edayla, “İtirazlar boşuna, atı alan Üsküdar’ı geçti çoktan…” havasındaydı.
Halbuki onun o konuşmayı yaptığı saatte sayım işlemleri henüz bitmemişti. Özellikle İstanbul’daki büyük ilçelerin sandık görevlileri, ellerindeki torbaları ilçe seçim kurullarına teslim kuyruklarında bekliyorlardı hala.
Üstelik kamuoyunda moral çöküntü yaratmak amacıyla ilk başlarda yüzde 65’lerin üstünde gösterilen “evet” oranları hızla düşerek yüzde 51’lere gerilemişti ve büyük şehirlerin hemen hepsi de “hayır” eğiliminde olduğu bilinen büyük ilçelerinin sisteme henüz girilmemiş sandık sonuçları tabloyu her an değiştirebilirdi.
Emir kulu YSK bile bu yüzden henüz bir sonuç açıklamamıştı.
O halde bu acele nedendi?.. Hem de bir gün önce, “Balkon konuşması yapmayı düşünmüyorum, gerekirse Binali bey yapar…” dediği halde neden apar topar kameraların karşısına çıkma ihtiyacı duymuştu?..
Bu telaşın nedeni çok geçmeden anlaşıldı:
Minare önceden çalınmış ama dikilen kılıfın dikişleri patlamıştı. Gün boyu görüntülerle belgelenen çok sayıda hile ve oy hırsızlığına merkezi olarak eklenen büyük hileler de yetmemiş ve referandumu çoktan kazanmış olan “hayır”ın rakamsal olarak da “evet”lerden fazla çıkması olasılığı belirmişti.
Tablo o kadar açık ve hırsızlar açısından o denli ürkütücüydü ki, bütün oyların sayım işlemlerinin tamamlanması beklenirse, o ana kadar kendi kararlarını dahi çiğnemekten çekinmeyen YSK bile bu dalgaya göğüs geremez ve mazallah “hayır’ların fazla çıktığını” kabul ve ilan edebilirdi. Ondan sonra pirincin taşı hiç ayıklanamazdı. Hitler özentisi hırsızın etekleri o yüzden tutuştu.
Kampanya sürecinin eşitsizliği ve adaletsizliğini de şimdilik bir kenara bırakalım, bütün bunlara rağmen kazandığı iddia edilen “evet” ile “hayır” arasındaki oy farkı topu topu 1 milyon 200 bin civarında.
Buna karşın sırf mühürsüz zarf ve pusularla kullanıldığı açığa çıkan sahte oy sayısı 2 milyon 500 bin!..
“Geçersiz” sayılan oyların toplamı ise 1 milyon.
Mühürsüz oyların ezici bir çoğunluğunun “evet” yanlısı; buna karşın “geçersiz” sayılan oyların ezici bir çoğunluğunun ise “hayır” oyları olması “tesadüf” sayılabilir mi?..
Kaldı ki, 19 partinin isim ve amblemlerinin yer aldığı çarşaf gibi oy pusulalarının kullanıldığı genel seçimlerde dahi bu oranda bir oy iptali görülmemişken topu topu 2 bölmeden oluşan bir pusulada ne hata yapılmış olabilir ki bu kadar çok oy “geçersiz” sayılmıştır?..
Mühürsüz kullanılan sahte oyların dağılımına baktığımız zaman da işin içinde nasıl bir ‘tezgah’ olduğu gerçeğini görürüz.
Toplam 2,5 milyon sahte oydan 2 milyon kadarının, neredeyse seçmenlerin dahi sandıklara yaklaştırılmadığı, yani HDP ve CHP gözlemcilerinin yanı sıra AGİT temsilcilerine bile herhangi bir denetim imkanının tanınmadığı Kürt illerinden geldiği belirlenmiş durumda (Burada bir parantez açarak, yerle yeksan edilen Cizre, Sur, Şırnak, Nusaybin, Gever başta olmak üzere HDP’nin güçlü olduğu hemen her yerde ortalama yüzde 70’lerde bir “Na” oyu çıktığı halde, hala “Kürtler Gezi’ye katılmadılar” ya da “Tayyip’le anlaştılar, özerklik karşılığında onu başkan yapacaklar” iftiralarının yeni bir versiyonu olarak piyasaya sürülen “AKP referandumda MHP’den değil ama Kürtlerden oy aldı” çığırtkanlığının gerçekte bu sahtekarlığı perdeleme amaçlı bir demagoji olduğu anlaşılmaktadır. Büyük kentlerde yaşayan Kürtlerin yanı sıra bölgede de halkın ezici bir çoğunluğunun “Hayır” dediği gerçeği rakamlarla da ortadayken bu gerçeği görmemek için bir insanın ya aklını ve vicdanını yitirmiş olması gerekir ya da o zaten Kürtlere saldırmak için bahane arayan azgın bir milliyetçi bağnaz demektir).
HDP ve CHP yetkililerinin verdikleri kimi somut örnekler, yapılan hile ve sahtekarlıkların çapını sergilemektedir:
HDP’den yapılan açıklamaya göre, Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde 360 seçmenin kayıtlı olduğu bir sandıkta, imza karşılığı 240 oy kullanılmış göründüğü halde sandıktan 400′den fazla oy çıkmış, ayrıca henüz kullanılmamış 300 zarf ile pusula bulunmuştur.
CHP yöneticilerinden Erdal Aksünger’in verdiği bir başka örnekte ise, Kürdistan’da toplam 700 seçmenin bulunduğu 3 köyden çalışmak üzere Ege’de bir sahil kasabasına gelmiş olan 100 Kürt, referandum günü köylerinde “oy kullanmış” olarak gösterilmişlerdir.
Düşünün ki, Kürt illerinde bu durumda olan yani kayıtlı oldukları yerleşim yerlerinden ayrılmak zorunda bırakılmış 800 bin kişi vardır.
Rakamlar ve somut örnekler ortada! Hırsız diktatör ve yalakalarının, sonucu oldu bittiye getirmek için niye bu kadar acele edip cazgırlık yaptıklarını bunlara bakarak anlamak mümkün. Fakat “hayır” cephesinde yer alan bazı kesimlerin hileyle hurdayla “elde edilmiş” bu sonuçtan hareketle moral bozukluğu ve karamsarlığa kapılmalarının anlamanın olanağı yok!
[Alınteri'nin baskıya hazırlanan 13. sayısından alınmıştır]