Bundan sonrası

İrademizin gaspına karşı gelişen eylemlere genişlik, derinlik ve süreklilik kazandıracak açılımlara ihtiyaç vardır

GÜNCEL
Perşembe, 20 Nisan 2017 (9 yıl 3 gün önce)

16 Nisan referandumun sadece ahlaki ve moral açıdan değil aritmetik açıdan da kazananı “Hayır” cephesidir.



 



“Evet”i kazanmış gösterebilmek için başvurulan hile ve sahtekarlıkların büyüklüğü ve pespayeliği bile bu açık ve ezici gerçeğin sonucudur.



 



Kaldı ki, kimin kazanıp kimin kaybettiği irdelenirken sadece rakamlara takılıp kalınmamalıdır. Bu sürece kimlerin hangi hesap ve niyetleri sonucunda girildiği ve sonuçta hangi tarafın neleri elde etmiş olarak çıktığına bakılmalıdır.  “Kazananlar” ve “kaybedenler” o zaman çok daha belirgin bir biçimde çıkar karşımıza.



 



Referandumda yapılan hilelerin üzerine gitmek, girişimin kendisi gibi ilan edilen sonucun da gayrı meşruluğunu kanıtlarıyla ortaya koyup sergilemekte ısrar, “Hayır” cephesinin omurgasını oluşturan devrimci-demokrat güçlerin önündeki öncelikli görevdir. Kurulmak istenen rejimin küstahlığına ve kural tanımazlığına karşı bugünden barikat örmenin bir gereğidir bu. Fakat belki bundan da önce, olağanüstü eşitsiz koşullarda, hayasız saldırı ve baskılara göğüs germe pahasına yürüttüğümüz “hayır” kampanyası sırasında harcadığımız emeğimize saygının, irademize sahip çıkmanın yüklediği ahlaki ve siyasi bir sorumluluktur.



 



Bu haklı isyanın, “hukuki itiraz süreçlerinin sonucunu beklemek” gibi gerekçelerle yumuşatılıp söndürülmesine asla izin verilmemelidir!..



 



Fakat ne kadar kararlı olunursa olunsun tek başına bu taleple yetinilecek olursa harekete bir süreklilik ve genişlik kazandırılamaz!.. Haftalarca süren kitlesel militanlığına karşın somut talep ve hedeflerden oluşan bir programdan yoksun olduğu için Gezi’nin bile zamanla nasıl yorulup sönümlendiği unutulmamalıdır. Dolayısıyla Hayır irademizin gaspına karşı gelişen eylemlere genişlik, derinlik ve süreklilik kazandıracak başka adım ve açılımlara ihtiyaç vardır.



 



“Hayır” cephesinin az-çok yakın hedeflere sahip yekpare sayılabilecek bir blok olmayıp komünistlerden MHP yönetimine muhalif sivil faşistlere, Kürt özgürlük hareketinin kitlesinden Kürt düşmanlığında Tayyip Erdoğan’a dahi rahmet okutacak gözü dönmüşlükteki şoven ve sosyal şovenlere kadar çok geniş bir yelpazeye yayılan heterojen yapısı, bu noktada ciddi bir handikap olarak karşımıza çıkar. Bu bileşimi bundan sonra da aynen koruyup sürdürebilmek gibi olmayacak hayallere kapılmamak, “esneklik” adına ‘kim olduğumuzu’ unutacak ölçüde  belkemiksizleşmemek gerekir. Fakat hızlı bir dağılma ve karşıtlaşmaya meydan vermekten de mümkün olduğunca kaçınılmaya çalışılmalıdır.



 



Bu ‘ilkeli esnekliği’, ilkesel hedef ve amaçlarımızdan taviz vererek değil kimi ideolojik-siyasal hasımlarımızın dahi şu kesitte paylaşıp benimseyebilecekleri hedefleri talep haline getirerek sağlayabiliriz. Akla ilk gelen örnekler olarak “OHAL Kaldırılsın” ve “KHK terörüne son” talepleri, bu işlevi görebilecek özelliğe sahiplerdir. Aynı şekilde, “Ortadoğu’da macera arayışlarına, Irak ve Suriye’de savaş kışkırtıcılığı ve tetikçiliğe son verilmesi” talebi geniş kesimleri birleştirici olacaktır. Şimdiden tırmanışa geçen işsizliğe karşı bir öneri olarak “6 saatlik işgünü, 8 saatlik ücret” talebi ya da neredeyse bütün işçi ve emekçilerin kredi kartı borçlarını kredi kartıyla çevirerek ay sonunu getirmeye çalıştıkları gerçeğinden hareketle “kredi kartı borçlarına uygulanan faiz soygununa son” gibi emekçilerin gündelik yaşamlarına değen talep ve hedefler formüle edilmelidir.



 



“Bundan sonrası” için yapılması gerekenler, elbette “hayır” cephesinde sağlanan geniş birlikteliği olabildiği ve koruyup sürdürmeye çalışmaktan ibaret değildir. Özellikle de sadece tarihsel bir amaç olarak değil neoliberalizmin tıkanıp iflas etmesiyle tekrar derin bir yapısal krize sürüklenmiş olan kapitalizme karşı yakıcılık kazanmış güncel bir zorunluluk olarak da sosyalizmi savunanlar kendilerini sadece bununla sınırlayamazlar. Kaldı ki, referandum sürecinde tekrar canlanıp özgüven kazanan faşizme karşı direniş ruhunun kazandığı dinamizmi koruyup sürekliliğini sağlayabilmesi de sadece programatik bir perspektif ve yeni örgütlenme biçimlerinin ortaya konulmasına indirgenemez. Önümüzdeki süreçte çok daha saldırganlaşma ihtimali yüksek olan faşizme karşı özsavunmanın güçlendirilmesinden AKP tabanındaki çözülmeyi hızlandırıp büyütecek politika ve taktiklerin geliştirilmesine kadar daha bir dizi sorumluluk ‘günün görevleri’ arasında bizleri beklemektedir.



 



Onun için ufkumuzu ve faaliyetlerimizi tek bir yön ve hedefle sınırlamaktan uzak durulmalıdır! 



 



(Alınteri'nin baskıdaki 13. sayısının başyazısıdır)