Kürtlerin seçimi

Görüldü ki Kürt halkı onca zulme ve baskıya rağmen ne tırşıkçılık yapmış ne öncülerine sırt çevirmiş!..

AGÎRE JÎYAN
Perşembe, 20 Nisan 2017 (8 yıl 11 ay önce)

Referandum günü Kürdistan’daki sandıklardan nasıl bir sonuç çıkacağı hemen herkes tarafından merak ediliyordu.



 



7 Haziran seçimlerinin arkasından analarından emdikleri süt bir kez daha burunlarından getirilen, kelimenin tam anlamıyla zincirlerinden boşanmış bir devlet terörünün hedefi olan, insan aklı ve vicdanının alamayacağı iğrençlikte saldırılara uğrayan bu halk bu kez ne yapacaktı?..



 



Üstelik bu öyle bir meraktı ki, tek adam diktatörlüğüne anayasal bir kılıf geçirmeye çalışan AKP-MHP faşist bloku da, buna karşı çıkan “hayır” cephesi içindeki CHP yönetiminden ulusalcısına, MHP yönetimine muhalif olanlardan “sol” maskeli kimi sosyal şovenlere kadar geniş bir kesim propagandalarını “Kürt düşmanlığı” üzerine kurmakta birleşmişlerdi. “Evet”çisi de, “Hayır” diyeni de birbirlerini “Kürtlere sempati duymak ve bölücülükle” suçluyorlardı!!!



 



Tek adam diktatörlüğünün yandaşları, “sadece Türkiye sınırları içinde değil Suriye ve Irak’ta da Kürtlere göz açtırmamanın yolunun bu rejim değişikliğine bağlı olduğu” propagandasını yaparak; andığımız “muhalifleri” ise “bu rejim eyalet sistemine yol açacak” korkusunu kaşıyarak şoven milliyetçilik temelinde güç toplama yarışına çıktılar.



 



Diğer yandan iktidar, “terörün belinin kırıldığı, bölge halkının örgüt baskısı ve korkusundan kurtarıldığı” iddiasındaydı. Bu iddianın devamı olarak ruhlarını satışa çıkarmış Kürt orta sınıfları tarafından da paylaşılan bir teze göre, “bölge halkı, yanlış bulduğu demokratik özerklik ilanları ve hendek savaşları yüzünden PKK ve HDP’ye tepkiliydi, seçtiği milletvekilleri ve belediye başkanları kitleler halinde tutuklandığı halde bu yüzden sokağa çıkmamış, onları sahiplenmemişti ve bu kopuş referandumda da sandığa yansıyacaktı”.



 



Kürt düşmanlığının “hayır” cephesindeki uzantıları ise yine iftiraya sarılmışlardı. 2011 yerel seçimlerinden bu yana istisnasız her seçimde piyasaya sürdükleri beylik yalanı hiç utanıp sıkılmadan tekrarlamaya soyundular. Onların çıkardıkları söylentiye göre ise, “Kürtler el altından Erdoğan’la anlaşmışlardı; referandumda ya sandığa gitmeyerek ya da ‘evet’ oyu vererek başkanlığa omuz verecekler, bunun karşılığı olarak Tayyip de ilk fırsatta eyalet sistemine geçecekti”.



 



Özellikle Selahattin Demirtaş’ın bugün  neden zindanlarda çürütülmek istendiğini ve HDP milletvekillerinin bugün kimlerin desteği sayesinde oralara doldurulduklarını unutacak kadar hayasızlaşmış bazıları (örneğin CHP milletvekili Barış Yarkadaş denilen karaktersiz kariyerist), halka korku salıp sahipsizlik psikolojisi yaratmak amacıyla HDP milletvekillerinin “aç-kapa” misali gözaltına alınıp bırakılmalarını dahi “Kandil’le Tayyip Erdoğan arasındaki başkanlık pazarlığının iniş-çıkışlarına” bağlayacak kadar akıllarını, vicdanlarını ve insaflarını yitirdiler.



 



Her ne ise, sonuçta referandum günü geldi çattı, oylar kullanıldı, sandıklar açıldı ve görüldü ki Kürt halkı taş gibi sağlam!.. Gördüğü onca zulme ve baskılara rağmen (sağda-solda ufak-tefek bazı fireler olsa da) ne tırşıkçılık yapıp tercih değiştirmiş ne de siyasal öncülerine sırt çevirip onlarla arasına mesafe koymuş!..



 



Düşünün ki, aylarca tank-top ateşine tutulup yerle yeksan edilen, öyle ki sandık kurulacak sağlam bina bulmakta bile sorun yaşanan Cizre’de “Hayır” oyları yüzde 81,6; Şırnak’ta yüzde 71,70; Nusaybin’de 78,8, Derik’te 73.82 , Başkale’de 81,36, Varto'da 86.10, Yüksekova’da 76,82  .



 



Gericiliğin ve aşiret ilişkilerinin zaten öteden beri etkin olduğu Urfa, Adıyaman, Bingöl, Bitlis gibi kentler dışında Amed başta olmak üzere Kürt illerinin çoğunda yüzde 60’ların üzerinde bir “Hayır” ortalaması söz konusudur. Örneğin Amed: yüzde 67,59, Batman: yüzde 63,65; Hakkari: yüzde 67,58. Bunların yanı sıra Mardin yüzde 59,02; Ağrı yüzde 56,92, Van yüzde 57,28 oranında “hayır” demiştir. “Evet”in fazla çıktığı illerden Muş ve Kars’ta bile oranlar yüzde 50,56’ya 49,44 gibi birbirine oldukça yakındır. Sadece Urfa ve Bingöl’de fark büyüktür. 



 



Üstelik, o güne kadar yapılanlar yetmezmiş gibi Türkiye’nin batısından farklı olarak referandum günü Kürt illerindeki bütün sandıklar asker ve polis ablukasına alınmış, özellikle kırsal kesimlerde halk açık oy kullanmaya zorlanmış buna karşın oy sayımları “gizli” yapılmış, HDP müşahitleri dövülerek sandık başlarından uzaklaştırılmıştır. Yani şaibesiyle ünlü 1946 seçimlerinin aynen tekrarı yaşanmıştır.





 



Ülke genelinde toplam 2,5 milyon civarında olduğu tespit edilen mühürsüz sahte oyların tam 2 milyonu, Kürt illerindeki sandıklardan gelmiş görünmektedir.



 



“Hayır ve ötesi” örgütlenmesinin tespitlerine göre, kayıtlı seçmenlerin tamamının firesiz “evet” oyu vermiş gibi gösterildiği fakat bütün imzaların aynı elden çıktığı anlaşılan sandıkların ezici bir çoğunluğu Mardin ve Muş’un ilçelerindendir.



 



Yapılan baskılar ve operasyonlar sonucu 800 bin seçmenin kayıtlı olduğu yerleri terketmek zorunda kaldığı ve referandum günü Muğla-Datça’da oldukları belirlenen Kürtlerin bile memleketlerinde “oy kullanmış” gibi gösterildikleri belgelenmiştir.



 



Tüm bu gerçekler gözönüne getirilecek olursa Türkiye’nin geneli gibi Kürdistan’daki sonuçların da ne kadar “güvenilir” sayılacağı ortadadır.



 



Hal böyleyken, yukarda değindiğimiz Kürt düşmanı ittifak zaman kaybetmeden yine harekete geçmiş ve iki ayrı uçtan hareket ederek bu kez de “Kürtlerden en az 450 bin oyun ‘evet’e kaydığı” iftirası piyasaya sürülmüştür!!!



 



“Tanrı birini insanlıktan çıkarmaya karar verirse önce aklını ve vicdanını köreltir” denir.  Gerçekten ne kadar doğru bir tespitmiş!..



 



(Alınteri'nin baskıdaki 13. sayısından alınmıştır)