3. Dünya Savaşı’nın adı da konuluyor

Tüm dünya, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’nın öngünlerinde olduğu gibi barut fıçısına dönüştürülmüş durumda

DÜNYA
Cuma, 21 Nisan 2017 (9 yıl 3 gün önce)

Helin Adar



 



ABD 7 Nisan’da, Suriye’de Şayrat Hava Üssü’nü füzelerle vurdu. Bu saldırı sadece hava üssünü ve oradaki uçakları imha etmek değildi; aynı zamanda güç gösterisi anlamını taşıyordu. Ve bu güç gösterisinin hedefinde sadece Suriye değil, diğer emperyalist blok Rusya, Çin, İran üçlüsü de bulunmaktadır.



 



ABD başkanı Trump, Financial Times’da verdiği bir röportajda Suriye’de askeri havaalanını vurmasına yönelik eleştirileri “Ben, Ortadoğu’da nereyi vuracağımızı söylediğimiz geçmişin ABD’si değilim… neden konuşuyorlar? Konuşmak için bir sebep yok” demişti. Trump’un ardından emperyalist ülkeler kendi dil ve diplomasileri açısından dahi yerlerde sürünen, birbirlerine karşı seviyesiz lafları savurma yarışına girdiler.



 



Trump”un söylemi uluslararası sermayenin ihtiyaçları açısından dahi çapsız bir başkanın megalomanisi veya maceraperestliği parantezine sıkıştırılacak bir gelişme olamaz. Bütün bunlar, Ortadoğu ve Asya-Pasifik bölgesinde “vekalet savaşlarından” sahaya doğrudan inmeye oradan adı konulmamış bir 3. Dünya Savaşı’nın artık adını da koyarak fitilini ateşlemeye geçiş adımları anlamına gelen tehlikeli bir gidişin sinyalleridir.



 



Bir ay içersinde keskinleştirilen gelişmelere bakarsak, Suriye’nin hemen ardından ABD, bu kez Kuzey Kore’ye karşı olası bir “önleyici saldırı” bahanesiyle savaş gemilerini yolladı. Aslında bunlar ABD’nin benzer şekilde askeri duruşunu doğrudan arttırdığı jeopolitik rakipleri Çin ve Rusya ile çatışmasındaki ara duraklardı. Bu anlamda emperyalist paylaşım savaşı, paylaşılmış dünyanın yeniden paylaşımı her zamankinden daha güncel olarak önümüzde durmaktadır.



 



Saldırıya anında tam destek verdiklerini söyleyen ve ABD ile işbirlikçilik ilişkilerinde fark atmaya çalışan ülkelerin başında Türkiye’nin gelmesi, onu Suudi Arabistan ve İsrail’in takip etmesi hiç de tesadüf değil. Özellikle AKP iktidarının anayasa referandumunu Kürdistan illerinde tümden, Türkiye’nin ise beli başlı bütün büyük şehirlerinde kaybetmesi, dolayısıyla yaşadığı hezimet düşünülürse, her savaş borusunu “Kalk borusu” olarak algılamaya hazır olduğu gerçeği netleşir.



 



Aynı kapsamda toplanan G7 ülkelerinin de, ABD saldırısının arkasında hizaya geçip onaylamaları söz konusu.



 



Emperyalist kapitalizmin yaşadığı bütünsel ve derin krizin, petrol ve doğalgaz kaynaklarının bulunduğu bölgeler ve taşıma güzergahları üzerindeki hegemonya ve güç mücadelelerine de bütün şiddetiyle yansıyor. Fakat Emperyalistler arasında var olan rekabet ve hegemonya savaşının arka planında yaşanan “iç savaşlar” vekalet savaşları da artık krizlerine merhem olamıyor.



 



Emperyalist kapitalizm dünya çapında sürüklendiği bütünsel krizi bütün insanlığın ve doğanın toptan yıkımı demek olan nükleer silahların konuşturulduğu 3. dünya savaşının pimini çekerek aşabileceklerini düşünüyorlar. Kriz emperyalistler arası çatışmaları derinleştiriyor, emperyalistler arası rekabet ve çatışma bizi doğrudan bir dünya savaşına doğru sürüklüyor. Bu yüzden Suriye’de Esad’ın nükleer silah kullandığı bahanesiyle yapılan askeri üs bombalanması Esad rejimi ile birlikte aslında emperyalist kamplardan Rusya, İran, Çin ittifakının kafasına atılmıştır.



 



Önleyici savaş” ile neyi önlüyorlar!



 



Trump iktidarı tarafından özellikle keskinleştirilen atmosferde dile dolanan bir deyim var: “Önleyici savaş”. Bununla ülkenin -nükleer ya da değil- saldırı tehdidi altında olduğu uyduruk gerekçesiyle emperyalist ülkelerin emekçileri de savaşın arkasına yedeklenmeye çağrılıyor. NATO’nun Doğu Avrupa’daki Genişletilmiş İleri Varlığı denilerek 1.350 asker daha Polonya’nın kuzeydoğusundaki Orzysz’e konuşlandırılıyor. Binlerce kişilik NATO kuvvetinin, “şiddetli Rus ajitasyonuna ve Rus saldırganlığına” karşı koymak üzere Polonya’ya, Estonya’ya, Letonya’ya ve Litvanya’ya gittiği açıktan dillendiriliyor.



 



NATO üyelerinin savunma harcamalarını arttırmasını talep eden Trump iktidarı bir yandan Çin emperyalizmine “ticari anlaşma” rüşvetiyle Kuzey Kore’yi teslim alması isteminde bulunuyor öte yandan Alman emperyalizmi ile ipleri geriyor. Britanya, Lizbon Antlaşması’nın 50. maddesi uyarınca Avrupa Birliği’nden çıkışını resmen başlatmasından bir aç gün sonra stratejik Cebelitarık bölgesi konusunda İspanya’ya “Bölgedeki hak iddiası için savaşa girebileceğini” ima ediyor.



 



Bu arada, ikinci helikopter taşıyıcısını denize indiren Japonya’da iktidardaki Liberal Demokratik Parti (LDP), uçak gemileri ve uzun menzilli füzeler gibi anayasasında yasaklanmış olan “karşı saldırı” silahları satın alması yönünde meclise bir teklif sunuyor.



 



Bu arada Bir tehdit de Hindistan’dan geldi. Hindistan nükleer silah kullanmayacağı sözünü bir anda unuttu. “Bir savaş durumunda Pakistan’a karşı önleyici nükleer saldırılara izin vermeyi düşündüğünü” açıkladı!



 



Bütün bunlarla emperyalist ülkeler ve işbirlikçileri neyi engellemeyi planlıyor olabilirler?! Engellemek bir yana, Ortadoğu’daki savaşın kızıştırılması, dünyanın krizli bütün bölgelerine taşınması hedefleniyor.



 



Tüm dünya, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’nın öngünlerinde olduğu gibi barut fıçısına dönüştürülmüş durumda. Çatışmaların ve parlama noktalarının herhangi birindeki bir kıvılcım, nükleer silahların da devrede olmasıyla yüz binlerce insanın birkaç dakika içinde yok edilebileceği bir savaşa yol açabilecek olaylar zincirini tetikleme riskinin ortasında duruyoruz. Başta siyasal kriz olmak üzere bir krizler yumağının pençesindeki Türkiye ise savaş maceralarına ABD yanında balıklama dalmaya en yakın ülkelerden birisidir.



 



Bu tehdit ve tehlike ancak uluslararası proletaryanın ve emekçilerin her ülkeden vahşete karşı “Saraylara savaş kulübelere barış!” “Kahrolsun emperyalist savaş!” sloganlarını yükselterek durdurulabilir; “Savaşı ancak Rusya-Çin emperyalist blokunun durdurabileceği” gibi palavralara, ABD karşısında diğer emperyalistlerden merhamet bekleyen siyasal aymazlıklara kulaklarımızı da sıkıca tıkayarak…