Tarihsel fırsatlar ve 1 Mayıs

İşçi sınıfı dün olduğundan daha açık bir sınıfsal duyarlılığa sahiptir

İŞÇİ SINIFI
Cuma, 21 Nisan 2017 (9 yıl 3 gün önce)

Referandum süreci işçi sınıfı cephesinden iki çelişkili durumu ortaya çıkardı.



 



Bir taraftan mevcut toplumsal kutuplaşmanın tarihsel gericilik birikimini temsil eden tarafının kendi içinde bir çözülme yaşadığını, çözülmeden arta kalan kesiminin çürümeye doğru katılaştığını gördük. Diğer taraftan vicdanı ve muhakeme gücüyle bu kutuptan kopan azımsanmayacak oranda bir mütedeyyin-muhafazakar emekçinin varlığıyla karşılaştık. Kutuplaşmanın gericiliği temsil eden tarafı çözülmeyle birlikte çekirdekte bir katılaşma yaşarken; diğer tarafı yeni güçlerin katılımıyla genişledi. Şimdi bu tarafın komünistler, devrimciler başta olmak üzere tüm ilerici dinamikleri, bu gerçeği kendi içinde yeni bir toplumsal konumlanışın dinamiği haline getirme sorumluluğuyla karşı karşıyadır.



 



AKP’nin Bursa, İzmit, İstanbul’un önemli işçi bölgeleri ile Ankara, Adana, Zonguldak gibi toplumsal ağırlığını işçilerin oluşturduğu bölgelerde yaşadığı gerileme, önümüze bu görevi açıkça koymaktadır. Bu açıdan da elitist, küçük burjuva yaklaşımlardan farklı olarak tüm bir AKP tabanını aynı kefeye koyarak “bidon kafalılar” gibi aşağılayıcı tanımları bir tarafa bırakıp tarihin önümüze koyduğu bu fırsat ve görev üzerine sınıfın toplam çıkarları içinden bakmamız kaçınılmazdır.



 



Elbette çözülme sonucu o kutuptan kopan kitle homojen değildir. Hatta içlerinden azımsanmayacak bir kısmı kışkırtılan Kürt şovenizmi temelinde bir kopuş yaşamıştır. Kimi ulusalcı kesimlerin ve MHP’den ayrışanların propagandalarının temeline oturttukları “AKP gelirse ülke bölünür, Kürtlere eyalet sisteminin önü açılır” söylemlerinin etkisi az olmamıştır bu kopuşta. Fakat bizzat karşılaştığımız, sohbet ettiğimiz ve dinle-vicdanı özdeşleştirenlerin soruna buradan bakmadığını, oluşturulmak istenen sistemin totaliter yapısıyla uzlaşmak istemediği için kopuş gerçekleştirdiğini biliyoruz. Bu nitelikte bir kopuşun yabana atılmayacak bir toplamı ifade ettiğini öngörmek de subjektif bir değerlendirme olmayacaktır.



 



Pekçok işçinin “Bu kadar yetki de çok fazla, bu totaliter bir rejime götürür” dediklerini, MHP ile ittifakı kendi dini ölçütleri içinde sağlıklı bulmadıklarını belirttiklerini biliyoruz. Bu kesimin oranını tahmin etmek güç. Fakat işçi sınıfı mücadelesi açısından orandan öte ortaya çıkan bir dinamiği sınıfın çıkarları temelinde güçlendirmek ve büyütmektir aslolan. Bir eğilimi görüp onu derinleştirmek ve sınıfsal çıkarları temelinde işleme fırsatını değerlendirmektir. Bu açıdan 1 Mayıs’a giderken referandumun ortaya çıkardığı bu sonucun sınıfa öncülük etme iddiası taşıyan tüm güçler tarafından sağlıklı bir şekilde değerlendirilip sınıfın yakıcı sorunlarını görünür kılmak üzerinden mücadele cephesini genişletme yaklaşımıyla ele almak kaçınılmazdır.



 



Bugün henüz sınıfsal bir netlik taşımayan bu kopuşu bu temelde işleyemezsek yarın oluşacak başka bir “proje partisinin” mevcut belirsizlikleri özümsemesi kaçınılmaz bir sonuç olur.



 



Bu açıdan da işçi sınıfını aynı eksende toplamaya açık güncel yakıcı sorunları bir seferberlik ruhuyla işleyen bir 1 Mayıs çalışması ve sonrası yakıcı önemdedir. İşçi sınıfı açısından kıdem tazminatının gaspının nasıl bir anlam taşıdığını ve burjuva devletin yıllardır tam da bu nedenle sürüncemede bıraktığını biliyoruz.



 



Referandumdaki sayısız dalavereyle çoğunluğun sağlandığı iddiasıyla geçilmesi hesaplanan faşist güç yoğunlaşmasının ilk hedeflerinden birinin kıdem tazminatının gaspı olduğu bizzat Çalışma Bakanlığı’nca ilan edildi. Bundan güç alan İTO Başkanı işsizlik fonu için kendilerinden kesilen yüzde 2’lik primin düşürülmesini, oradan arta kalanı tazminat için düşünülen fona aktarılmasını, fonda birikenlerin kendilerine kredi olarak dağıtılmasını isteyecek kadar ileri gidebildi. İşçinin iş güvencesi demek olan kıdem tazminatının bu şekilde tasfiyesi, sınıfın geniş kesimlerinin sinir uçlarından birini oluşturmaktadır. Keza sosyal güvenliğin esnekleştirilip, özelleştirilmesi anlamına gelen zorunlu BES de öyle. Yine yaklaşık 3 milyon kamu emekçisinin iş güvencesinin gasp edilmesinin de bu rejime geçişle birlikte yapılacak ilk işlerden biri olduğu biliniyor.



 



İşsizliğin, yoksullaşma ve hayat pahalılığının, iş cinayetlerinin, grev yasaklarının başını alıp gittiği bu koşullarda işçi sınıfı dün olduğundan daha fazla açık bir sınıfsal duyarlılığa sahiptir. Referandumda ortaya çıkan sonuçla bu nesnel gerçeği birleşik düşünmeli ve 1 Mayıs çalışmalarına bu tarihsel bilinç, moral ve ısrarla asılmalıyız.



 



“HAYIR biz kazandık” eylemleri başta olmak üzere sınıfın geniş bölüklerinin sokakta, üretim alanlarında yakaladığı politizasyonun daha güçlü bir sınıfsal temele oturmasını sağlayacak şekilde işlemeyi görev bilmeliyiz. Harekete geçirip, daha ileri bir sıçrama yapmasına önayak olmalıyız.



 



Bizim küçük burjuva bir karamsarlıkla sadece çürüyeni görüp, ürkmek ve aradaki köprüleri tamamen uçurmak gibi bir tercih hakkımız yok.



 



[Alınteri'nin 13. sayısının DSB köşesidir]