Kent ve mahalle meydanlarındaki, AVM'lerdeki camiler toplusal yaşamın dönüşümünü hedefleyecek şekilde tasarlanacak
Başkanlık sistemiyle sadece bir rejim-devlet değişikliği yapılmak istenmediğini, bu değişikliğin aynı zamanda bir bütün olarak toplumsal dönüşümün manivelası yapılmak istendiğini biliyoruz. Tarihin-toplumsal ilişki ve düşünüşün, gündelik hayatın, alışkanlık ve beğenilerin… dinci-faşist ideoloji temelinde dönüştürülmesi hedefleniyor.
Tayyip Erdoğan’ın son zamanlarda mimariyle ‘takıntılı’ bir ilişki kurduğunu biliyoruz. Genel olarak mimarinin toplumsal dönüşüm ve farklılaşmanın önemli bir dinamiği olduğunu da… Erdoğan’ın döne döne “geleneksel mimari”den bahsetmesi, “Binaların, meydanların, mahallelerin belirli bir kimliği vardır” demesi, “dikey değil yatay kentleşme” (sanki kendisinin bu 'dikey kentlerle' hiç alakası yokmuş gibi!) vurgusu her ne kadar inşaat baronları için yeni yemlenme alanları yaratmayı kapsasa da, meselenin sadece bununla sınırlı olmadığı aşikardır.
Erdoğan yaptığı her açıklamada kent yaşamındaki yabancılaşmayla mimari arasında ilişki kuruyor ve bunun aşılması için kafa patlatıyormuş gibi görünüyor. Derdinin bu olmadığı ya da yabancılaşmanın din ve geleneğe bağlı bir bir yabancılaşmayla tahkim edilmesini murat ettiğiniyse yine kendi söz ve pratiklerinden anlıyoruz.
Erdoğan’ın “geleneksel mimariden” ne anladığı, onun her sözünü direktif addedip hayata geçiren bürokrasisinin açıklamaları, imzaladığı protokoller, yapılan düzenlemeler açıkça deşifre ediyor. Bunlardan biri de Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’yla imzaladığı protokol. Bu protokole göre Türkiye genelindeki camilerin standartları belirlenecek, kent-mahalle merkezlerine, AVM'lere, işyerlerine yaşam ve düşünüşü etkileyecek şekilde tasarlanmış camiler inşa edilecek. Camilerle-gündelik toplumsal hayat arasındaki ilişki bir kez daha pekiştirilecek...

İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz bu standartların, camilerin mahalle, meydan, AVM ve merkez camiler olarak sınıflandırılması şeklinde yapılacağını belirten açıklamalarıyla protokolün tercümesini yaptı.
İmzalanan protokole göre camilerin hangi yaklaşımla belli bir standarda kavuşturulacağını da yine müftü Maltepe Medine Camii’nin açılış töreninde yaptığı konuşmada ayrıntılarıyla ortaya koydu.
Camilerin Müslüman ağırlıklı toplumlardaki yerine ve cami inşasının önemine değinen müftü o konuşmada şunları belirterek cami ya da genel olarak mimarinin toplumsal yaşamın dönüşümünde nasıl bir dinamiği ifade ettiklerini de ortaya koymuş oldu:
Asıl olan fiziki imar değil, kalbi imardır. İslam medeniyeti cami merkezlidir. Camilerin etrafına bir külliye birlikte yerleşim alanları, ticarethaneler ve imarethanelerle ve hatta kışlalar inşa edilerek daha zengin hale getirildi. Şehirlerin büyük apartmanlarla kuşatıldığı çağımızda insanların çocuklarıyla gidip sığınacakları, nefes alacakları, gerçekten huzurlu camilere ihtiyacı var. Kadınların oturabilecekleri, çocukların eğlenebileceği, gençlerin dikkatini çekebilecek bir takım eğitim hizmetlerinin sunulduğu fonksiyonel camilere ihtiyaç var.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Çevre ve Şehircilik Bakanlığı imzaladığı protokolle, camilerin standartlarını belirlemek üzere bir çalışma yürütüldüğünü aktaran müftü, “Bundan sonra her yerde camilerin unvanları ve sıfatları farklı olacak. Mahalle camisi, meydan camisi, AVM camisi veya tesis camisi ile selatin camilerini andıran merkez camiler olacak. Bunların herbiri için olması gereken standartlar belirleniyor. İnşallah bu standartlar çerçevesinde şehrin kalabalığına ve toplumun ihtiyacına göre camilerin içerisinde her türlü fonksiyonel ihtiyaçların bulunması hedefleniyor” diye konuştu.
Ülke genelinde Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı cami sayısının 2005- 2015 yılları arasında 8 bin 985 kadar artış gösterdiği tespit edilmişti. Bu da yetmemiş, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, her üniversite kampüsünde bir cami olmasını istemiş; bu giderek, AVM’lere, fabrikalara, tüm meydan ve aslında yaşam alanlarına cami inşa edilmesi gibi bir yaklaşımı ifade etmişti.