Kriz iflaslar, yutmalar ve bize dönük daha kapsamlı saldırılarla dibe doğru gidiyor
Ekonomik kriz; iflaslar, üretim kapasitesinin düşürülmesi ve katlanarak büyüyen işsizlikle daha somut bir olguya dönüşüyor. OSB’lerdeki kapasite düşüşü; harcanan elektrik ve suyun miktarının neredeyse yarıya inmiş olmasıyla hissediliyor. Toplumsal sonuçlarıysa artan işsizlik oranlarıyla hissediliyor.
Bir zamanların “büyükleri” arasında anılan Toprak Holding bir alacaklısının iflas başvurusuyla karşı karşıya.
Adana’nın en eski beyaz et üreticilerinden Yum-Ta Tavukçuluk Gıda San. ve Tic. A.Ş için iflas kararı verildi.
Geçtiğimiz günlerde ekonominin temel direği haline getirilen ve doğanın talanı pahasına önü açılan, yüksek rantların döndüğü inşaat sektöründen 2 büyük firmanın iflası açıklandı: Ataşehir’de inşa edilen Sarphan Finans Park projesini üstlenen Yeni Sarp İnşaat ve yine onunla bağlantılı olan Ankara merkezli KC İnşaat…
En büyüklerin sayısının bin olduğu fakat sektörde 300 bin müteahhidin bulunduğu inşaat işkolunda başlayan bu iflasların yayılması bekleniyor. Anlaşılan o ki bu kriz sürecinde sektör de kendi içinde merkezileşecek, iktidarla yakın olanlar bu merkezileşmenin başını tutacak. Cengiz-Kolin-Lİmak-Kalyon-Ağaoğlu vs. vs.
Türkiye'nin en büyük kozmetik firmalarından Tekin Acar, Fransız Sephora Kozmetik'e satıldı. Acar kış aylarında ilk defa kirasını ve işçi ücretlerini ödemekte sorun yaşadığını açıklamıştı.
Ekonomide artık gizlenemez hale gelen bu dibe doğru gidişin etkileri burjuvaziye hep bir ağızdan “yapısal değişikliklere hız verilsin” çığırtkanlığı yaptırıyor. TÜSİAD, şaibeli referandumdan hemen sonra bu içerikte açıklamalar yaparak, “bu siyasi krizi yatıştırın artık ve neoliberal yapısal dönüşüm programına uygun davranın” demek istediği açıklamalarla durumu özetledi.
Onun yapısal değişikliklerinin başında kıdem tazminatının gaspı geliyor. Esnek çalışmanın-güvencesizlik ve düşük ücretlerin-sosyal hakların tasfiyesinin sonuna kadar götürülmesi yani…
Zaten İTO başkanının ettiği sözler her şeyin tercümesi niteliğindeydi. Özet olarak, “kıdemi tasfiye edin, işsizlik fonu için bizden kesilen yüzde 2’yi düşürün bu miktarı kıdem fonuna aktarın, üstüne bir de bize bu fondan krediler verin” demişti hazret.
Sözün kısası başkanlık rejimi denilen faşist güç yoğunlaşması için çevrilen onca fırıldak boşuna değil. Kriz; işsizlik-hayat pahalılığı ve toplumsal çöküş biçimi kazandıkça burjuvazinin siyasal mekanizmaların vidalarını sıkılaştırmak dışında bir seçeneği kalmıyor. Bakmayın siz pek demokrat TÜSİAD’a, o TÜSİAD’ın yaptığı “demokrasi”, “yeni Anayasa” vurgusuna. O vurguların esas tercümesi, “Bizim için demokrasi ve sömürü özgürlüğünün önündeki tüm zincirleri çözün”dür.
Kriz tüm semptomlarıyla açıkça ortada. Burjuvazinin her krizi nasıl bir fırsata dönüştürdüğü, her krizin devasa bir sermaye talanıyla iç içe geçen tekelleşme eğilimini ifade ettiğini ve burjuvazinin bu cehennemi koşullarda geleceğe dönük yeni üretim organizasyonlarının, sömürü biçimlerinin inşasına giriştiğini biliyoruz.
Kriz bahanesiyle girişilen küçültmeler, birleştirmeler, kapasite daraltmaların bir kısmı bu fırsatın değerlendirilmesiyle doğrudan ilişkilidir. İflas edenlerin daha büyükler tarafından yutulacakları da ortadadır.
Burjuvazi bu toz duman arasında böyle bir gündemle meşgul. Mevcut siyasi krizin bir türlü durulamamasının diş gıcırtılarıyla içiçe geçen kapsamlı bir uğraş bu… Faturasının her halükarda bize ödetilmeye çalışıldığı, fakat asıl olarak geleceğimizin yeniden biçimlendirilmeye çalışıldığı bu süreçte gidiyoruz 1 Mayıs’a... Burjuvaziye ve siyasi temsilcilerine geleceğimize ilişkin planları tek başlarına yapamayacakları, karşılarında diğer kutbun öznesi olan bizim kolektif gücümüzün durduğunu güçlü bir tarzda hissettireceğimiz kavga meydanı orasıdır ve bizi bekliyor.