'Çocuklar ölmesin' demenin bedeli

Polisin katletme özgürlüğünün olduğu bu ülkede "çocuklar ölmesin" diyen Ayşe öğretmene 1 yıl 3 ay ceza verildi

GÜNCEL
Perşembe, 27 Nisan 2017 (8 yıl 11 ay önce)

Kürt illerinde adına ‘Çökertme Planı” denilen özel savaş politikalarıyla kentlerin harabeye dönüştürüldüğü, insanların bodrumlarda “su, su” diyerek katledildikleri-yakıldıkları, on binlerce Kürt emekçisinin yerinden yurdundan göçmek zorunda kaldığı, sokağa çıkan çocukların kurşunlandığı ve ölülerinin derin dondurucularda saklandığı, annelerin cenazelerinin günlerce sokakta kaldığı o dehşet günlerinde duymuştuk Ayşe öğretmenin sesini... Kanal D’deki Beyaz Show programına telefonla bağlanarak vicdanı ve meslek ahlakının sesiyle, oldukça naif birkaç cümle etmişti, “çocuklar ölmesin” dediği cümleler…



 



Ayşe öğretmenin bu insanca çağrısından sonra nasıl bir “kıyametin” koptuğu, spekülasyon ve yalanın devreye girdiği hatırlanacaktır. “Öğretmen değil, terörist” dedikleri Ayşe öğretmen tutumuna sahip çıkarak “buradayım, öğretmenim” demişti.



 



Çocuklar ölmesin” çığlığını TV ekranlarına taşıyan Ayşe Çelik öğretmen ve ona destek olmak için kendilerini “ihbar eden” 38 aydın, sanatçı, gazeteci ve yazar hakkında dava açılması uzun sürmemişti.



 



Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen o davanın 4. duruşması vardı dün... O duruşmada Ayşe öğretmene 1 yıl 3 ay hapis cezası verilirken, diğer “sanıklara” beraat verildi.



 



Ethem’i, Uğur Kurt’u ve diğerlerini katleden polislere ödül gibi “para cezaları” verenler; Ayşe öğretmenin o naif-insanca çığlığına bu cezayı verecek kadar gözü dönmüş bir sınıf ve halk düşmanlığıyla hareket ettiler bir kez daha.



 



Duruşmaya katılan aydınlar-sanatçılar-yazarlar mevcut adalet sistemini eleştiren-teşhir eden savunmalar yaptılar. Ayşe öğretmenin de hazır bulunduğu duruşma salonunda, mahkeme yargılandı.



 



Ayşe öğretmense “Savunma yapmıyorum sadece beyanda bulunuyorum” diye belirttiği konuşmasında şunları vurguladı:



 




Savcılıkça verilen mütalaadan sonra, hakkımdaki suçlamaya ilişkin savunma yapmam istenmektedir. Hemen belirtmek isterim ki, hiçbir suç işlediğim kanısında değilim. Tv programında yapmış olduğum konuşmanın suç olmadığını düşündüğüm gibi, kendimi de bir sanık olarak görmüyorum. Kendimi, iç sesini dinleyen ve vicdani sorumluluğu kapsamında mağduriyetleri dile getiren ve fakat aşama itibariyle bir kısım medya ve yargı eliyle mağdur edilmiş biri olarak görüyorum. Bu nedenle de ben savunma yapmıyorum, sadece beyanda bulunuyorum. Beyanlarım, mağdur beyanıdır.



 



“Linç edilerek mağdur edildim”



 



Ülkenin Güneydoğusunda yaşanan yaygın çatışmaların ve akabinde sokağa çıkma yasaklarının, binlerce insan gibi, doğrudan mağduriyetini yaşadım. Bu mağduriyetlerin duyulması için küçük de olsa bir çığlık olma kastıyla yapmış olduğum konuşma nedeniyle tekrar tekrar linç edilerek mağdur edildim.



 



“Sözlerimi tekrar ediyorum: Çocuklar ölmesin”



 



Sayın Başkan; Nice kuzu ile kurt hikayesi vardır. Kuzu masumiyeti, kurt ise ard niyetli muktediri işaret eder bu hikayelerde. Derenin aşağısında su içen kuzuya, derenin yukarısında bulunan kurdun ‘neden suyumu bulandırıyorsun!’ demesine benziyor velhasıl halimiz. Kuzunun ne cevap vereceğinin bir önemi yoktur. Maksat kuzuyu yeme ve familyasına mesaj vermedir esasen. Bu dava ile de maksat hasıl olmuş galiba. Kuzu yenmiş, familyaya mesaj verilmiştir.



 



Masumiyetime inanan ve sözlerimi sahiplenen bilim insanı, siyasetçi, aydın, sanatçı, hukukçu dostlara teşekkür ederken hala da güncel bir çığlık olduğunu düşündüğüm o sözlerimi tekrar ediyorum; Sessiz kalmayın. İnsan olarak biraz daha hassasiyetle yaklaşın. Görün, duyun ve artık bize el verin. Yazık; insanlar ölmesin, çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın!