Uluslararası İşçiler Birliği 1886'da, dünya işçilerine dayanışma ve 8 saatlik işgünü için mücadele çağrısı yaptı
19. yüzyılda işçiler kol emeğine dayalı çok ağır koşullarda çalıştırılıyorlardı. Öyle ki, çalışma saatleri bazen 18 saati buluyordu. Ortalama çalışma saati ise 16 saatti. Kesintisiz 16 saatlik bir çalışmanın karşılığında aldıkları ücret ise sadece hayatta kalmalarına yetiyordu. Kadın ve çocukların çalışma koşulları ise daha da ağırdı. Kölece çalışma koşullarından onların payına düşen daha fazla, ücret ise hep daha azdı. On binlerce işçi fabrikaların çevresindeki ilkel barakalarda kalıyor, yaşamlarını sağlıksız koşullarda tüketiyorlardı. İşçilerin ortalama yaşam süresi 40 yıl kadardı.
İşçiler bu “yaşam” koşullarına karşı örgütlenmeye başlıyorlar. Önce yardımlaşma sandıkları ve dayanışma örgütleri oluşturuyorlar. Bunlar sonradan sendikal örgütlenmelere dönüşüyor. İlk olarak 1856 yılında Avusturalya’lı işçiler başlatıyorlar mücadeleyi. 8 saatlik işgünü istiyorlar. 1866 yılında Uluslararası İşçiler Birliği (I. Enternasyonal) tüm dünya işçilerine dayanışma ve 8 saatlik işgünü için mücadele çağrısı yapıyor.
1881 yılında 500 bin işçiyi temsilen örgütlü Meslek ve Meslek Birlikleri Federasyonu 8 saatlik işgünü mücadelesini başlatıyor. İşçiler 8 saat uykuya, 8 saat çalışmaya, 8 saat de sosyal faaliyete zaman ayırmak istiyorlar.
1886 yılında ABD’de 1 Mayıs’ta 350 bin işçi greve çıkıyor. Bunun 40 bini Şikago’dadır.
28 Nisan l886′dan itibaren, Chicago’da Milwaukee’de olaylar başlar. Gösterilerin kapsamından dehşete düşen burjuvazi, eylemci işçilere ateş açtırırır ve sekiz işçi öldürülür.
Patronların tepkisi olayları daha da tahrik edecek niteliktedir. McCormick tarım fabrikalarının patronları bin 400 işçiyi sokağa atarak yerlerine grev kırıcı işçileri yerleştirirler.

Grevciler, 3 Mayıs günü, “sarı” olarak nitelendirdikleri işçileri protesto etmek için fabrika çıkışında toplanırlar. Polis oradadır. Çatışma başlar. Polis kurşunlarıyla altı işçi ölür, elli kadarı yaralanır. Oysa işçiler oraya sadece protesto için ve çoğu çocuklarıyla birlikte gelmiştir.
15 bin kadar olduğu tahmin edilen işçi topluluğu, önderlerinin konuşmalarını dinledikten sonra dağılmak üzereyken “beklenmedik” bir durum ortaya çıkar. Polislerin arasına ansızın düşen bir bomba, sekiz kişinin ölümüne ve altmış kişinin yaralanmasına neden olur. Bunun üzerine polis kalabalık üzerine yoğun ateş açar. Bu katliamın kesin bilançosu hala meçhuldür. Ayrıca bombayı kimin attığı da bir türlü tespit edilemez. Ancak o dönemki işçi dalgasının ezilmesi gerektiği düşünülürse bunun burjuvazinin provokasyonu olduğunu anlamak zor değildir.
Burjuvazi ve hükümeti, bu olayları işçi liderlerini tutuklatma yolunda değerlendirir. Tutuklananlardan sekizi hakkında dava açılır. Bu liderlerden biri olan Parsons, önce cezaevinden kaçar. Ama duruşma günü mahkemeye gelerek “Emeğin hakkı, ezilenlerin özgürlüğü ve yazgılarının düzeltilmesi davası için idam sehpasına çıkmaya da hazır olduğunu” açıklar.
Bombayı kimin attığına dair kesin bir delil bulunamamış olmasına rağmen, yargılanan işçi önderlerinden yedisi ölüm cezasına ve sekizi ömür boyu hapse mahkum edildiler.
Tutuklananlardan Louis Lingg duruşmadan sonra hücresine götürüldü ve bayıltılıncaya kadar dövüldü, ardından ağzında dinamit patlatılarak katledildi. Sondra da intihar ettiği yalanı söylendi. Ölüm cezasına mahkum edilenlerden dördü (Parsons, Spies, Fisher ve Engel), 11 Kasım 1887′de idam edildiler. İdam edilenlerden Spies idam sehpasında “Öyle bir zaman gelecek ki bizim suskunluğumuz sizin bugün ipe çektiğiniz seslerden daha güçlü olacaktır” diyordu. Gerçekten de onların asılmasının etkisi öyle büyük oldu ki cenazelerine binlerce Amerikalı emekçi katıldı, daha sonra İkinci Enternasyonal’in kararı doğrultusunda 1 Mayıs yüzbinlerce işçinin sessizliği yırttığı uluslararası bir gün oldu.
çok sevgili, değerli çocuklarım: albert r. parsons jr. ve kardeşi lulu eda parsons’a:
bu kelimeleri yazarken, adlarınız üzerine göz yaşlarım damlıyor. bir daha hiç karşılaşmayacağız. ah, sevgili çocuklarım, nasıl içten, derinden seviyor sizi babacığınız. sevdiklerimiz için yaşamakla gösteririz sevgimizi ve gerektiğinde sevdiklerimiz için ölmekle de gösteririz sevgimizi. benim hayatımı ve doğal olmayan haksız ölümümü, başkalarından öğreneceksiniz. babanız özgürlük ve mutluluk uğruna gönüllü olarak canını vermiş bir kurbandır. Size miras olarak şerefli bir ad ve yapılmış bir görev bırakıyorum. onu koruyun, bu yolda yürüyün. kendinize karşı doğru olun, o zaman başkalarına karşı sahte olamazsınız. yaratıcı, uyanık ve neşeli olun. anneniz! o kadınların en yücesi, en şereflisidir. onu sevin, sayın ve öğütlerine uyun. çocuklarım, değerli varlıklarım bu mektubu, yalnız sizin için değil, daha doğmamış çocuklar için de ölen bir kişinin ölüm yıldönümlerinde okumanızı istiyorum. yavrularım, elveda.
babanız, albert r. parsons
* * *
Louis Lingg
Sizi tanımıyorum! Sizin kanununuzu, kuvvete dayanan yetkinizi tanımıyorum! Bu yüzden asın beni!
* * *
George Engel
Hakları yalnız imtiyazlı sınıflara göre ayarlanan ve işçilere hiç hak tanımayan hükümete ve onun kurumlarına saygım yok benim.