Haymarket: 1 Mayıs'ın doğduğu meydan
ABD emperyalizmi, XIX. yüzyılın sonlarında “kızılderili” halkın topraklarından sürülerek imha edilmesiyle, ırkları yok etme savaşlarına noktayı koydu. Yüzyıllar boyunca sahip oldukları topraklardan katliam ve kitlesel kıyımlarla sökülüp atılan kızılderililerden elde edilen uçsuz bucaksız topraklar, ABD’ye göç eden İrlandalı, İtalyan, İngiliz vd. göçmenlere tahsis edilir. Bu aynı zamanda gelişmekte olan kapitalizmin ABD’deki vahşi hükümranlığının başlangıcıdır. ABD Kongresi’nin kızılderili halka yapılan katliamlarda mutlak zaferi ilan etmesinden sonra kapitalizm eşi benzeri görülmemiş vahşetle insana dair ne varsa ezip geçmeye başlar. Karşısında, kendi ‘mezar kazıcısını’da yaratarak… ABD’de kapitalizm geliştikçe, işçi sınıfını da geliştirip büyüterek, hak ve özgürlükler için mücadele vermesinin yolunu açar.
O yıllarda iki uzlaşmaz sınıfın çelişki ve karşıtlıkları en açık ve şiddetli yaşadıkları kentlerden biri de, endüstrinin dinamosu olan Chicago'dur. Kapitalizmin geliştikçe büyüttüğü yozlaştırıcı etkileri işsizlik, soygun, mafya ve açlık Chicago’da ‘olağan’ sayılır hale gelir. Devasa gemilerle balık istifi taşınan insanlar toprağa ayak basar basmaz hayvanca muamele edilerek göçmen bürolarına götürülür ve ucuz işgücü olarak çiftlik sahipleri ya da ihtiyaç duyulan sektörlerde çalışmak üzere yeni yerleşim bögelerine dağıtılır. Vahşi koşullarda çalıştırılan göçmenler, derme çatma barakalarda yaşam mücadelesi verirken açlık ve hastalıklar dört bir yanı kol gezmektedir. Kapitalizmin gelişmesi ekonomik, politik, sosyal, kültürel… her alandaki verili ilişkileri zor ve sarsıntılarla yıkar ve yine zor ve sarsıntılarla yerine yenilerini kurarken, Chicago’nun çehresini de hızla değiştirir. Gücünün simgesi olarak yükselen “tower”lar, metal köprüler, yeniden düzenlenen görkemli meydanlar… Koca şehir devasa bir şantiyeye dönüşür. Şehrin 2 milyonluk nüfusu, göçmenlerin yerleşimiyle kısa bir zaman içerisinde üçe katlanır. Illions, göçmenlerin en yoğun yaşadığı bölgedir. Özellikle de İrlandalı, İtalyan ve Polonyalılar yahudi olanlar Illions’a yerleştirilir. Haymarket Meydanı'na açılan yol boyunca sıra sıra dizili göçmen barakaları, parklarda oynayan çocuklarıyla Illions’un, yoksul bölgelerin herhangi bir şehrinden pek bir farkı kalmaz. Her ulustan emekçilerin, kendi içlerinde parçalanmış şekilde getto yaşamına mahkum edildikleri bir yerdir artık Illions. Ama bununla da bitmez kapitalizmin vahşeti. Dev boyuttaki işsizlik cenderesiyle kıskaca alınan göçmen işçi ve emekçiler, geldikleri “yeni dünya”da en ağır ve pis işlerde çalışmak zorunda bırakılırken, mahkum edildikleri yaşam biçimiyle “modern kölelik”le de tanışmak zorunda kalırlar. En küçük hak arama bilinci “özgürlükler diyarı”nda polis şiddetiyle bastırılırken, devlet terörünün binbir çeşidi de emekçileri beklemektedir. Üzerlerinde estirilen tüm teröre rağmen işçi ve emekçiler, I. Enternasyonal'e bağlı işçi derneklerinde bir araya gelir ve yoğun tartışmalar yürütürler. Ev kadınları ve tekstil işçisi kadınlar zamanla bu toplantıların müdavimleri arasındaki yerlerini alırlar. ABD’de gelişen 8 saatlik çalışma hakkı talebi, Chicago tekstil işçileri arasında giderek yaygınlaşır ve bütün ülke de grev ve direnişlerle militanlaşır.

Tekstil, fırın, matbaa ve diğer işkollarında çalışan Chicagolu işçiler günde 12-14 saat arasında çalışmak zorundadırlar. Mazeret ve ya hastalık izni ise o yıllarda kapitalist burjuvazinin “literatürüne” girmemiştir henüz. Bu zor koşulların dayanılmazlığına yenik düşen binlerce işçi ya hastalıktan ya da iş kazaları sonucu yaşamını yitirir. Mesai bitimini gören “şanslı” işçileri günün geri kalanında, toz ve toprak içerisindeki derme çatma barakalar beklemektedir. Ancak, tüm bu koşulları kabul etmekte, iş güvencesi ve uzun süreli çalışma için yeterli değildir. Kapitalizm gelişmektedir! Azami kar ve azami egemenlik hırsı önüne çıkan her şeyi düzleyip geçmesini emreder. Makineleşme de yaşanan endüstri devrimi her geçen gün işsizler ordusuna yenilerini katar. Yüzbinlerce işçi ve emekçi için bıçağın kemiğe dayandığı andır artık. 8 saatlik çalışma hakkı talebi Chicagolu işçiler arasında dalga dalga yayılır. Patronla anlaşamayan yüzbinlerce tekstil işçisi greve çıkar. Önde gelen tekstil baronları, işçilerin grevini bastırmak için kiralık katilleri, sarı sendikaları ve polisi devreye sokar. Kiralık katiller kentte terör estirir. Kaçırılan işçi önderleri linç edilir, evler basılır, dışardan getirilen grev kırıcılarla direnişçi işçiler arasında şiddetli çatışmalar yaşanır. Polis korumasında fabrikaya sokulmak istenen grev kırıcılar, kararlı işçilerin direnişiyle kovulurlar. Direnişçi işçilere destek olmak için başka şehirlerden gelen işçiler şehre sokulmaz. Grev ve direniş, işçi ve emekçilerin hak alma ve mücadele etme bilincini yükseltirken aynı zamanda militanlaştırmaktadır.

Güneşli bir bahar günü Haymarket Meydanı'nda toplanan onbinlerce işçi, çalışma koşullarının düzeltilmesi ve 8 saatlik çalışma hakkı için bir miting düzenlerler. O gün grevci işçiler, çocukları, eşleri ve dostlarıyla meydanda buluşurlar. Öfkeli sloganlarla coşkulu marşlar birbirine karışır. Alışılagelmiş mitinglerin tersine öğleden sonra işçiler eşleriyle dans edip, doyasıya eğlenirler. Mitingin bitmesine doğru meydanda kalan az sayıdaki işçi son konuşmayı dinleyip ayrılmak üzereyken, Chicago Emniyet Amiri John Bonfield kitlenin dağılması emrini verir. Tam o esnada, polisin atan elleri asla “bulamayacağı” (!) bir bomba polislerin üzerinde patlar. Ortalık bir anda savaş alanına döner. Polis, gözü dönmüşcesine işçileri yaylım ateşine tutar. Kalabalık çekildiğinde, Haymarket'in yüzyıllar boyu bağrında basılı tutacağı kırk işçi ve emekçinin cesedi çıkar ortaya...
Gözüdönmüş vahşet, işçi cesetlerini polis atlarının nallarıyla ezerek tanınmaz hale getirir. Aynı gece işçi lojmanları ve Chicago'un yoksul banliyölerine baskın düzenleyen polis, binlerce işçiyi tutuklar. Kepten botlara kadar onursuz ama organize kapitalizm, tasmasını çözdüğü basınıyla “suçluyu” bulur; bombaların faili olarak sosyalistler ve anarşistler gösterilir. Öncü işçilerden August Spies, A. R. Parsons, George Engel ve Adolph Fischer başta olmak üzere onlarca işçi önderini suçlayan burjuvazi, grevci işçilere gözdağı vermek için onların idamını talep eder. Sahne artık kurulan kumpası acemice oynayan kumpanya figüranlarına katılmıştır. Göstermelik mahkeme heyeti ve devlet tarafından belirlenen jüri üyeleri, daha ilk celselerde işçi önderleri hakkında dayanaksız “kanıtlar”ın sonucunda idam kararı verirler. Dünya işçi hareketi temsilcilerinin protestoları ve kişisel girişimler de mahkemenin kararını bozduramaz.

Kapitalizmin “adaletini” teşhir eden işçi önderleri asla boyun eğmeyeceklerini belirtip mahkeme heyetini ve taraflı jüriyi mahkum ederler. Duruşma boyunca işçilerin haklı taleplerini dile getiren işçi önderleri yüksek bir moralle sosyalizmi savunurlar. Aynı tavırları idam sehpalarında da sürer. Parsons, Engel, Spier ve Fischer dimdik çıkarlar cellatlarının karşısına. Sehpadaki son sözleri o günden bugünlere -ve geleceğe- taşınan direniş muştusu olur. İşçi önderlerinin cenazelerine, baskılara ve engellemelere rağmen yüzbinlerce emekçi katılır. Chicago tekstil işçilerinin başlattığı 8 saatlik çalışma hakkı mitingi 1 Mayıs'ın doğumunu harlayan direniş olur.
İşçi önderlerinin idamından bir yıl sonra Enternasyonal'in kararıyla 1 Mayıs, dünya işçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele günü olarak kabul görür. Haymarket Meydanı'nda tutuşturulan meşale onlarca yıldır hiç sönmeden kuşaktan kuşağa aktarılmaya devam eder. Chicago'nun işçi önderleri şimdi 1 Mayıs'ta bir kez daha alanları dolaşıp işçi ve emekçi kardeşleriyle kucaklaşmaya hazırlanıyor.