19:03 Duruşmaya 4 Mayıs Perşembe saat 10:00'a kadar ara verildi
19:03 Duruşmaya 4 Mayıs Perşembe saat 10:00'a kadar ara verildi.
Antep Emniyeti diyor ki, "Aradık, bu telefonu bulamadık". Telefon araştırması böyle mi yapılır? dalga geçiyorlar sanki.
Kısa bir olay anlatacağım. Biz bu davalarda kanıtlardan hareket ederek, kanıtları takip ederek bir yerlere ulaşmaya çalışıyoruz. Bu kanıtlar bizi kime götürürse götürsün, onu açığa çıkarmaya çalışıyoruz. Bu çabamızla şu yargılama aşamasına geçen duruşmada talep ettiğimiz kanıtların toplanmasını, aslında daha önce talep edecektik ancak gizlilik kararı verilerek bu engellendi. Bizim, dosyada nelerin yapıldığını, nelerin yapılmadığını araştırmamız istenmedi. Dava açıldığı zaman araştırılması gereken birçok şey olduğu ortaya çıktı.
Antep düğün katliamı ve bazı diğer katliamlarda da ismi geçen İbrahim Balı var. ... ...
Bir ihbar üzerine yapılan bir araç aramasında, 5 telefon ele geçiriyor Antep polisinde hatların IMEI numaralarını yazıyor, SİM kartların seri no'ları yazıyor ama telefon numarası yazmıyor. Hangi telefonun kimin üzerinden çıktığını da yazmıyor, "Telefonları yere attılar" denmiş. [bu arada yakalanan kişilerin adlarını sayıyor] Bu kişilerden biri daha sonra Belçika Havaalanı saldırısını yapacak kişi; İbrahim El Bakhouri. Mahkeme İbrahim El Bakhouri'yi serbest bırakıyor. Adli kontrol ve yurtdışı yasağı kararıyla. Yurtdışı yasağı olduğu halde sınırdışı ediliyor ve oradaki evi aranmıyor. Bu adam Brüksel Havalimanı'nı patlatarak 30 kişiden fazla kişinin ölümüne sebep oldu.
Samir adlı şüpheli de aynı durumda, sınırdışı ediliyor ancak evi yine aranmıyor.
Samir ve İbrahim o dönemde otelde kalıyorlar Ne Antep'te kaldıkları otelin telefonu dinleniyor, ne de odası aranıyor.
Levent Kılıç, İbrahim Balı ile iletişim halinde. Bu kişiler arasındaki iletişim sebebiyle Antep'teki ilgili dosyaların da bir an önce getirilmesi gerekiyor.
Levent Kılıç'ın kardeşiyle iletişimin dinlenmesinin tapeleri Ankara'ya gelmemiş. Ankara'dan bir savcı teknik takibin sonlandırılmasını talep ediyor. İbrahim Balı hakkında arama devam ederken teknik takip niye sonlandırılır?
Burada yargılanan sanıklar en yüksek cezayı alsalar dahi bu sanıklarla sınırlı bir yargılama Türkiye halkını tatmin etmeyecektir. Bu kişilerin bizlerle kişisel olarak bir sorunu yok. Bunun ardında siyasal bir güç odağı olduğu herkes tarafından biliniyor. Biz bu yargılamanın Antep ayağının son derece önemli olduğunu düşünüyoruz. Bizim bu olayın çözüldüğüne ikna olmamız için bu işin Antep ayağının ve ardındaki güç odağının tam olarak ortaya çıkması gerekmektedir. Bu olayı çözmek için gerekli olan deliller ortadadır.
17 Mayıs 2015 Adana ve Mersin HDP binalarında bomba patlatıldı. Bununla bağlantılı Savaş Yıldız'ın IŞİD ile bağlantısı bilinmektedir. Halen bu dosyada gizlilik kararı bulunmaktadır. Bu gizlilik kararlarında aslı amaç terör örgütünü tüm bağlantılarıyla ortaya cıkarmak değil, bu taşeron yapının ardındaki siyasal gücün gizlenmesi ve kamu oyunda tartışılmasını engellemektir. Bu Savaş Yıldız dosyasında halen bir gelişme olmamıştır
5 Haziran Diyarbakır patlaması failleri de yine Antep'ten çıkmıştır. o dosyada da gizlilik kararı bulunmaktadır.
20 Temmuz 2015 Suruç Patlaması kaynağı da Antep'ten cıkmıştır. Şu an bu dosyada tek bir tutuklu sanık vardır.
Bu soruşturmalar layığıyla yapılmış olsaydı şu an burada olmayacaktık.
Gaziantep Emniyet Müdürlüğü'nde 3 polis memurunun hayatını kaybettiği patlama ve Gaziantep'de bir düğünde 56 kişinin hayatını kaybettiği düğün patlamasında yitidiklerimiz, tüm soruşturmalar layığıyla yapılmış olsaydı şu anda hayatta olacaktı.
Bizler bu dosyalardaki tüm bağlantıların birlikte ele alınması gerektiğini düşünüyoruz. Bu , bu dava dosyalarının birleştirilmesini istediğimiz anlamına gelmiyor.ama 10 Ekim öncesi ve sonrası tüm bu davaların dosyaları Antep'ten alınıp buraya getirilmelidir.
Burada bu dosyaları yürütmeyen kamu görevlilerinin üzerine gidilmelidir. Antep'teki kolluk faaliyeti normal bir kolluk faaliyeti olarak değerlendirilemez. Suriyede'ki gibi iç savaşı körüklemeye çalışan bir kolluk kuvvetiyle karşı karşıyayız. Antep Valisi'nin şöförünün adeta Suriye sınırında ulaklık yaptığı, insan alıp soktuğu ortaya çıkmıştır. Sorunca "Ben bana verilen emri yerine getirdim" demektedir. Bbelki de henüz kimliği tespit edilememiş canlı bombalardan birini bu kişi sınırdan geçirmiştir.
Sanıklar hakkında açılmış dosyaları hala göremiyoruz. Bize bu dosyaların gösterilmesini, bunu engelleyen kamu görevlileri hakkında soruşturma açılmasını talep ediyoruz.
[Suphi Alfidan'ın ifadesindeki polislere yardım, polislerle bilgi alışverişini örnek gösteriyor]
Ancak Antep Emniyeti, bu isimlere sahip polislerinin olmadığını söylüyor, fakat sosyal medya hesaplarına bile bakarak bu isimde polilserin olduğu görülmektedir.
Antep Emniyeti, hala IŞİD bağlantılarını ortaya çıkarmaya yönelik bilgileri gizlemekte, IŞİD'li çeteleri korumakta ve kollamaktadır. Biz, Suphi Alfidan'ın abisinin bulunmadığı ifadesini kabul etmiyoruz. Bu noktada da mahkemenizin ilgili tenkitle yetinmeyip, ilgili Emniyet Müdürlüğüne suç duyurusunda bulunmasını talep ediyoruz.
Ancak Gaziantep düğün katliamı soruşturma dosyasının getirilmesi sonrasında 10 Ekim davası soruşturmasının karanlık olan noktalarının aydınlanacağını düşünüyoruz.
Bu yargılamanın Hrant Dink katliamı yargılamasıyla da benzerlikler taşıdığını düşünüyoruz. O cinayetin de sadece jandarma tarafından izlenmekle kalmayıp kayıt altına alındığı, katillerin jandarma gözetiminde olay yerie geldiğini, ancak 10 yıl sonra öğreniyoruz. Biz 10 Ekim davasının katillerinin ortaya çıkmasını da bu kadar beklemek istemiyoruz.
Antep Valiliği'nin yaptığı işlerin, bağlantılarının ortaya çıkartılmasına, düğün katliamındaki dosyanın getirilmesine ihtiyaç vardır.
Biz 10 Ekim öncesi, 10 Ekim ve 10 Ekim sonrası olarak değerlendiriyoruz. 10 Ekim sonrası hak ihlalleri bir rapor olarak sunulacak.
10 Ekim günü alanda olup katledilmeyenler dinlenilmeli. Yansımayanlar da ortaya çıkmalı.
Buradaki dostlarımızın cenazelerine izin verilmedi, cenazeler saldırıya uğradı, cenazelerde konuşma yapanlar gözaltına alındı. Okullar ve iş yerlerinde anma yapanlar işinden uzaklaştırıldı, soruşturmaya uğradı, tutuklandı. Avukatlar adliyelerde, öğrenciler okullardan saldırıya uğradı.
Burada tutuklanan, kurbanların aileleri de var. Örneğin, Ankara'da stada alınmayan "Ankara 10:04" pankartı. Görevini yapmayan kamu görevlileri hakkında şikayette bulunan meslektaşımız hakkında dava açıldı. Alanda bırakılıp gidilen polis aracıyla hastaneye yaralı taşıyanlar hakkında oto hırsızlığından dava açıldı. Katliam sonrası "Hırsız Katil Erdoğan" sloganı atanlar CB'a hakaretten yargılandı. Taziye çadırlarına saldırıldı.
Hukuksal olarak da bir saldırı altındayız. Meslektaşlarımızla, dostlarımızla, müvekkillerimizle.
Sadece bizimle değil, mahkemenizle dalga geçen müzekkerelerle ilgili eleştirilerimizi sunacağız birazdan.
81 ile yazı yazıldı, olay yerindeki polis aracının camını kim kırdı tespit edin diye. Ankara'da bildiğimiz kadarıyla belki bilerek ve isteyerek, ihmalleri yüzünden kamu görevlilerine soruşturma açan bir tane savcı yok. Sanıkları Antep'ten buraya bombaları getirmeleri, yol aramalarından kolayca geçmelerini geçtik, elimizde şüpheli sıfatıyla bir polis memurunun ismi bile yok. Ama bu insanların bu yürüyüşe katılanlara nasıl kan kusturduklarını biliyoruz.
10 Şubat'taki mahkemede, 34 nolu kararınızda müşteki beyanları suç duyurusu sayıldı. Benim hukuk bilgim buna yetmedi. Biz burada kimler hakkında suç duyurusunda bulunduk, hiçbirine cevap alamıyoruz. Ankara Emniyetinden de cevap alamıyoruz.
Biz burada müvekkillerimizi temsilen bulunuyoruz. Müvekkillerimiz burada bulunmayabilirler, kendi şehirlerinde de ifade verebilirler, ama burada olmak istiyorlar. Kendi acılarını kendileri anlatmak istiyorlar. Kamusal sorumluluk sadece bombalı aracı durdurmaktan aciz polis değildir. Müvekkillerimiz, yaşadıkları acıları kendi bildikleri şekilde, kendi sözleriyle ifade edebilirler. Biz müvekkillerimizin bu konuda yanındayız.
Eğer cumhurbaşkanına faşist demek, bu mahkemede müşteki ifadelerinde suç olarak görülüyorsa, biz burada kamusal sorumluluktan bahsedemeyiz. Kamusal sorumluluğun olmadığı ön kabulüyle davranıldığını görüyoruz.
Ara karar ve yazışmalara ilişkin bir beyanımız olacak. Tertip komitesinin beyanları üzerine yeni beyanlarımız olacak.
Daha öneki aşamalarda dilekçelerimizi sunmuştuk, EGM'den 6 tane ihbar gelmiş. Ankara Emniyetine, TEM Şube Müdürlüğüne, neredeyse canlı bombaların isimleri bile bildirilmiş. Böyle bir durumda tertip komitesine hiç bilgi verilmemiş ve önlem alınmamış. CHP ve HDP başkanlarının katılıp katılmayacağını polis sormuş ve evet cevabı almasına rağmen bunlara yönelik de bir güvenlik önlemi alınmamış.
Barak mitinginde, sayı çok daha az olmasına rağmen güvenlik önemleri çok daha fazla.
Dönemin başbakanının yaptığı bir açık hava toplantısı var Keçiören ilçesinde. Buna karşı alınan sağlık önlemlerine ilişkin emniyet bir açıklama yapmış; 24 ambulans, 6 hastane 146 hekim görevlendirilmiş.
10 Ekim'de ise 2 tane ambulans var sadece. Bu kadar ihbarın olduğu bir yerde, üstelik bombaların arttığı bir dönemde, ihbarların olduğu bir dönemde bir orantısızlık var.
Üstelik güvenlik arama kararı alınmış mahkemeden ancak ne hikmetse bu aramlar yapılmadığı gibi, gece 9-12 arasındaki aramalar bile uygulanmamış.
Mitingin saati 8:30'dan itibaren istenmesine rağmen verilmek istenmemiş.
Maddi gerçeği anlamak için başka kişilerin görüşlerine de ihtiyacımız var:
1- Kadri Kartal Emniyet Müdürü
2- Emniyet Müdür Yardımcısı Cihangir Özsoy
3- Terörle Mücadele Şube Amiri
4- Cemal Dalkılıç - Koordine eden Müdür Yardımcısı
5- Adem Arslanoğlu - bu mitingden sorumlu Güvenlik Şube Müdürü
6- Mukadder Karyiyen - bu mitingden sorumlu Güvenlik Şube Müdür Yardımcısı (tanık beyanlarında da geçiyor)
Genel istihabaratlar ışığında güvenlik hakkında bilgisi olan her bir kişinin buraya çağırılması ve karanlık kalan bölgenin açığa çıkartılması gerekmektedir.
Polis fezlekesinde şüpheli Yunus Emre Alagöz, Yunus Durmaz, İbrahim Balı hakkında dinlenme tedbiri kararı verilmesine rağmen, bunların telefon kayıtları gönderilmemiş, savcılıktan istenmemiş, emnyietten de yönlendirilmemiş.
Tüm bilgi ve belgelerin getirilmesini talep ediyoruz.
Sidar Başak Çevik'in amcası, Nilgün Çevik'in kardeşiyim. Davaya katılmak istiyorum. Sorumlulardan şikayetçiyim.
O gün saat 9:30 gibi alana geldik. Ankara mitingleri hep çok çoşkulu geçer. Çünkü insanların kendilerini ifade edebildikleri, taleplerini yerine getirebildikleri nadir yerlerden biridir mitingler.
Ben o gün beş saniye içinde yüzlerce insanın hayatının nasıl cehheneme çevrilebileceğini gördüm. Böyle bir şey yaşadığınız zaman akınıza ilk gelen şey sevdiklerinizin hayatta olup olmadığı oluyor.
Alana girdiğimiz zaman yere bakmadan yürüyemiyorduk. Yerde 10 dk önce selamlaştığınız insanların yattığını görüyorsunuz, ve onlara basmamak için yere bakarak yürümelisiniz.
İlk müdahaleden sonra taksiyle acil servise gittik. O gün yaralandım ve 2 ameliyat oldum. Elimi yeni yeni kullanabiliyorum. Aynı masaya oturduğumuz zaman boğazımız düğümleniyor.
Herkes söyledi ama ben de tekrar etmek istiyorum. O gün ambulanslar çok geç geldi ve biz arkadaşlarımızın ölü bedenlerini bayraklarla, flamalarla taşımak zorunda kaldık. Böyle bir vahşet ortamı yaşadıktan sonra daha kötü ne olabilir diye dşünüyorsunz. Çevik kuvvet üzerimize gaz atmaya başladı. Ankara'da biliyoruz gaz nedir, TOMA nedir. Ancak, o gün daha kötüsü oldu. İnsanlar yerde can çekişiyor ve siz üzerine gaz atıyorsunuz.
Bu caniler, fiili olarak bu katliamın sorumlusu olabilir ancak bir de bunların planlayıcıları var. Burada ihmal olmadığına inanacak kadar kimse saf değil. Sadece kendini patlatanlara, karılarına kocalarına değil, bu örgüte çanak tutanlara, besleyenlere, hepsine soruşturma açılmalı.
Katiller şunları bilsin; Biz kolay kolay yılmayız. Acımız büyük, çok canmız yanıyor. Ama ben annemden babamdan dimdik durmayı öğrendim. Gerçek adalet sağlanana kadar burada olsun sokakta olsun, mücadeleye etmeye devam edeceğiz.
Olayın yaşandığı gün ailem Urfa'dan geliyordu. Abim, yengem, ablam. Ben de yeğenimi, Başak Sidar Çelik'i aracımla gara bıraktım. Güvenlik olmadığını fark ettim. Garın arka tarafına aracı park ettik, sonra ailemden ayrıldım.
Durum bu. Bu olaydan şikayetçiyim. O günün acısını ben çok çektim. Çeken yakınlarımız, hepsi bizim yakınlarımız. Hepsine Allahtan rahmet diliyorum.
16:32 Müştekilerin ifadeleri devam ediyor.
Yazışmaların ve dosyalardan bazı bulguların mahkeme başkanı tarafından okunması sona erdi. Müştekilerin ifadeleri devam ediyor
**
15:03 Av. Ziynet Özçelik'in talebi üzerine dinlenen tanıkların ifadeleri sona erdi
KESK Genel Sekreteriyim. Daha önce birçok mitingde de görev aldım. Bu mitingde de KESK, DİSK; TMMOB ve TTB adına görev aldım.
22 Eylül'de başvurumuzu yaptık. Mitingin güvenliği açısından EGM'de toplantılar yapıldı. İlk toplantıya ben katılamadım ancak ikinci toplantıya (7 Ekim) katıldım. Emniyetin bize sorduğu ilk sorulardan biri, kaç kişinin katılacağı oldu. Cevabımız '100 bin kişi' oldu. EGM, "100 bin kişinin gelmeyeceğini siz de biliyorsunuz" dedi. Ben de "Ben 30 bin derim, 40 bin gelir. Sizin işiniz en yüksek güvenliği almaktır" oldu. CHP Genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve HDP Eş Başkanı Demirtaş'ın katılıp katılmayacağı da soruldu. Bu aşamada bunun belli olmadığını ama katılabileceklerini söyledim.
Ben bugüne kadar birkaç kez tertip komitesi başkanlığı yaptım. Miting alanında her zaman birkaç emniyet görevlisi olurdu O gün hiç emniyet görevlisi yoktu. Mitinglerin yasal sınırları olur, yasal olmayan pankartlar, sloganlar olur, emniyet de bizi bu konuda uyarır.
Miting saatini 8:30 olarak istedik çünkü trafiği kesme, hazırlık yapma gibi önlemler alınmalıydı. Ayrıca illerden çıkış anında her otobüs kontrol edilir. EGM, her zaman illerden çıkan otobüsleri kontrol ederken, bu mitingde hiçbir arkadaşımız polislerin otobüsleri durdurduğunu söylemedi.
Patlama sonrası, izdiham yaşanmaması için bir tahliye yolu gösterilmedi. Bunu sorabileceğim bir yetkili aramama rağmen bulamadım. Emniyetle yaptığımız tüm görüşmelerde, alanın kontrolünü emniyet yapar mitinglerde. O da 10 Ekim'de yoktu.
[Hakim, "O gün alanda hiç polis gördünüz mü?" diye sordu]
Tanık:
Tertip komitesinin başında her zaman olması beklenen polis yetkilileri yoktu. O gün bize bir muhatabın ismi de bildirilmedi.
Mahkeme heyetine tertip komitesi ve valilik arasındaki yazışmaları sundu . Yazışmalarda miting saatinin 08:30 -16:00 arası olduğu açıkça görülmektedir, sanık müdafilerinin soruları gereksizdir dedi.
Tanık doğruyu söyleyeceğine yemin ederek tanıklığına başladı.
TMMOB genel sekreteriyim ve biz bu mitingin yasal sorumlusuyuz. 27 Eylül'de başvurumuzu yapıp onay yazımızı aldık. 29 Eylül'de valilikten bana bir tebligat yapıldı, almaya gittiğimde başvuru saatimiz 8:30-16:00 iken belgede izin verilen saatin 12:00-16:00 arası olduğunu görüp bir hata olup olmadığını sorduk. 30 Eylül'de ilk toplantımızı emniyet binasında gerçekleştirdik. Mukadder Bey de oradaydı. Tutanak tutuldu, bize verilecek örneği orada kaldı, daha sonra başvurmamıza rağmen bu tutanak bize verilmedi. Daha sonra bir tebligat daha aldım. Valilik miting saatiyle ilgili emniyetle yazışmasını bize tebliğ etti. Biz daha önce bunu konuşmuştuk zaten emniyetle ve bunun bizim için bir sorun teşkil edeceğini o kadar insanı o kadar zamanda miting alanından düzenli bir şekilde çıkarmamızın mümkün olmadığını söylemiştik fakat emniyet bize bir sorun olmayacağının garantisini vermişti. Bu görüşmeler sırasında görüştüğümüz emniyet mensuplarının bir kısmının saat konusuyla ilgili bilgisi olmadığını farkettik.
Mukadder Bey ile 5-6 kez telefon görüşmesi yaptım, sorun olabilecek hususları konuştuk ve bana tamamen pozitif davranıp bir sorun olmayacağını söyledi. Bize orada herhangi bir sorun çıkabileceğine dair bir beklenti ya da istihbarat olduğuna dair tek bir imada bile bulunulmadı. Şehir dışından gelen araçlara ceza yazılmaması hususunda bile yardımcı olacağını beyan etti. Normalde mitinglerde kademeli olarak yolu kapatıp kitlenin önünde bulunan çevik kuvvet polisleri bu mitingde orada değildi. Her mitingde her kademede bir sürü sorun çıkar, onlarca telefonla konuşur hallederdik. Bu mitingde emniyet bize hiç direnç göstermedi, hiç bir pazarlığa girmedi, herşey son derece yolunda gitti. Adeta her şeyi kolaylaştırdılar.
Hakim tanığa gar önünde olup olmadığını sordu, tanık orada olduğunu söyledi. Hakim, çevik kuvvet ekibi görüp görmediğini sordu. Tanık, görmediğini, çok uzakta vardıysa da görmemiş olabileceğini ifade etti.
Tanık zaman içerisinde unutulma ihtimaline ilişkin tertip komitesi ile beraber kaleme aldıkları 8-10 sayfalık bilgi notunu mahkeme heyetine sundu.
Katılanların vekillerinden tanığa soru yöneltilmedi.
Sanık müdafilerinden Yusuf Yılmaz sordu: "Size saatin 12'ye alınması ile ilgili tebligat ne zaman geldi?"
Tanık: "Bu benim hafızamla ilgili değil, ıslak imzalı belge mahkeme dosyasında mevcuttur."
Sanık avukatı "Neden toplanma izni 12'de olmasına rağmen erken toplanıldı?" diye sordu.
Tanık: "Rutin mitinglerde olduğu gibi gelen otobüslerden geldikten sonra 8 buçuk gibi toplanma başlardı. Otobüslerinden inen farklı şehirlerden gelen insanlar gar önünde toplanmaya başlar."
Sanık avukatı polislerin patlamadan kaç dakika sonra saldırdığını sordu. Tanık ise bu sorunun cevabının görüntülerden elde edilebileceğini ifade etti.
Tanık mitingi organize eden kişilerden biri olarak patlamada hayatını kaybedenlerin yakınlarına başsağlığı dileklerini sunarak sözlerini bitirdi.
Tanık "İlk defa başvurduğumuz saat dışında bir saat verildi. Daha önceden ya başvurduğumuz saat verilirdi, ya da hiç izin verilmezdi. Yaptığımız konuşmalarda emniyet bu saatlerde bir sorun olmadığını bunun yalnızca miting alanı kullanımı ile ilgili olduğunu söyledi." ifadesinde bulundu.
Sanık müdafi Oğuz Akman tanığa kendisinin, polisin orada olup olmadığını görüp görmediğini sordu.
Tanık ise bizzat orada olmadığını belirttikten sonra "Ama görgü tanıklarından ve basından öğrendiğimiz kadarıyla ve hiç bir polisin yaralanmaması nedeniyle bildiğimiz, alanda hiç polis olmadığıydı" dedi.
14:00
Aradan sonra saat 13:30’da yeniden başlayan duruşma, müşteki avukatlarının talebi üzerine Barış, Emek ve Demokrasi Mitingi’nin tertip komitesinin dinlenmesiyle devam ediyor.
Öncelikle TC tarihinin en büyük katliamı olan 10 Ekim Katliamı’nda yitirdiğimiz arkadaşlarımızın önünde saygıyla eğiliyorum.
Böyle bir olay yaşandığı için çok üzgünüm. Hem tarihi bir olaya tanıklık etmek hem de adaletin yerini bulması için burada görüşlerimi bildirmek istiyorum.
27 yıllık sendikal mücadelede önemli olaylar yaşadım. Bunların en önemlisi 10 Ekim katliamıydı.
22 Eylül'de DİSK; KESK, TTMOB, TTB olarak Ankara Valiliği'ne başvuru yaptık. Tertip komitesinden görevli arkadaşımız Dersim Gül’le, mitingin saati ve detayları ile ilgili izin kararını aldık. Miting başvuru saatleri 8:30-16:00 arası verildi.
28 ya da 29 Eylül'de Ankara Valiliği tarafından tarafımıza miting başvurumuzda, daha önce alışıldık olmayan bir biçimde, başvurduğumuz saat dışında, 12:00-16:00 arası izin verildi. Daha önce ya hiç izin verilmez ya da istediğimiz saatte izin verilirdi. Bu durumu da garipsedik.
Emniyet’ten bizimle hızlı bir görüşme talebinde bulunuldu. 30 Ekim 2015'de Ankara Emniyet Müdürlüğü'nde, yaklaşık 9 emniyet görevlisiyle (sadece Mukadder adlı güvenlik şube amirini ismen hatırlıyor), Ankara Tabip Odası, DİSK, KESK temsilcileriyle görüştük. Bu görüşmede, saatle ilgili uyumsuzluk hakkında konuşuldu. Emniyet, bu düzenlemenin sadece alanın kullanım saatiyle ilgili olduğunu, emniyet yetkililerinin zaten bu konuda deneyimli oldukları ve bilgi birikimine sahip olduklarını bildirerek, gerekli düzenlemelerin zaten yapılacağını bildirdiler. Bu görüşme, il dışından gelen katılımcılarla ilgili olarak yapıldı. Arama noktalarındaki tertip komitesi görevlilerinden, kortej oluşturmaya, sahne programına yer ve görev dağılımına kadar her şey planlandı.
Miting için özel bir güvenlik önlemi istemeyi planlayarak yüksek düzeyde güvenlik talep ettik. Toplanma yeri tren garı olan mitinglerde zaten emniyetin çevik kuvvet biçimiyle rutin olarak orada bulundukları, üst araması değilse bile göz taraması ile şüphelendikleri insanların üzerini aramaları nedeniyle ek bir talebimiz olmadı. Ancak, ülkede patlayan bombaları, Suruç gibi olayları göz önüne alarak, Kemal Kılıçdaroğlu ve Selahattin Demirtaş'ın da uygun zamanlarında mitinge katılacaklarını konuştuk.
Bütün bu organizasyonu güvenlik şubede güvenlik güçleri ile beraber yaptık. Katılımcı sayısının ise ortalama yüz bin kişi ve 500'ü aşkın otobüs şeklinde olacağını konuştuk. Bize kolluk kuvvetleri, katılımcıları arayıp aramayacağımızı sordu. Buna şaşırdık, ilginç bulduk. Böyle bir görevimiz olmadığını söyledik. Bu bir miting organizasyonundaki rutinin dışındaki bir konuşma oldu.
Tüm bu belgeler mahkemenizin ek klasörlerine sunuldu. Yüz bin kişi beklerken seksen bin kişi geldiğinde yüz bin kişiye göre alınacak güvenlik önleminin bir zararının olmayacağını ama elli bin kişiye göre güvenlik önlemi alınırsa bunun yeterli olmayacağının altını çizmemize rağmen bizimle 'şu kişinin mitingi oldu bu kadar kişi geldi' şeklinde tahmin yürütme yarışına girdiler.
Normalde bu tip mitinglerde bir belge düzenlenir ve o belge miting bitimine kadar tertip komitesinde durur, miting bitiminde komiteye imzalatılıp tespit edilir. Bu mitingde dikkat çekici bir biçimde patlamadan bir kaç dakika önce sağdan soldan kalem aranarak o belge imzalatılıp bizden alındı. Normalde bir mitingde çatılarda bulunan keskin nişancılardan kitleye eskort etmesi gereken güvenlik birimlerine kadar kolluk kuvvetlerinin eksikliği, size teslim etmiş olduğumuz CD içinde mevcuttur.
Hakim Gar dışında bir toplanma yeri olup olmadığını sordu. Tanık İlhan Yiğit olmadığını belirtti.
Tanık İlhan Yiğit ekledi:
Patlama sonrasında basında bazı yerlerde görüldüğü üzere herhangi bir istihbarat paylaşmadı bizimle emniyet birimleri. Biz standart bir mitinde yaptığımız her şeyi yapıp her detayı son noktasına kadar planladık. Standart dışı olan tek şey, normalde şehir dışından gelen otobüslerde kuralların daraltılarak adeta engellemeye dönüştürdüğü arama ve durdurma durumlarının hiç olmamış olması ve alandaki güvenlik güçleri eksikliğiydi.
Hakim tanığa herhangi bir duyum ya da ihbar olup olmadığını sordu.
Tanık:
Bizim için bir kişinin tırnağının kanamasını bin eyleme değişmeyiz. Hiç bir ihbar ya da istihbarat almadık. Hiç bir bilgi paylaşımında bulunulmadı.
***
Gökhan Arpaçay'ın annesiyim. Bir anneye oğlunun ölümünü haber verdiklerinde, o anne ne yapar. (Ağlıyor, pek anlaşılmıyor) Benim çocuğum vatanını seven, insanları seven bir çocuktu. Sadece barışa gelmişti. Ben inanamıyorum, benim çocuğum nerede? Herkesten davacıyım. Oğlumun hakkını arayacağım. Hiç düşünmediniz mi, bu anaların yüreği yanar. Allah kimseye evlat acısı göstermesin. Sonuna kadar bu davaya katılacağım, oğlumun hakkını arayacağım. (ağlıyor)
[Mahkeme başkanı Türkan Arpaçay için sağlık görevlisi talep etti.]
11:56 Müşteki Deniz Beydilli
Öğretmenim, hayatımız hep yoksulların ötekileştirenlerin ezilenlerin, yani şu önde oturan sanıkların, polislerin askerlerin...yani bu insanların hiç biri sermaye sınıfının çocukları değil, yoksulların cocukları, bizler gibi.. Biz hep onlar için çalıştık. Bizim onlardan farkımız aydın ailelerimiz olmasıydı. Benim ailem Kayseri'den bizi okutmak için geldi . Biz bu insanların düşmanı değiliz, bize parmak sallayanların tehtid edenlerin düşmanı değiliz, aynı sınıfın çocuklarıyız. Öndekiler maşadır, size talimatları verenlere güvenmeyin. Sizi kullanıp atacaklar. 'Gel bu hasret bitsin' dedikleri feto'ya ne olduğunu görüyorsunuz, onun yanında siz hiç bir şeysiniz, siz yoksunuz. Ben size kin ya da öfke duymuyorum size sadece acıyorum. Biz yoksuların çocukları ölmesin diye gittik oraya. Dağda bayırda insanlar ölüyordu. Siz üst düzey yöneticilerin evinin matem evi olduğunu gördünüz mü? Ölenler hep yırtık ayakkabılı insanların çocuklarıdır. Biz dedik ki yoksul çocukları birbirini öldürmesin, nefret etmesin. Mutlulukla yaşasın. Barış herkese lazımdı. Barış senin çocuğunun da geleceğiydi, o da daha iyi yaşasın diyeydi. Çocukluğumuzdan beri bunun için mücadele ediyoruz biz, hayatımızı buna adadık. Bu savaş oy oranlarına bakarak çıkarıldı. Bu savaş da , bu patlamada da o seçimden bağımsız değildir. Anketlerde umulan bulunamayınca çıkarılmıştır. Ortalığı karıştır insanları birbirine düşür ki daha fazla oy gelsin. Biz özgürlük barış eşitlikten başka bir şey istemedik.
Bugün Lisa Çalan'ı ziyaret ettim. Ondan iki bacağını aldınız.. Onu da Diyarbakır HDP patlamasında yarım bıraktınız. Size bunları ABD nin maşası olduğunuz için yaptırıyorlar, yalan söylüyorlar. 'Müslümanlık için yapıyoruz' sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Siz emperyalizmin maşasısınız!
Bu ülke kendi topraklarında yaşayan kendi insanlarına işgalci gibi saldırdı. Sur, Silopi, Hakkari, Şırnak, Miray bebekler, bodrumdakiler, anneler, hamile kadınlar, katledildi! Tarihi mahalleler yıkıldı, kentler yerle bir edildi. Binlerce insan öldü her iki taraftan, halk öldü.
7 Haziran seçimi ile elde edilemeyen sonuclar 1 Kasım seçimi ile elde edilince savaş bitiverdi. İstenilen elde edilmiş, kaos bitmişti.
Ey maşalar, zavallılar, sadece acıyorum size, raf ömrünüz doldu, çok kısa sürede bertaraf edileceksiniz. En iyisi gerçeği söyleyin size kim yardım etti, kim kullandı kim emir verdi bunları söyleyin de vijdanınız rahatlasın. Çocukların yüzüne bakacak yüzünüz olsun.
Ayhan Çarklı da polis ajanıydı, yıllar sonra geldi HDP mitingine katıldı. Siz de göreceksiniz.
Patlamadan sonra HDP'ye gittim barış annelerinin beyaz yazmaları kan ve doku içindeydi. Kriz masası oluşturduk. İsimleri yazmaya başladık. ilk gelen isimlerden biri Korkmaz Tedik'ti. Korkmaz benim arkadaşımın cocuğuydu. Ben orada arkadaşlarımı, onların çocuklarını kaybettim. Sıralı olarak baştan aşağıya herkesten şikayetciyim. En son da bu maşalardan şikayetciyim. Kimseye öfkem yok, o öfkeyi kuşanırsam bunlara benzerim.
Şans eseri yaşıyorum. Güneşe uğurladıklarımız sayesinde buradayım. İki öndeki arkadaşım bana siper olduğu için hayatta kaldım. Ve o günden beri bunun ağırlığıyla yaşıyorum.
O günün siyasi durumundan bağımsız yargılayamayız 10 Ekim katliamını. Bunların hepsi bir şekilde ucundan tutmuş bu işin, ceza da alacaklar, ama asıl önemli olan o gün orada olan bizim güvenliğimizi almayanlar.
Mit binası, Emniyet binası dibimizdeydi. 400 milletvekili verin kaosu bitirin diyenleri sorgulamadan, burayı kan gölüne çevireceğiz diyenleri, Işid'e öfkeli çocuklar diyenleri sorgulamadan bu davayı çözemeyiz.
Başta Emniyet Müdürlüğü, İçişleri Bakanlığından ve tabii ki şu önde oturan asalaklardan şikayetçiyim.
Edirne'den partimle birlikte geldim. KESK'in çağrısıyla geldim. Bir tane bile polis görmedim, üniformalı kimseyi görmedim. "Garı bize bırakmışlar" dedim. Oturmaya çalıştım bir yere, patlama oldu, basıncı hissettim.
İnsanların koştuğunu gördüm, gayri ihtiyari koşmaya başladım. Koşarken bir makineli tüfek sesi duydum, benden başka duyan var mı bilmiyorum. Bayılmışım. Ayıldığımda "iç kanama geçiriyorsun" dediler.Tekrar uyandığımda bir kadın arkadaş beni uyandırdı, "kalk bizi de öldürecekler" dedi, tekrar bayılmışım. Ayıldığımda bir ambulanstaydım. İç kanama geçirdiğimi söyledim.
Atatürk hastanesine getirmişler beni. Kalp krizi geçirdim, bağırsaklarımda parçalanma olmuş, karaciğerimdeki şarapnel hala duruyor. Hastanede bana sorular sorduklarını hatırlıyorum. "Çok mu dumana maruz kaldın?" dediler. "Çok mu soba yaktın?" diye sordular. O günden beri düzgün nefes alamıyorum.
18 gün arkadaşlarımdan haber alamadım, televizyonları açtırmadılar bana evde. bebekliklerini bildiğim çocukların öldürüldüklerini öğrendim.
Ben bu polisler, askerler de öldürülmesin diye oradaydım. Kim zarar görüyor barıştan?
MR'a giremediğim için böbrek ameliyatı olmak zorunda kaldım. Hala sağlık sorunlarım devam ediyor.
Kız kardeşim Seher Yaylagül'ü kaybettim. Haber alıp Numune Hastanesine gittim, beni içeriye almadılar, zorla içeriye girdim. Girerken polisler askerler bana bağırdılar. Abim oradaydı, ailelerimiz oradaydı.
Malatya'dan gelmiştim. Sabah 7 gibi Ankara'ya indik ve ilk defa bu kadar büyük bir mitinge katıldım. 10:04'de patlama gerçekleşti. Patlama gerçekleşmeden önce ortada bir tane polis yoktu. Sadece bir polis arabası gördüm, onun içinde de polis yoktu. Patlama olmadan önce gülüyorduk. Maddi manevi her açıdan zarar gördük. Fizik tedavi görmek istiyorum. Hiçbir maddi desteğim yok. Göremedim.
Boynumdan yaralandım, arkadaşlarım beni öldü sandılar. Kalktığımda hiç tanımadığım insanlar kollarımdan tutup bir taksinin kenarına bıraktılar. Kalktığımda cesetler gördüm. 20 dakika ambulanslar gelmedi, gelmeleri engellendi. Polisler saldırmaya başladılar. Yerde yaralı yatanlar ve ben dahil, belki kurtulacak bir sürü insan bu biber gazı sebebiyle öldü. Buna sebep olanlardan şikayetiçyim. Ben tek başımaydım. Üzerimdeki elbiselerim yırtılmıştı, kan içindeydi. Burada kimse yoktu. Kan içinde elbiselerimle Malatya'ya döndüm.
Arkadaşım Osman Erbasa'yı kaybettim, kendim de hafif yaralandım. Sorumlulardan şikayetçiyim, davaya katılmak istiyorum.
İstanbul'dan KESK HaberSen'le birlikte gelmiştim. Sendikalarımızın öncüleri oradaydı. Bombalı eylem geniş eylemde barış isteyen herkesi vurdu ama orada yılların birikimiyle olgunlaşmış öncüleri vurdular.
Bu saldırının politik bir yönünün olduğunu da düşünüyorum ben, çünkü bu saldırıda bu ülkenin politik birikimi olan insanları da vuruldu.
Özmen Arpaçay'ın abisiyim. Ben kardeşimin öldüğüne inanabilmek için 19 aydır her gün mezarlığa gidiyorum. Her gün! Umarım bu sanıkların da bir gün başlarına en korkutan şey gelir.
Düşünsenize, barış için giden insanlar, katledilen insanlar için buradayız. Hiçbirimiz burada olmamalıydık, sürekli bunu düşünüyorum. Artık dayanacak gücümüz kalmadı. Kusuru olan herkesten şikayetçiyim.
Müşteki Reyhan Urgancı ifadesini verirken, Sanık Metin Akaltın, işaret parmağını müştekilere doğru sallayarak tehdit etmiştir. Kayıtlara bu şekilde geçmesini talep ediyoruz.
11:09 Müşteki Reyhan Urgancı: "Siz cenneti göremezsiniz. 'Din' diyerek para için 'Barış' diyenleri öldürdünüz"
10 Ekim 2015 sabah uyandım, 10:15'de kız kardeşim aradı. Özmen Gökhan Arpaçay'ın ablasıyım ben, kardeşim 32 yaşındaydı, evimin en küçüğüydü. "Bize bu acıyı yaşatan çakallar" diyorum. Size hakaret etmiyorum, hak ettiğinizi söylüyorum.
Hatice, dün 2 çocuğum benden ağlayarak alındı dedin ya...
[Hatice Akaltın'ın arkasına dönmesi üzerine salondan tepkiler]
[müşteki ifadesine devam ediyor]
Bunlar, Cumhuriyet tarihinin en kanlı katliamını yaptılar. Şimdi soruyorum bu sanıklara. Onlar bu öldürdükleri insanları tanıyorlar mıydı? Benim kardeşim yaşasaydı, size barışı anlatırdı.
Siz cennete gidemezsiniz. Para için tanımadığınız insanları öldürdünüz. İbadetinizi Allah için yapardınız, kimseye uşaklık yapmak için değil. Ellerimiz o kanlı ellerinizin üstünde, iki elimiz yakanızda, şeytanınızdan bulun. Ben Allah için yaptım demekle olmuyor o işler, hepinizden, bu işi size yaptıranlardan da davacıyım.
Başınızı yastığınıza koyduğunuz zaman vicdanınız size en ağır cezayı verecek bir gün, belki bu gün vermiyor, bir gün verecek.
Orada ölen 101 can, hepsi insandı. Siz çakalsınız. Size hakkımızı helal etmiyoruz. Cenneti göremezsiniz. Ben dini çok iyi biliyorum, size bir soru sorsak cevap veremezsiniz. Allahınızdan bulun. Vicdansızlar, merhametsizler.
Kanlar içinde bir sürü insan üzerimize doğru gelmeye başladı. O tarafa gidemedik, çünkü o güruhun arkasından polisler insanlara saldırıyorlardı.
Çocuğumla Genel Müdürlük binasına gittim onu korumak için. Olayı Genel Müdürlük binasının üzerinden izlemek zorunda kaldım. Polis araçlarının, itfaiye ve ambulansların olay yerine ulaşımlarını engellediğini gördüm. Telefonlar kilitlenmişti. Arkadaşlarımıza ulaşamıyorduk. Bir saat geçtikten sonra Gökmen'in öldüğünü öğrendik. Benim kardeşim 13 aylık evliydi ve öldükten sonra karısının hamile olduğunu öğrendik. Şu an 10 aylık bir oğlu var. Bu acıyı bize yaşatanlar ve sebep olanlardan, sorumluluğu, kastı ve ihmali olanlardan şikayetçiyim.
***
10 Ekim Katliamı’yla ilgili Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 3. duruşması dün (2 Mayıs) başladı. 3 gün sürecek duruşmanın bugün görülen 2. oturumu saat 10:30’da avukat, sanık ve müşteki yoklamalarıyla başladı. Duruşma müştekilerin beyanlarıyla devam etti.
Müşteki Asiye Deniz, "Şikayetçiyim ve davaya katılıyorum. Barış mitingine gitti ve geri gelmedi. 8 çocuğumla mahvolduk. Kimse ölmesin. Hukukçusunuz ve adil bir hukuk ve adalet bekliyorum. Bu canilerin ceza almasını istiyorum. Çektiğimiz acıları anlamak için herkes kendisini bizim yerimize koysun. Biz barış istemekten geri durmayacağız"
İsmail Asta, "Görevli olarak geldim. Ben de yararlandım. Şikayetçiyim, davaya da katılmak istiyorum"
Ayla Eyüboğlu, "Sendika çalışanıyım. Barış için mutlulukla alana geldim. Hiç polis yoktu. Arkadaşlara sordum. Polis görüyor musunuz? Kimse yoktu. İllerden çıkarken ne bir arama ne de bir kontrol vardı. Kafamda bir şeyler canlandı. Haber-Sen olarak kortejimizi oluşturduk. İlk bombayı ses bombası sandık. İkinci bomba yakınımızda patladı. Yanımda cesetler vardı ve bedenler paramparçaydı. Doktorlar ve sağlıkçılar müdahale ederken onlara gazla saldırdılar. O gün görev yapan tüm polislerden ve emiri verenlerden şikayetçiyim"
Barış Aydemir, "hiçbir mitinge katılmışlığım yoktu. Bu mitinge ismimi taşıdığı için katılmak istedim. Hiçbir kontrol yoktu. Garın önüne geldik ve korteje girdik. Bomba patladıktan sonra bayılmışım. Ölü sanmışlar beni ve üstümü örtmüşler. Gözümü açtığımda kendimi hastanede buldum. Bunları yapanların hiçbiri insan olamaz. Bir de bunları yaptıranlar var. Onlar da İnsan değil. Onların da bulunup yargılanmasını istiyorum"
Müşteki Gökçen Dalmaç Kara: "Polis araçlarının, itfaiye ve ambulansların olay yerine ulaşımlarını engellediğini gördüm."

Duruşmanın ilk gününde (dün, 2 Mayıs) en son Antep’te yakalanan Hatice Akaltın dinlendi.
Hatice Akaltın, IŞİD’in mali işleriyle sorumlu olduğu ve yapılan eylemlerin organizasyonunda aktif rol oynadığı düşünülen tutuklu katillerden Metin Akaltın’ın eşi. Antep’teki ifadesiyle çelişen yanıtlar veren Akaltın hakkında müşteki avukatları, sıradan bir örgüt üyesi olmadığı ve 10 Ekim Katliamı’na iştirak ettiğini söyleyerek tutukluluğunun devamını talep ettiler.
Duruşma salonunda Metin Akaltın eşi Hatice Akaltın’a “soruları yanıtlamak zorunda değilsin” diye uyarıda bulununca o da soruları yanıtlamamaya başladı. Kendi avukatının talebiyle sanık sıfatlı katiller salonun dışına çıkarılınca de eşi Metin Akaltın tehdit edercesine “cevap vermeyeceksin” diye uyardı. Akaltın’ın avukatını da “savunmasan daha iyi” sözleriyle hedef aldı.
Hatice Akaltın, Halil İbrahim Durgun’un kendisini patlattığı evin kontratını imzalayan kişi. Mahkemede bu soruya “Demek ki yakalama kararı yoktu ki rahatça gezebiliyordu” diye karşılık verdi. Duruşmada eşinin Suriye’de olduğu anlaşılan silahlı fotoğrafını teşhis eden Akaltın, daha sonra panikleyerek belirsiz ve çelişkili yanıtlar verdi. Eşi ve diğer sanıklar salondan çıkarıldıktan sonra da çelişkili yanıtlarını sürdüren Akaltın’ın avukatı, çocukları için korku duyduğu belirtilerek koruma istedi.
Şubat ayında yapılan 2. Duruşmada tutukluluk kararı çıkarılan Akaltın’ı yakalamak için polisin hiçbir teşebbüste bulunmadığı, kendisinin ifade vermek için karakola gittiği belirtildi. Akaltın bu durumu, hakkında karar çıktığını bildiğini, babasının evinde kaldığını, polisin kendisine ulaşmasının zor olmadığını belirtti.
Akaltın’ın ifadesinden sonra müştekilerin dinlenmesine geçildi. Acılarını, öfkelerini ve isyanlarını haykırdıkları konuşmalarda sadece davada adı geçenlerin değil, bu katliama en azından göz yummuş olan tüm devlet görevlilerinin yargılanması talebinde bulundular. Hemen hepsi katliamın devletin bilgisi dışında gerçekleşmediğini düşündüklerini vurguladılar.