Makyajı akan sol siyaset bezirganlığı

“Haziran ruhu” olarak pazarlanmaya çalışılan “birlik” anlayışı...

GÜNCEL
Çarşamba, 3 Mayıs 2017 (8 yıl 11 ay önce)

7 Haziran seçimleri öncesinde sırf Kürtlerle yan yana görünmemek için apar topar bir “birlik” kurdular.



 



İçlerinden bazılarının -TKP ve FKF gibi- yaratılmasında kayda değer bir katkıları olmayan tarihsel sembol ve değerlerin üzerine oturmaktaki pişkinliklerini bu kez hep birlikte tekrarlayarak Haziran İsyanı’nın “sahibi” ya da “tek mirasçısı” pozlarına girip kendilerini “Haziran Hareketi” olarak tanımladılar.



 



Asıl olarak CHP’den umudunu kesmiş Kemalist küçük burjuvazi ile kentli orta sınıfları kazanmanın peşindeydiler. Dilleri “sınıf”, “emek”, “sosyalizm” falan diyordu ama bayraklarında ve pratiklerinde “laiklik” ve “cumhuriyet muhafızlığı” baş köşedeydi. Bir de esas olarak ABD’yi hedef alan -ÖDP gibi içlerinden bazıları AB’ye karşı tümüyle ‘boş değillerdi’ çünkü- sığ ve sınırlı bir ‘anti emperyalist’ havalardaydılar. Hepsini bir araya getiren Kürt sorununa yaklaşım gibi bu konuda da Kemalizmin küçük burjuva milliyetçi “bağımsızlık” anlayışı ortak paydalarıydı.



 



Onları ışık hızıyla birbirlerinin kucağına iten Kürtlerle yan yana gelmeme gerekçesini perdelemek için o koşullarda az-çok “geçerli” görülebilecek bir bahaneye ihtiyaçları vardı. Türkiye solunda sosyal şovenizmin kendini kamufle etmek için yıllarca kullandığı beylik kılıf tekrar dolaşıma sokuldu:




Kürt hareketi ulusal karakterde bir hareketti, hedeflerini ve önceliklerini ulusal talepler belirliyordu. Halbuki onlar emeği esas alan, emeğin sorunlarını merkeze koyan sosyalist sınıf örgütlenmeleriydiler. Dolayısıyla ‘ayrı dünyalara’ mensuptular…




Ayrıca bu girişim, “farklılıklara rağmen bir araya gelinen Gezi’nin ‘birlik ve mücadele’ ruhunu canlı tutup ileriye taşıyarak Türkiye sol-sosyalist hareketini birleştirip bütünleştirme” gibi bir misyonu önüne koymuştu. “İlerici-demokrat kamuoyunun özlemi ve beklentisi doğrultusunda soldaki parçalanma ve dağınıklığa son verecek güçlü bir sosyalist odak inşa edilecekti”.



 



Kendisini “Haziran Hareketi” olarak tanımlayan o yengeç sepetini oluşturanların özellikle de “birlik” konusundaki tarihsel sicilleri bilinmiyor olsaydı, kulağa hoş gelen bu masallara inanılabilirdi. Gerçi Türkiye toplumunun geneli gibi soldaki birey ve çevreler de fazlasıyla “balık hafızalı”ydı. Öncesi de bir yana sırf 12 Eylül sonrası kimbilir kaç kez benzer “birlik” girişimi olmuştu. Bunların ‘başarılı’ olanları dahi gerçekte tasfiyeciliğin farklı biçimlerde derinleşip kurumsallaşması dışında bir sonuç doğurmamıştı. Şimdikine en yakın örnek olarak 1990’ların ÖDP deneyimi ve tabii o filmin arkasının nasıl geldiğini hatırlamak yeterliydi. Üstelik “büyük umutlar” yaratan o projenin çok geçmeden “büyük bir hayal kırıklığına” dönüşerek çökmesinin birinci dereceden sorumlusu kimileri bu girişimde de baş roldeydiler. Ne de olsa “burası Türkiye”ydi ve bu toplumda “herşey olunur sadece rezil olunmazdı”. Onun için, tutmayacağı aslında baştan belli olan bu duaya “amin” denilmesi riski yine de vardı.



 



Lakin çok geçmedi, hayat hükmünü yürüttü. Devrimci eleştiri silahını kullanmaya dahi gerek kalmadan pratiğin eleştirisi bu girişimin balonunu söndürdü.



 



“Birbirimize yaslanarak belki bir güç oluruz” hesabıyla bir araya gelenler önlerine çıkan ilk ciddi siyasal sorunda birbirlerine ayakbağı olup topluca kilitlendiler. 7 Haziran seçimleri gibi kritik bir konuda ortak bir tutum ve politika belirleyemediler. Sonunda herkes bildiğini okudu.



 



Ardından kendi içlerinde birbirlerine girip bölündüler. TKP denen tatlısu sosyalisti çevre içinde kariyer savaşı patlak verdi ve bölünmeyle sonuçlandı. Halbuki “Haziran Hareketi”, “solda birlik” sloganını istismar ederek yola çıkmıştı?!!



 



“Biz emeğin mücadelesini esas alan sosyalist sınıf örgütlenmesiyiz” iddiasındaydılar. Temel mottoları buydu. Ama kuruldukları günden bu yana sınıf içinde anlamlı tek bir eylem bile örgütledikleri görülmedi. Sınıfın önüne düşüp yol açıcı olmak şurada dursun, kendiliğinden patlak veren ve günlerce süren grev ve direnişleri dahi uzaktan seyrettiler. Düşünün ki, metal işçileri faşist Türk Metal çetesinin saltanatına karşı ayağa kalktı, “metal fırtınası”na dönüşen eylem dalgası en umulmadık kent ve fabrikalara kadar yayıldı, en önemlisi -öncesi de bir yana- 40 günden fazla sürdü. Bu “sınıf devrimcileri” bu eylem sırasında bile ortalıkta yoktular. Kimi fabrikalarda taraftarları olduğu halde harekete bir yön kazandırıp yeni perspektifler sunma noktasında parmaklarını oynatmadılar. Taşeron çalışmaya karşı sendikalaşma mücadelesi veren Avcılar Belediye işçilerinin 60 günden fazla süren direnişini de benzer bir kayıtsızlıkla seyrettiler; patronla işbirliği yaparak kıyım listeleri hazırlayan Kristal-İş yönetimindeki sendika ağalarına karşı karda-kışta haftalarca direnen Mersin Paşabahçe işçilerinin direnişini de… Bu “sınıf devrimciliği” palavrasının içinin boşluğunu kanıtlayan örnekler saymakla bitmez!..



 



Gezi Direnişi’nin adı ve prestijinin üzerine konmaya soyunan bu sol siyaset bezirganlığının küçük hesaplar peşinde koşan karakteri, 2017 1 Mayıs’ında bir kez daha kustu kendini. Burjuvazi ve Tayyip Erdoğan despotluğunun hangi sınırlar içinde nerede “eylem” yapabileceğimizi bize dayatmalarına karşı bir irade savaşı olarak Taksim’i direnmeyi dahi düşünmeden terketme suçuna ortak olmakta bir beis görmeyen, sürüldükleri Bakırköy Meydanı’nda polisin onca keyfi dayatmasına karşı durmayı akıllarından dahi geçirmeyenlerden birileri, sırf kürsüden yapılan bir anonsa tepki olarak 1 Mayıs mitingini terketmişler!!!



 



Düşünebiliyor musunuz, içte ve dışta çok zor günlerin bizleri beklediği şöyle bir tarihsel momentte, sonucun hileyle değiştirildiği kritik bir referandumun arkasından, burjuvazi ve faşist devletinin dayatmalarını dert etmeyen birileri 1 Mayıs mitingi gibi bir eylemi sırf rakip haline geldikleri çevrelerden birinin temsilcisi kürsüden “TKP başkanı” olarak anons edildi gerekçesiyle protesto ederek terkediyor!!!



 



Fazla söze gerek var mı?.. Bizlere “Haziran ruhu” olarak pazarlanmaya çalışılan “birlik” anlayışı, siyaset anlayışı, politika tarzı… bu işte!..



 



[Alınteri'nin baskıya hazırlanan 14. sayısından alınmıştır]