Dersim Tertelesi’nin 80. yıldönümündeyiz
“Kendi yurdumda vurulmuş esirim ben.
Yaralarım kanıyor, ey hewar!
Beni evinde çarmıha geriyor; kirli ayaklarıyla onuruma basıyorlar.
Dağlarım hüzünlü, ağaçlar otlar ağlıyor!”
Dersim Tertelesi’nin (soykırım) 80. yıldönümündeyiz. Hitler’e gaz odaları için esin kaynağı olmuştur Dersim… Şimdiki faşist özel savaş politikalarının uygulayıcılarının feyz aldığı zulüm çeşitliliğidir. Kentlerin haritadan silinircesine yerle bir edilmesinde, insanların mağaralarda değil ama bodrumlarda diri diri yakılmasında, yerinden yurdundan göçe zorlanmasında, açlıkla-çaresizlikle asimilasyon politikalarına boyun eğer hale getirilmeleri çabasında Dersim’in güncellenmiş izleri vardır.
Dersim, Kürt halkının yaşadığı tarihsel acıların her defasında dönüp bakılarak tekrarlatıldığı bir tarihsel kaynaktır adeta… Cizrelilerin çocuklarına Dersim ismi vermelerindeki yaygınlıksa, Kürt halkının bu süreklilik ilişkisini unutmazcasına bilincine ve yüreğine çentiklediğinin somut ifadesidir.
'İskender’in bile fethedemediği bir özerkliği, başeğmezliği vardır' denir Dersim için… Kürt-Alevi kimliğini tarih boyunca koruyarak, kendi toplumsal ilişkilerini bu kimlik içinden düzenlemiş bir “özerkliktir” bu.
Cumhuriyet’in kurulmasından hemen sonra 1925 yılında çıkarılan Şark Islahat Planı, Piran, Sason, Mutki, Zilan ve Ağrı katliamlarıyla pratikleşmiş, Dersim ise bu politikanın son halkası olmuştur.
Dersim, Cumhuriyet’in ilk yıllarından başlayarak devlet yazışmalarının önemli konularından biri olmuştur. Yazışma ve raporlar bu ilginin 1932-1934 yılları arasında yoğunlaştırıldığını, bir askeri işgalin planlandığını gösteriyor. Karakolların yapımına başlanır, askeri yığınak yapılır, çeşitli aşiretlere dönük olarak gerilimi yükselten provokatif girişimler gerçekleşir, aşiretler arası çelişkiler kışkırtılarak toplumsal ilişkiler çözülmeye çalışılır. 25 Aralık 1935’te çıkarılan Tunceli Kanunu'yla öncesinde alınan yol somut bir ifadeye kavuşturulur.
Tunceli Kanunu denilen şey, Şark Islahat Planı'nın Dersim'e ilk resmi uyarlamasıdır. Bununla Elazığ’ı merkez alan Dersim, Erzincan ve Bingöl’ü içeren 4. Genel Valilik oluşturulur ve başına Abdullah Alpdoğan atanır. Alpdoğan, yereldeki askeri ve idari otoritedir. Aynı zamanda Elazığ merkezli özel yetkilerle donatılmış İstiklal Mahkemesi kurulur. Bugün yapılanlarla ne kadar benzediğini söylemeye ise gerek yok.
Dersim’de bu yapılıp edilenler kapsamlı bir katliama hazırlanıldığını, dahası Dersim’in artık Dersim olamayacak şekilde ezilmesinin, soykırıma uğramasının tasarlandığının göstergesidir.
4 Mayıs 1937’ye gelindiğinde bir soykırım için gerekli tüm idari-askeri-kültürel hazırlığın altyapısı oluşmuştur. Bu tarihte Türkiye Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu toplanarak, "Sadece taarruz hareketiyle ilerlemekle iktifa ettikçe isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur. Bunun içindir ki, silah kullanmış olanları ve kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar vermeyecek hale getirmek, köyleri kamilen tahrip etmek ve aileleri uzaklaştırmak lüzumlu görülmüştür” kararını alır.
Bu cümlelerden de anlaşılacağı gibi soykırım planı sadece kanlı bir kıyım değildir. Asimilasyonu, belleksizleştirme ve tarihsizleştirmeyi de kapsayan çok yönlü bir toplumsal yıkımın adıdır. Bir anda olup biten değil, zamana yayılan bir zulüm ablukasıdır, toplumsal çökertme saldırısıdır.
Sağ kalanların trenlere doldurulup, “Tarih öncesi köpek ulumalarının” duyulduğu bir yabancılığa sürüldüğü bir kimliksizleştirme harekâtıdır. Sağ kalan hiçbir Dersimlinin insanın kemiklerine işleyen o buz gibi kimliksizleştirme saldırısından bahsetmek istemeyeceği yaralarla, onursal yıkımlarla, aşağılamalarla doludur sonrası…
Çocukları ellerinden alınıp devşirilmeye çalışılan, dillerine, yaşam biçimlerine, davranış ve eyleyişlerine sınırlar çizilen o günlerden bugüne kalan yaşlı Dersimlilerin bugün Cizre yakılıp yıkıldığında ağlayarak “Bize yaptıklarını yapıyorlar” demeleri boşuna değildir.
Dersim’le Cizre... çocukların isimlerinde ve akıtılan gözyaşlarında birbirine karışıyor.
Tıpkı Seyit Rıza’nın “Bu yaptığınız zulümdür. Cinayettir. Ben yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu. Ben de karşınızda diz çökmedim, bu da size dert olsun” sözleriyle Mehmet Tunç’un “Şu an ölümü bekliyoruz. Bu binanın çökmesiyle insanlık da bu bodrumun altında kalacak… Herkesin moralini iyi tutması lazım. Sadece bu bodrumda insanlar yaşamını yitiriyorsa sanki özgürlük mücadelesi iflas etmiş, sanki özgürlük mücadelesi bitecek anlamına gelmiyor.… AKP Hükümeti'nin niyetini, valiliğin niyetini, İçişleri Bakanlığı’nın niyetini bilmiyorum. Ama şu anda Cizre’de bir vahşet uygulanıyor, Cizre’de bir katliam uygulanıyor. Ama biz diz çökmeyeceğiz…” sözlerinin birbirine karışması gibi…