‘Bir gece ansızın gelebiliriz’ demişlerdi... Hep gece yarısı anızın gelmemişler miydi zaten
‘Bir gece ansızın gelebiliriz’ demişlerdi, hâlbuki çoktan bilirdi evine ateş düşmüş her insan, bu gece gelişlerini… Hep gece yarısı ansızın gelmemişler miydi zaten… Bilirlerdi; gece saklardı korkuyu, niyeti, hainliği… Bilirlerdi; ceplerinde ölüm ve zulüm olanlar, gece saklardı kana bulanmış elleri…
‘Bir gece ansızın geleceğiz’ demişlerdi ve bir gece, sığınıp karanlığın kollarına, çoktan ölmüş ve çürümeye yüz tutmuş gözlerini kısarak, kamburlaştırıp gövdelerini, sinsi sinsi çıkmışlardı kuytu köşeden… Ah! Zulüm karanlığı severdi, ne yazık ölüm kokardı bu sevda… Ah! O nedenle aysız, yer- gök zindan bir gecede gelmişlerdi. Ölümü yükleyip kara bir akrebin üstüne, bir evin duvarlarının altına atıvermişlerdi ansızın, aysız, kapkara bir gecede…
Ninnilerle dalınmış uykular paramparça kalmıştı o aysız gecede, oysa daha kötü kalpli devle savaşıp Kaf Dağı’nın ardında, gökkuşağının üstünden kayacak, her yerinden pamuk helva fışkıran ovalarda soluk soluğa koşacaklardı. Daha bitmemişti ki rüyalar…
Oysa gece ansızın gelenler, çekip üstlerinden hınçla anne kokan yorganı, koca duvarı yüzyıllık bir kinle devirmişlerdi ufacık bedenlerin üzerine. Kara saçlı, kara gözlü ufacık başlar, yağlı demir ve tekerlek yığını arasında parça parça edilmişti. Oysa daha az önce o kapkara ufacık başların herbiri öpüp okşanmış, kokusu çekilmişti içlere… Daha az önce, iki kardeş koyun koyuna, gülüşüp kıkırdayarak sığınmışlardı yorganın altına…
Muhammet, geceyi yırtan o sesi duyduğu anda Furkan’ın tutmuştu elinden. Abi sayılırdı o. Bir yaş büyüktü ne de olsa. Oysa bilmezlerdi bir gecede ansızın onlarca yaş büyüyeceklerdi ikisi de… Bilmezlerdi o ses ölüm olup yağacaktı üzerlerine…
Geceye sığınıp gelenler, geldikleri gibi kaçarak gitmişlerdi geceye. ‘Kader’ demişti kimi takım elbiseli zulüm buyurucular, kimileriyse zafer naraları atmıştı gazete manşetlerine… Kan kusmuştu ağızlar, gözler, eller, yürekler… İki yarım kalan rüyaya sevinmişti hepsi.
Oysa bilmiyordu bir gece ansızın gelenler, iki yarım kalan rüya büyütecekti korkuları. İki yarım kalan rüya, Miray bebeğin, Nihat’ın, Ceylan’ın, Uğur’un rüyalarına karışıp, geceyi silen güneşin ilk ışıklarına kadar dolaşıp duracaktı toprak damlı evlerin üstünde… Ve yakındı şafağın atışı…. Bilmiyorlardı…
Alınteri Okuru