Büyük resim

Emperyalistler arası çelişki ve hegemonya krizi tehlikeli bir aşamaya ulaşmış bulunuyor

DÜNYA
Pazar, 7 Mayıs 2017 (8 yıl 11 ay önce)

Ege Deniz



 



Kapitalist emperyalist dünyadaki yapısal krizin temel bir boyutu olarak emperyalistler arası çelişki ve hegemonya krizi tehlikeli bir aşamaya ulaşmış bulunuyor.



 



Bunun bir parçası olarak, Ortadoğu’daki savaşların hızla yayılacak bölgesel bir savaşa yol açma potansiyeli taşıdığı bilinmektedir. ABD’nin Suriye’ye yaptığı askeri saldırı bunu somut olarak gösterdi.



 



Hegemonya mücadelesi çok cephede sürüyor







Öte yandan, emperyalist güçler arasında süregelen çatışma ve gerilim alanlarından, örneğin Ukrayna’nın sadece Ukrayna olmadığı, bunun gibi, Ortadoğu’daki savaşların sadece Ortadoğu’yla sınırlı ya da Asya-Pasifik’te yaşanan gerilimlerin olası sonuçlarının salt bu bölgeyle sınırlı kalmayacağı, aksine, tüm bunların dünya çapındaki emperyalist hegemonya mücadelesine etki eden parçalar olduğu her gün daha net açığa çıkıyor.



 



Üstelik bu mücadele gelip geçici olmadığı gibi giderek daha karmaşık ve çok yönlü boyutlar kazanmakta. Hegemonik güç olarak ABD’nin bu rolü oynamada son birkaç on yıldır gerileme yaşamış olmasından ötürü doğan boşluğun kim tarafından -bizzat ABD’nin kendisi tarafından mı yoksa bir başka emperyalist güç tarafından mı- dolduracağının yanıtı henüz verilmekten uzak. Bu nedenle, küresel paylaşım ve hegemonya mücadelesi öyle kolayca sonuca bağlanamayacak.



 



Saha-masa diyalektiği işliyor



 



Nitekim hegemonya mücadelesi, öne çıkan emperyalist güçler arasındaki gerilim ve çatışmaların sürekli tırmanması şeklinde olmaktan ziyade, karşıtların birbirini yokladıkları, şu veya bu alanda güç sınamasına giriştikleri anların yanı sıra kimi zaman görüşme masalarının kurulması şeklinde bir seyir izliyor.



 



Kendisine antiemperyalistim, solcuyum diyen bazı kesimler içerisinde genel bir kafa karışılığına ya da küresel güçlerden birinden medet umma gibi tutumlara yol açan bu zigzaglı gidişin karakterini ve asıl gelişme yönünü unutmamak önem kazanıyor.



 



Sözgelimi, ABD emperyalizminin, Çin’i Kuzey Kore üzerinden, Rusya’yı ise Suriye’ye yönelik gerçekleştirdiği füze saldırısı örneğinde olduğu gibi askeri tehditle baskı altına alma çabalarının sonucunda ortamın aniden gerildiğine son haftalarda tanık olduk. Yükselen tansiyonuın ise bir süre sonra, Trump ve Putin’in telefon görüşmesi yapıp “uzlaşma” sinyalleri verdiklerine de…



 



Kuzey Kore ile yaşanan gerilimin de konuşulduğu görüşmede, iki liderin, “Suriye’de şiddetin sona erdirilmesi için tüm tarafların ellerinden geleni yapması gerektiği konusunda mutabık kaldığı” açıklandı. ABD’nin, Kazakistan’ın başkenti Astana’da (3-4 Mayıs) yapılan ateşkes görüşmelerine temsilci göndereceği de duyuruldu.



 



Bunun gibi, Kuzey Kore’nin füze denemelerini fırsat bilen ABD, gerilimi zirveye çıkaran saldırgan bir tutuma yöneldi. Buna karşılık Kuzey Kore sert tutumundan taviz vermedi. Adeta savaşın eşiğine gelindi. Son günlerde ise Trump aptalca mizacıyla Kuzey Kore lideri için “şirin bir kurabiye” benzetmesi yaparak hem onu tehdit etmeyi sürdürdü hem de ortamı sözümona yumuşatmış oldu.



 



O nedenle yükselen tansiyon anlarının ardından bu türden “uzlaşı” ya da “yumuşama” sinyallerini görüp aldanmamalı. Bunlar emperyalist yeniden paylaşımın doğasında var. Tıpkı tarafların sahadaki agresiflikleriyle (ve güç dengelerinin sınanmasıyla) iç içe masada adım adım Suriye’yi bölüşmeleri örneğinde olduğu gibi.







Hegemonya savaşının sonucunu tayin edecek ana saha



 



Diğer bir nokta, emperyalist kapışmanın Suriye ya da Ortadoğu’yla sınırlı olmadığını, hatta emperyalist hegemonya mücadelesinin genel seyrini belirleyecek asıl kapışmanın Asya-Pasifik’te gerçekleşeceğini sürekli akılda bulundurmak.



 



ABD’nin Kore Yarımadası’nda gerginliği tırmandırırken, Kuzey Kore’nin en büyük ticaret partneri olan Çin üzerindeki baskıyı artırması, ABD emperyalizminin küresel çapta yeniden kazanmaya çalıştığı hegemonik rol açısından, bu bölgenin birincil derecede önem taşımasıyla ilgilidir.



 



Pasifik’teki ABD askeri yığınağı sürekli artıyor



 



Pasifik Ordusu kapsamında ABD Donanması’na bağlı 60 savaş gemisi, 140 savaş uçağı ve 40 bin ABD askeri Güney Tokyo’da Yokosuka’da konuşlanmış bulunuyor. Güney Japonya’daki Okinawa Takım Adaları’nın beşte biri uzun yıllardır ABD askeri güçlerine bırakılmış durumda ve Kuzey Kore ile Güney Kore arasındaki sınırda bulunan ABD askeri sayısı 30 bin civarında. Üstelik ABD, 2020’ye kadar donanmasının yüzde 60’nı bölgeye sevk edeceğini ilan etmiş durumda.



 



ABD Ordusu’nun Pasifik’te nükleer silahları da barındıran yüzlerce askeri üsse sahip olduğu söyleniyor. Bu askeri-teknik yığınak bile Asya-Pasifik’in ve burada potansiyel rakip olarak Çin’in çevrelenip baskı altına alınmasının ABD açısından ne denli stratejik olduğunu gösteriyor.



 



İçine Rusya ve ABD’yi de katarak konuşursak, 46 ülkeden oluşan ve dünya nüfusunun yüzde 61’inin (ki bu oranın yarıdan fazlası 30 yaş altı gençlerden oluşuyor) yaşadığı Asya-Pasifik bölgesi, küresel enerji tüketimi, enerji hatları, mal taşımacılığı, denizaşırı ticaret gibi pekçok stratejik konuda büyük önem taşıyor.



 



An itibariyle bölgedeki güç denklemi



 



Bölgede ABD’nin Japonya, Güney Kore, Avustralya, Tayland ve Filipinler’le olan müttefik bağı, Hindistan, Singapur ve Endonezya ile ortaklık anlaşmaları bulunuyor. Çin ise Myanmar ve Kuzey Kore ile ittifak halinde, Rusya ve Hindistan’la da BRICS üyeliği ve yakın ilişkisi var.



 



Tam da bu noktada ABD’yi düşündüren en önemli şey, diğer iki bölge ülkesi Rusya ve Hindistan’ın Çin’le yaşadığı gerilimde ve olası bir savaşta nerede duracakları! Bu noktada, ilk bakışta Rusya’nın askeri çatışmada da Çin’in yanında saf tutacağı söylenebilse de, bu mutlak değil.



 



Süregelen savaş ve onulmaz yıkımların yaşandığı Ortadoğu’nun, emperyalist yeniden paylaşımda “ana saha” şeklinde öne çıkıyor görünmesi, büyük resmin büyük parçasında, Uzakdoğu’da neler yaşandığının, tüm dünyayı ateşe atacak çapta tehlikeli bir savaşın hazırlıklarının orada yapıldığı gerçeğinin görülmesine engel olmamalı.



 



Tıpkı, ABD’nin, Rusya ile kontrollü gerilim eşliğinde uzlaşma yollarını açık tutmak gibi bir çizgide davranmaya çalışmasının nedenlerinin ancak resmin bütününden bakılınca anlaşılmasının mümkün olması gibi…



 



[Alınteri'nin 14. sayısından alınmıştır]