açlık, grev…

açlık grevi yapan insanlara verilecek en kötü tepki eylemi bırakmalarını önermek

GÜNCEL
Perşembe, 11 Mayıs 2017 (8 yıl 11 ay önce)

ayşe düzkan



 



“bir bardağa su koyun, üstüne iki kaşık deniz tuzu ekleyin ve gün boyunca afiyetle tüketin”



 



israil hapishanelerindeki 7 bine yakın filistinli politik esirin 1500’ü 17 nisan’dan, yani esirlerle dayanışma gününden beri sadece tuzlu su tüketiyor. şeker de yok, sadece tuzlu su. aralarında direnişin liderleri de var, merwan barguti grevi başlatanlar arasındaydı, fhkc genel sekreteri ahmad saa’dat da greve katıldı. dünyanın birçok yerinde filistinliler, esirlerle dayanışma amacıyla tuzlu su içerken çekilmiş videolarını paylaşıyor. (#saltwaterchallenge, hashtagiyle arayabilirsiniz.)



 



esirlerin en önemli iki talebi tecrit ve idari tutukluluk uygulamalarının kaldırılması. idari tutukluk israil’e mahsus bir uygulama ve herhangi bir suç isnat etmeden ve yargılamadan tutuklama anlamına geliyor. daha önce birçok esir idari tutukluluklarına son vermek için açlık grevi yürütmüştü. diğer talepler arasında, dışarıyla telefon görüşmelerinin sağlanması, aile görüşlerinin kısıtlama olmadan ve tüm yakınları kapsayacak şekilde yapılması, esirlerin eğitimlerine devam etmelerine imkân tanınması ve yaşam koşullarının düzeltilmesi var. çünkü hapsetmek yeterince ağır bir ceza ama iktidarlara yetmiyor, bir de hapiste eziyet ediyorlar.



 



israil yetkilileri esirleri zorla besleyeceklerini, bu israil yasalarına aykırı olduğu için adını sakladıkları başka bir ülkeden hekimler getireceklerini açıkladı. zorla beslemenin, bir insanın kendi bedeniyle ilgili iradesini ihlal etmek anlamına gelmesinin yanı sıra, uzun süreli açlık b1 vitamini olmaksızın glikoz verilerek sonlandırıldığında wernicke-korsakof hastalığına yol açıyor.



 



dünyanın her yerinde filistinli esirlerin açlık greviyle dayanışma eylemleri yapılıyor. bu arada 20. yüzyılın en önemli figürlerinden, ilk kadın gerillalarından, filistin’in ilk “fedayin”lerinden, fhkc politbüro üyesi, yıkılmaz çınar leyla halid ve bir grup filistinli kadın, esirlerle dayanışmak için açlık grevine başladı. tam da nakba’nın yani 15 mayıs 1948’de filistinlileri evlerinden, yurtlarından eden büyük felaket’in yıldönümü yaklaşırken.



 



bu sırada ankara’da nuriye gülmen ve semih özakça, açlık grevinde 60’lı günlere yani kritik aşamaya geldiler. başta sendikalar olmak üzere her kesimin sahip çıkması gereken “işten atılma” konusunun bu iki insanın canı pahasına gündemde tutulması, üzerinde durulması gereken bir konu. işinden olan öğretmenler ve öğretim görevlileri konusu muhalefetin ezici bir çoğunluğu tarafından sınıfsal bir mesele olarak değil, öğrencilerinin onların verdikleri hizmetten mahrum kalması üzerinden ele alındı, maalesef. bu iki emekçi açlık grevinden başka bir yol göremeyecek noktaya geldiyse burada sorumluluğu olan çok fazla kurum ve insan var. keşke açlık grevi yerine örneğin grevler örgütlenebilseydi.



 



öte yandan, açlık grevi yapan insanlara verilecek en kötü tepki eylemi bırakmalarını önermek. bir insan 50-60 gün aç kalarak bir sonuç almaya çalışıyor, bunun zaten bedeninde kalıcı izleri olacak, ona bu bedeli hiçbir sonuç almadan ödemesini öneriyorsunuz! ve karşısındaki güçler de onun açlık grevini bitirmesini umuyor, yani onlarla aynı şeyi söylüyorsunuz. ve neden? çünkü durum sizi üzüyor; yani kendinizle ilgili sebeplerle! oysa açlık grevini bırakan (belli bir sonuç aldığına inandığı için sonlandıran demiyorum) her insan bir sonraki açlık grevcilerinin işini zorlaştırır çünkü ‘daha önce bırakan olmuştu, belki bunlar da bırakır’ fikrini yaratır.



 



açlıkla baş etmenin güçlüğü bir yana, insanın canından, sağlığından vazgeçmesi dünyanın en zor kararlarından biri. tercihine katılmasak bile bunu göze alanların mücadelesine saygı duymak, eleştirel dayanışmayı hatırlamak ve bunun, bazen de sözünü sonraya bırakarak dayanışmak olduğunu hatırlamak gerek, bence.



 



Özgürlükçü Demokrasi