Kaldır başını kan uykulardan / Böyle yürek böyle atardamar / Atmaz olsun / Ses ol ışık ol yumruk ol
Geçenlerde bir kabus gördüm. Sizlerle de paylaşmak isterim, hayır mı şer mi?..
Kabusumda bir ülkede 17 aylık bir bebeğe …… yazamıyoruz bile!.. 3 yaşındaki bebeğe taciz… Ahlaksız tekliflerin “herşey çocuğum için..” makyajları ile kabul edildiği… İstihbarat teşkilatlarının cirit attığı… Bin bir türlü dolabın, işkencenin, adam kaçırmanın meşrulaştırıldığı… Belli bir kültürün aşk, sevgi, intikam, vs. anlayışlarının dikte edilip topluma kabul ettirildiği diziler özel tv kanallarını doldurmuş… Dedikodu programları akşam yemeğinden sonra zevkle ya da aç karnına en başta izlenen programlar olmuş… Zevk için adam öldüren canilerin yaşadığı, zevk için işkence yapılan topraklarmış buraları.
“Neler oluyor, bu kokuşma nereye gidiyor?” diye bağıranlar, karanlıklar ülkesine çevrilmek istenen bu topraklarda zindanlara kapatılıyor, ülkenin aydınlığa ulaşması engelleniyormuş.
Yurda yerleştirilen kızın uyuşturucu komasında olduğu, eşini çaydanlıkla döven insanların ülkesiymiş bu yer… Sürekli değiştirilen gündemler… Isıtılıp ısıtılıp piyasaya çıkarılan devirdaim makineleri, darbe söylentileri… İntihar eden savcılar, uyuşturucuyla erken yaşlarda tanışmaya başlayan ve gelecekten umutsuz ve “geleceğimiz” denilen batakta bir gençlik varmış bu coğrafyada…
Kimi mesleksizlikten, geleceksizlikten din avcılarının tuzağına çoktan düşmüş, modern medrese kıvamında yurtlarda beyni din tüccarlarınca yıkanıyor, öte yandan ırkçı-milliyetçi ideoloji ile gelecekteki sömürüyü garantilemek için çatışma zihniyeti ile komşusuna düşman edilen acınası bir cahillik içinde milliyetçi, dinci çatışmaların yakıtı durumunda bir kitle ile ellerini gelecekteki savaşlar için ovuşturan bir iğrenç ezenler topluluğu varmış…
Karabasandan uyandığımı sandığımda bu gördüğüm şeyler bana bir yerleri çağrıştırdı. “Bir şeyler okuyup rahatlarım” dedim ama ne mümkün!
En basit olaylarda bile ölümle sonuçlanan çatışmalar, trafikte yol vermeme yüzünden çıkan çatışmada ölen insanlar, sahte ambulansla insanları soyanlar, kapkaççılar, ne kadar rezillik varsa bir fazlası, hatta literatüre girmemiş çeşitte rezillikler…
Ata tecavüz eden mühendis mi ararsınız, katledilen bir çevre, “futbol taraftarlığı” adı altında uyutulup düşman edilen kitleler, savaş gibi maçlar…
Ve daha niceleri… İnanın bir araştırma yapmaya gerek bile duymazsınız bu haberleri derlemek için…
Renkli yalan matbaasının pembe hayaller çığırtkanı gazetelerinden herhangi birini alın açın ya da arşiv arama motoruna “şiddet, vahşet, cinayet, çevre, spor” gibi anahtar sözcüklerden birini yazın… Sizce böyle bir ülkede yaşamak ne anlama geliyor… Bu yaşam tarzı, bu kültür ve var olan ilişkiler kimin eseri!?
Sosyologlar ellerinde var olan metod ve verilerle Türkiye’yi tanımlayamadıklarını yazdılar geçenlerde. Bizce yanlış! Biz tanımlayabiliyoruz. Bu dehşet içinde kaybolan ülke, bir sömürü ve rant cenneti… En basitinden bir tanım size…Dincisi, milliyetçisi, resmi ideoloji bekçisi ile Kürt düşmanı, işçi düşmanı, din pazarlamacısı modern maskeler içinde bir Ortaçağ hapishanesi…