İş bırakılmadı ama alanlara çıkıldı!

KESK'in birçok ilde yaptığı iş bırakma eylemi kapsamında İstanbul'da alana 3 bin kişi çıktı. Üst başlık bütçe olsa da emekçiler; eğitim ve sağlığın piyasalaştırılmasından grevli toplu sözleşme hakkına kadar sosyal yıkımın birçok yönünü dile getirdiler.

GÜNCEL
Perşembe, 14 Aralık 2006 (19 yıl 10 ay önce)

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) 2007 bütçesine karşı birçok ilde iş bırakma eylemi yaptı. Eylemin üst başlığı bütçe olmasına rağmen emekçiler; eğitim ve sağlığın piyasa koşullarına açılmasından kayıt dışı ekonomiye, grev ve toplu sözleşme hakkının kullanımına kadar sosyal yıkımın birçok yönünü dile getirdiler. Eyleme TTB de destek verdi.

İstanbul'daki eylem saat 12:30'da Unkapanı'ndaki eski KESK binası önünden başladı. Çoğunluğunu Eğitim-Sen'lilerin oluşturduğu kortejde yaklaşık 2 bin emekçi vardı. Emekçiler çeşitli flama, döviz ve pankartlar açarak Saraçhane Meydanı'na doğru yürüyüşe geçtiler. Flama ve dövizlerde F tipi tecritten sözleşmeli çalışmanın kaldırılmasına, ABD'nin Irak işgalinden parasız sağlık ve eğitime kadar birçok talep dile getirildi.

Yürüyüş güzargahının üzerinde bulunan SSK Bölge Çalışma Müdürlüğü önünde asgari ücret protestosu yapan DİSK üyelerinin ve diğer koldan yürüyüşe geçen emekçilerin de katılmasıyla sayı 3 bini buldu.

Saraçhane Meydanı'nda toplanan işçi ve emekçilere hitaben ilk konuşmayı İstanbul Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Eğitim-Sen 3 No'lu Şube Başkanı Dursun Yıldız yaptı. Yıldız 13 Kasım-1 Aralık tarihleri arasında ülke çapında yaptıkları referandum sonucunda emekçilerin istemlerinin ortaya çıktığını belirterek referandum taleplerini aktardı. Sosyal yıkım saldırısının çeşitli boyutlarına değinen taleplerin yanında referandum sonucunda emekçilerin yüzde 92'sinin bütçeye "Hayır" dediğini vurguladı.

[foto]kesk-isbirakma-ist2.jpg[/foto]

Ardından KESK MYK Üyesi Sevgi Göyçe bir açıklama yaptı. Göyçe yaşanan sorunları şu şekilde ortaya koydu:

Gelir dağılımındaki adaletsizlik derinleşiyor, vergi yükü emekçilerin sırtına yükleniyor. Ücretlerde erime sürüyor. Yönetimde keyfilik ve hukuksuzluk bizleri mağdur ediyor. Bütçe verileri göstermektedir ki zengin daha zenginleşecek, bizlerin hayatı ise daha çekilmez hale gelecektir. İşsizlik ve yoksulluk derinleşecek, ücretlerimiz, çalışma koşullarımız kötüleşecek. Bugün ülkemizde her çocuk 7200 dolar borçla doğuyor. En temel haklara eğitim-sağlık ve sosyal güvenliğe bütçeden pay azaltılıyor.
Göyçe bu eylemden aldıkları güçle alanlara döneceklerini ve mücadeleyi büyüteceklerini vurguladı. Göyçe ayrıca ölüm orucunun 250. günündeki Av. Behiç Aşçı ve tecrit sorununa da değindi, ardından “Tecriti Kaldırın Ölümleri Durdurun” sloganı atıldı.

Bir dayanışma örneği de tutuklanan Limter-İş ve Tekstil-Sen yöneticilerinin serbest bırakılması talebinin dile getirilmesiyle sergilendi.

Eylemde TMMOB, DİSK ve TTB adına da birer konuşma yapıldı. Eylem Ferhat Tunç'un söylediği parçalarla son buldu. Eylemde DİSK'e bağlı sendikalar temsilci düzeyinde katılırken Nakliyat-İş ve Genel-İş ise üyelerini de kattı.

Eylem iş bırakma eylemi olarak geçse de konuştuğumuz emekçiler bunun iş bırakma olmadığını; örneğin bir SES üyesi kendi bölgelerinden 50 kişin katıldığını ve ancak bunların 14'ünün fili olarak işi bırakıp geldiğini söyledi. Tüm Bel-Sen, BES, SES gibi sendikalar, eyleme belirgin bir katılım gösterseler de eyleme asıl olarak Eğitim-Sen'in ağırlığı hakimdi. Eğitim-Sen içerisinde nispeten genç üyelerin katılımı gözlenirken diğer sendikalardaki katılım profilini, geleneksel üyeler oluşturdu.

Bu üyelerse emekçi memur hareketindeki tıkanmayı ağır bir biçimde yaşayan ve umudu fazla kalmamış, yorgun, ancak yine de sendikal mevzide kalan kesimlerdi. Bu nedenle de eylemin bütçe, özelleştirme, paralı sağlık ve eğitim gibi can alıcı konularda olması, bu kesimlerdeki ve eylemdeki cansızlığı gideremedi. Keza eylemin bir nevi öylesine yapılıyor olması, sınırları zorlamayan her zamanki tarzı da cansızlığı belirleyen diğer etkendi...