Sayımızın ağırlık noktalarını doğal olarak kavganın doruklarını temsil eden 15-16 Haziran ve Gezi'nin yıldönümü oluşturuyor
Türkiye’nin toplumsal mücadele tarihinin iki zirve noktasını andığımız bugünlerde, baskı ve zorun katmerlenmesi kadar patlama dinamiklerinin de birikmesi ve umulmadık noktalardan filizlenmesine tanık oluyoruz.
Haziran-Gezi İsyanı‘nın kitleselliği, yaygınlığı, sürekliliği ve yaratıcılığını 15-16 Haziran‘ın sınıf karakteri ve militanlığıyla buluşturmamız gereken zamanlardayız. Bu zirvelerin esinleyici yönlerinden olduğu kadar eksiklik ve zaaflarından da çıkarılan dersleri içeren ‘yeni bir sentez’e ihtiyacımız var.
Bu sayımızın ağırlık noktalarını doğal olarak kavganın doruklarını temsil eden bu iki yıldönümü oluşturuyor. Her iki konuyu işlemeyi önümüzdeki sayımızda da sürdüreceğiz.
Bu konular dışında ilginizi çekeceğini düşündüğümüz yazılar da bulacaksınız:
Genç bir yoldaşımızın kaleminden çıkan “Hausmann’ın ruhu” yazısında kentsel dönüşümün burjuvazinin ihtiyaçlarıyla olan ilişkisini, kitlelerin yaşam alanlarının nasıl vahşi bir talanla yeniden biçimlendirildiğini bulacaksınız.
“Kadın bedeni…”nin bu topraklarda sınıf düşmanımız burjuvazi ve erkek egemen kodlarla en hoyrat saldırılara uğradığını, savaşlarda, iç savaşlarda ‘ganimet’ olarak görüldüğünü çarpıcı çizgilerle resmediyor ‘Ekmek ve Gül’ sayfasındaki yazımız. Körüklenen fuhuş, sessizlikle boğulan tecavüzlerin de gösterdiği gibi kadın özgür olmadan toplumun çürümesi engellenemez!
Kültür-Sanat sayfamızda yer verdiğimiz “Yurttaş Brych”yazısı ise, bir kitap tanıtımının ötesine geçerek okuyanın önüne yeni pencereler açan bir değerlendirme. Konu Çekoslovakya’da geçse de o aslında “vatansız” bir roman. Hayalleri ve çelişkileriyle bir film karesi gibi resmedilen karakterleriyle insana çok şey söylüyor. 1917 Ekim devriminin 100. yılına girerken mutlaka okunması gereken devrim romanlarından biri.
Gelecek sayımızda buluşmak üzere…
